ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
Klinik Psikiyatri Dergisi - J Clin Psy: 25 (3)
Cilt: 25  Sayı: 3 - 2022
EDITÖRDEN
1.
Yeni ruhsal hastalıkları aşırı mı üretiyoruz yoksa bir şeyleri gözden mi kaçırıyoruz: Tanı kılavuzlarında yer almayan tanılar (tur, eng)
Are we over-generating new mental disorders or missing something: Disorders which are not in diagnostic manuals (tur, eng)
Oğuzhan Herdi
doi: 10.5505/kpd.2022.22308  Sayfalar 240 - 243
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
Nötrofil-lenfosit oranı ve trombosit dağılım genişliği: Adolesan depresyonunda potansiyel yeni bir periferik biyobelirteç (eng)
Neutrophil-to-lymphocyte ratio and platelet distribution width: A potential new peripheral biomarker in adolescent depression (eng)
Masum Öztürk, Yekta Ozkan, Şermin Yalın Sapmaz, Hasan Kandemir
doi: 10.5505/kpd.2022.48091  Sayfalar 244 - 251
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, nötrofil-lenfosit oranı (NLR), platelet-lenfosit oranı (PLR) ve hemogram parametrelerinin değerlendirilerek adolesan depresyonunun altta yatan patofizyolojisinde inflamasyonun rolünü değerlendirmek ve ayrıca depresyon şiddeti ile inflamatuar parametreler arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif çalışmaya, majör depresif bozukluğu (MDB) olan 93 hasta ve 65 sağlıklı kontrol alındı. Ayrıca tanı tarihi, DSM-5 tanı kriterlerini kullanarak hastaneye başvuru sırasında tanı, komorbid fiziksel ve psikiyatrik hastalık, ilaç kullanımı, daha önce psikiyatrik tanı varlığı, intihar girişim öyküsü gibi klinik özellikleri belirlendi. Ayrıca çalışmada yer alan olguların hastane veri sisteminde yer alan hemogram parametreleri kullanıldı.
BULGULAR: NLR ve platelet dağılım hacmi (PDW) hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p<0.05). NLR ile depresyon şiddet ölçeği arasında zayıf düzeyde anlamlı pozitif korelasyon (p=0.039, r=0.165), PDW ile depresyon ölçek skorları ile depresyon şiddet ölçeği toplam skorları arasında pozitif korelasyon (sırasıyla p<0.001, r= 0.317; p<0.001, r=0.320) saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: NLR ve PDW'nin MDB'li hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı ve düşük dereceli inflamasyonun MDB patofizyolojisinde muhtemel rolünü desteklemektedir. Gelecek yıllarda prospektif, hemogram parametrelerinin proinflamatuar sitokinlerle birlikte değerlendirildiği çalışmaların yapılması ergenlerde majör depresif bozukluğun etiyolojisindeki inflamasyon ve platelet aktivasyonunun rolünü daha net aydınlatacaktır.


INTRODUCTION: The aim of this study is to evaluate the role of inflammation in the underlying pathophysiology of adolescent depression by evaluating neutrophile-lymphocyte ratio (NLR), platelet-lymphocyte ratio (PLR) and hemogram parameters and also to determine whether there is a relationship between depression severity and inflammatory parameters.
METHODS: This retrospective study was carried out on 93 major depressive disorder (MDD) patients and 65 healthy control. Clinical features such as diagnosis date, diagnosis during admission to hospital using DSM-5 diagnostic criteria, comorbid physical and psychiatric illness, drug use, previous psychiatric diagnosis, history of suicide attempt were determined. In addition, hemogram parameters of the participant included in the study in the hospital data system were used.
RESULTS: NLR and platelet distribution width (PDW) were found to be statistically significantly higher in the patient group than in the control group (p<0.05). A weakly significant positive correlation (p=0.039, r=0.165) was found between NLR and depression severity scale; a positive correlation was found between PDW and depression scale scores and depression severity scale total scores (p<0.001, r= 0.317; p<0.001, r=0.320, respectively).
DISCUSSION AND CONCLUSION: NLR and PDW were found to be significantly higher in patients with MDD than in healthy controls, and it supports the possible role of low-grade inflammation in the pathophysiology of MDD. In the next years, prospective studies in which hemogram parameters are evaluated together with proinflammatory cytokines will more clearly illuminate the role of inflammation and platelet activation in the etiology of MDD in adolescents.



3.
Papiller tiroid kanserli hastalarda radyoaktif iyot tedavi öncesi distres ve ilişkili faktörler: Algılanan sosyal destek distresi predikte eder mi? (eng)
Distress and related factors in patients with papillary thyroid cancer just before the radioactive iodine therapy: Does perceived social support predict distress? (eng)
Hayriye Dilek Hamurcu, İbrahim Özer, Gülin Uçmak, Ali Çayköylü, Özgür Ahmet Yüncü
doi: 10.5505/kpd.2022.65983  Sayfalar 252 - 259
GİRİŞ ve AMAÇ: Papiller tiroid kanserli hastaların tedavisinde uygulanan Radyoaktif iyot tedavisi (RIT) izolasyon gerektirdiğinden bu dönemdeki distres klinisyenin baş etmekte zorlandığı bir konudur. Bu nedenle, RIT öncesinde distres prevalansını ele almayı ve distres ile ilişkili bazı sosyodemografik ve klinik faktörleri incelemeyi, distres ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkiyi belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 143 hastanın psikiyatrik muayenesi yapıldı. Distres termometresi (DT), Hastane Anksiyete Depresyon ölçeği (HADÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) uygulandı. DT'de kesme puanı 4 ve üzerinde olanlar distres (D) grubuna dahil edildi.
BULGULAR: Distres yaygınlığı %78 idi. Distresi olanlarda düşük ve yüksek gelir, ek fiziksel hastalık, psikopatoloji daha fazla, anksiyete ve depresyon puanları daha yüksek, ÇBASDÖ puanları daha düşüktü. Aile sorunları, fiziksel sorunlar ve depresif semptomlar distresi predikte etmekteydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tiroid kanseri hastalarında RIT'den hemen önce distres prevalansı yüksektir. Distresi olanlarda psikopatoloji, anksiyete ve depresif belirtiler daha sık görüldüğünden klinisyenin RIT öncesi psikiyatri konsültasyonu istemesi izolasyon sürecinde distres ile baş etmeyi kolaylaştıracaktır. Sosyal desteğin olumsuz yönü olarak değerlendirilebilecek aile sorunlarının distresi yordadığı görülmektedir. Fiziksel sorunlar ve depresif semptomlar da distresi predikte ettiğinden, distresi değerlendirirken tıbbi ve psikososyal faktörlerin bir bütün olarak ele alınması önemlidir.
INTRODUCTION: Since radioactive iodine therapy (RIT) applied in the treatment of patients with papillary thyroid cancer requires isolation, the distress in this period is a difficult issue for the clinician to cope with. Therefore, we aimed to address the prevalence of distress just before RIT, to examine some sociodemographic and clinical factors associated with distress, and to determine the relationship between distress and perceived social support.
METHODS: Methods: Psychiatric examination of 143 patients was performed. Distress thermometer (DT), hospital anxiety depression scale, The Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS) were applied. Those with a cut-off score of 4 and above in DT were included in the distressed group.
RESULTS: The prevalence of distress was 78%. Those with distress had more psychopathology, low and high income, comorbid physical illness, higher anxiety and depression scores, and lower MSPSS scores. Family problems, physical problems and depressive symptoms were predictors of distress.

DISCUSSION AND CONCLUSION: Prevalence of distress is high among thyroid cancer patients just before RIT. Since psychopathology, anxiety, and depressive symptoms are more common in D group, the clinician's request for psychiatric consultation before RIT will facilitate coping with the distress during the isolation process. On the other hand, family problems, which can be considered as the negative aspect of social support, seem to predict distress. Since physical problems and depressive symptoms also predict distress, it is important to consider the medical and psychosocial factors as a whole when assessing the patient's distress.

4.
Bilişsel esneklik ve COVID-19 ile ilgili psikolojik sıkıntı arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkiler: Uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü (eng)
Direct and indirect relationships between cognitive flexibility and COVID-19 related psychological distress: The mediating role of maladaptive cognitive emotion regulation strategies (eng)
Senanur Sayınta, Hatice Nur Koçak, Hande Kaynak
doi: 10.5505/kpd.2022.74875  Sayfalar 260 - 269
GİRİŞ ve AMAÇ: COVID-19 pandemisinin bireylerin zihinsel sağlığı üzerinde dikkate değer etkileri bulunmaktadır. COVID-19 pandemisi süresince, COVID-19 geçirmemiş sağlıklı bireylerde zihinsel sağlık sorunlarının ve psikolojik sıkıntının arttığı kaydedilmiştir. Çalışmanın amacı, bilişsel esneklik ve COVID-19 ile ilişkili psikolojik sıkıntı arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünü halen devam etmekte olan pandemi sürecinde incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Katılımcılar 18-25 yaş arası COVID-19 geçirmemiş sağlıklı 351 genç yetişkinden (%86 kadın ve %14 erkek) oluşmaktadır. Katılımcılar Bilişsel Esneklik Envanteri, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve COVID-19 Psikolojik Sıkıntı Ölçeği’nden oluşan öz-bildirim ölçeklerini tamamlamıştır. Aracılık analiziyle, bilişsel esneklik ve COVID-19 ile ilişkili psikolojik sıkıntı arasındaki toplam, doğrudan ve dolaylı etkiler değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Korelasyon analizleri, bilişsel esneklik-kontrol boyutunun hem COVID-19 ile ilişkili psikolojik sıkıntı hem uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile negatif ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca, uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve COVID-19 ile ilişkili psikolojik sıkıntı pozitif ilişkili bulunmuştur. Çalışmanın örnekleminde, aracı değişken analizleri bilişsel esneklik ve COVID-19 ile ilişkili psikolojik sıkıntı arasında, uyumsuz duygu düzenleme stratejilerinden kendini suçlama, kabullenme, ruminasyon, felaketleştirme ve başkalarını suçlamanın tam aracı rolleri olduğunu göstermiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmanın bulguları, bireylerin uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ne kadar az kullanırlarsa COVID-19 ile ilişkili psikolojik sıkıntıyı o kadar az yaşadığının önemini vurgulayarak, araştırmanın düşük seviyede bilişsel esneklik-kontrol boyutuna sahip olan COVID-19 geçirmemiş sağlıklı bireylere yönelik geliştirilecek psikolojik müdahale programlarının oluşturulmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
INTRODUCTION: The effects of the COVID-19 pandemic are remarkable on individuals’ mental health. During the COVID-19 pandemic, there is an increase in mental health problems and psychological distress in uninfected healthy people. The present study aimed to examine the mediator role of maladaptive cognitive emotion regulation strategies in the relationship between cognitive flexibility and COVID-19 related psychological distress experienced during the current pandemic.
METHODS: The sample consisted of 351 young adults (86% female and 14% male) who were not infected with COVID-19 aged between 18 to 25 years old. Participants completed the self-report questionnaires, including the Cognitive Flexibility Inventory, Cognitive Emotion Regulation Questionnaire, and COVID-19 Related Psychological Distress Scale. Mediation analysis estimated total, indirect, and direct effects between cognitive flexibility and COVID-19 related psychological distress.
RESULTS: The correlation analyses showed that cognitive flexibility - control dimension was negatively associated with both COVID-19 related psychological distress and maladaptive cognitive emotion regulation strategies. Also, maladaptive cognitive emotion regulation strategies and COVID-19 related psychological distress was found to be positively correlated. In the study sample, the results of the bootstrap mediation indicated that maladaptive cognitive emotion regulation strategies, including self-blame, acceptance, rumination, catastrophizing, and blaming others, fully mediated the relationship between cognitive flexibility - control and COVID-19 related psychological distress.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our findings would help psychological interventions designed for COVID-19 uninfected healthy people who have lower-level cognitive flexibility - control dimension by highlighting the prominence that the fewer people use maladaptive cognitive emotion regulation strategies, the less they feel COVID-19 related psychological distress.

5.
Zihinsel Yetersizliğe Yönelik Tutumlar Anketi (ZYYTA)-Kısa Form Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliği (eng)
The validity and reliability of the Turkish Version of Attitudes Toward Intellectual Disability Questionnaire (ATTID) – Short Form (eng)
Sevil Akbulut Zencirci, Selma Metintas, Ferdi Kosger, Meral Melekoğlu
doi: 10.5505/kpd.2022.39297  Sayfalar 270 - 277
GİRİŞ ve AMAÇ: Sağlık hizmeti ihtiyaçlarının fazlalığına karşılık Zihinsel Yetersizlik (ZY)’i olan bireyler sağlık hizmetlerine erişimde yetersizlikler yaşamaktadır. Toplumun ve sağlık personelinin ZY’e yönelik tutumlarının değerlendirilmesi, ZY’i olan bireylerin topluma dahil olmasını etkileyen faktörlerin ve bu bireylere verilen hizmetlerin etkinliğinin belirlenmesi açısından önemlidir. Çalışmanın amacı tutumun bilişsel, duygusal, davranışsal boyutlarından oluşan Zihinsel Yetersizliğe Yönelik Tutumlar Anketi (ZYYTA)-Kısa Form’un Türkçeye uyarlanarak geçerlik güvenirliğinin değerlendirilmesiydi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma 2019 yılında öğrenim gören 1-6. Sınıf tıp fakültesi öğrencilerinde yapılan metodolojik tipte bir araştırmadır. Verilerin analizinde açımlayıcı faktör analizi, eş zamanlı uygulanan ölçek korelasyon analizi, Cronbach alfa ve test-tekrar test korelasyon analizi kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmada açımlayıcı faktör analizi sonucunda maddeleri anketin orijinal maddeleriyle uyumlu olan beş faktör belirlenmiştir. Beş faktörde maddelerin faktör yükleri 0.33-0.80 arasında olup, beş alt alan toplam varyansın % 52.49’ini açıklamaktaydı. Yapılan güvenirlik analizi sonucunda ZYYTA-Kısa Form’un alt alanlarında Cronbach alfa katsayısı 0.76-0.87 arasında değişmekte olup anketin tamamında 0.88 idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, ZYYTA-Kısa Form’un geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesine yönelik yapılan analizlerde, anketin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu kabul edildi.
INTRODUCTION: Despite the excessive healthcare needs, persons with Intellectual Disability (ID) experience an inadequate access to healthcare services. Evaluating the attitudes of health personnel and community toward ID is important in terms of determining the factors affecting the social inclusion of persons with ID and the effectiveness of the services provided to these persons. The aim of this study was to adapt the Attitudes Toward Intellectual Disability Questionnaire (ATTID)-Short Form to Turkish, which consists of cognitive, emotional and behavioural dimensions of attitude, and to evaluate its validity and reliability.
METHODS: This study is a methodological type of research conducted on 1-6th grade medical faculty students studying in 2019. Exploratory factor analysis, simultaneously applied scale correlation analysis, Cronbach's alpha and test-retest correlation analysis were carried out in data analyses.
RESULTS: In this study, as a result of the exploratory factor analysis, five factors were determined whose items were compatible with the original items of the questionnaire. The factor loads of the items in the five factors were between 0.33-0.80, and five factors explained 52.49% of the total variance. As a result of the reliability analysis, the Cronbach’s alpha coefficient in the factors of the Turkish version of the ATTID-Short Form varied between 0.76-0.87, and it was 0.88 in the whole questionnaire.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Analyses conducted to determine the validity and reliability of the Turkish version of the ATTID-Short Form demonstrated that the questionnaire was accepted as a valid and reliable measurement tool.



6.
İstanbul’daki kamu sağlık çalışanlarının ruh sağlığı sorunu olan bireylere yönelik inançları (tur)
Beliefs of health workers in Istanbul towards individuals with mental health problems (tur)
Özlem Özaydın, Hande Perk Gürün, Sabanur Çavdar, Seda Tanrıverdi, Begüm Dağ, Seçil Yüzal, Osman Akay
doi: 10.5505/kpd.2022.34033  Sayfalar 278 - 288
GİRİŞ ve AMAÇ: İstanbul’da kamuda görev yapan sağlık çalışanlarının ruh sağlığı sorunu olan bireylerle ilgili inançları ve görüşlerinin sosyal içerme perspektifiyle değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kesitsel tipteki bu araştırma İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün “LinkingPartners: Ruh Sağlığı Sorunu Olan Kişilerin Sosyal İçermesi için İyi Uygulamaları Paylaşacak Ortakları Bir Araya Getirme” Erasmus+ Mesleki Eğitim Stratejik Ortaklık Projesi’nin (2018-1-TR01-KA202-058379) saha araştırmasıdır. Kurum içi resmi duyuru kanallarıyla yapılan araştırmaya gönüllü olarak katılan 588 sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikler ve konuyla ilgili görüşlerini araştıran 25 soru sorulmuş ve “Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği” (RHYİÖ) uygulanmıştır. RHYİÖ puanında artış olumsuz inanç göstermektedir.
BULGULAR: Katılımcıların RHYİÖ puanı 49,2±17,3; alt ölçek puanları ise “Çaresizlik, kişilerarası ilişkilerde bozulma” için 25,9±10,5; “Tehlikelilik” için 21,6±7,0; “Utanma” için 1,6±2,2’dir. Ölçek puanları cinsiyet, meslek grubu, eğitim düzeyi, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, kendisinde veya bir yakınında tanı konulmuş ruhsal hastalığı olma durumuna göre farklıdır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İstanbul’daki kamu sağlık çalışanlarının ruh sağlığı sorunu olan bireylere yönelik olumsuz inançlarının orta düzeyde olduğu; çoğunun ruh sağlığı hizmetlerinin daha toplum temelli olması görüşüne katıldığı; sosyal içerme konusunda eğitim ihtiyaçları olduğu söylenebilir. Bu çalışma hem sağlık meslek mensupları hem de sağlık kurumlarında çalışan sağlık dışı meslek mensuplarını içerdiği için literatürdeki çalışmalara göre daha kapsayıcıdır.
INTRODUCTION: The aim of the study is to evaluate the beliefs and thoughts of healthcare workers in Istanbul about individuals with mental health problems from a social inclusion perspective.
METHODS: This cross-sectional study is the field research of a Strategic Partnership for Vocational Education and Training Erasmus+ Project named "Linking Partners: Linking Partners to Share Good Practices for Social Inclusion of People with Mental Health Problems" (2018-1-TR01-KA202-058379) coordinated by Istanbul Provincial Health Directorate. Healthcare workers who voluntarily participated in the research conducted through official announcement channels were included (n=588). Questions investigating sociodemographic characteristics and the views of the participants on the subject were asked, and the “Beliefs Towards Mental Illness Scale” (BMI) was applied. An increase in BMI score indicates negative belief towards individuals with mental health problems.
RESULTS: The participants’ BMI score was 49.2±17.3; subscale scores were 25.9±10.5 for "incurability/poor social and interpersonal skills"; 21.6±7.0 for “dangerousness”; 1.6±2.2 for “embarrassment”. BMI scores differ according to gender, occupational group, education level, marital status, having a child, and having a diagnosed mental illness in himself/hersel for a relative.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The negative beliefs towards individuals with mental health problems of healthcare workers working at public institutions in Istanbul are moderate; most of them agreed with the view that mental health services should be more community-based; It can be said that there is a need for training on social inclusion. Since this study includes both healthcare professionals and non-health professionals working in healthcare institutions, it is more inclusive than studies in the literature.

7.
Erkek Depresyon Risk Ölçeği ve Cinsiyete Duyarlı Depresyon Ölçeği’nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması (tur)
Validity and reliability study of the Turkish Version of The Male Depression Risk Scale and The Gender-Sensitive Depression Scale (tur)
Emre Mısır, Sedat Batmaz, Meral Oran Demir
doi: 10.5505/kpd.2022.67355  Sayfalar 289 - 299
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada Erkek Depresyon Risk Ölçeği (EDRÖ) ve Cinsiyete Duyarlı Depresyon Ölçeği (CDDÖ)’nün Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Yozgat Şehir Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’ne başvuran ve majör depresif bozukluk tanı ölçütlerini karşılayan 108 hasta ve 98 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara EDRÖ, CDDÖ ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) ölçekleri verilmiştir. Geçerlilik analizleri için açıklayıcı faktör analizi, korelasyon analizleri, gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U ve t-testleri kullanılmıştır. Hasta-sağlıklı grupları ayırt ediciliğini test etmek için ROC analizi yapılmıştır. Güvenilirlik için iç tutarlılık katsayısı ve madde-toplam puan korelasyonları hesaplanmıştır.

BULGULAR: Açıklayıcı faktör analizi sonrasında her iki ölçek için üç faktörlü çözüm elde edilmiştir. Bu faktörler EDRÖ için Alkol, Madde ve Depresyon; CDDÖ için Disfori-İrritabilite, Dürtüsellik-Utanç, Alkol alt boyutları olarak isimlendirilmiştir. Madde faktör yükleri EDRÖ’de 0,347-0,893, CDDÖ’de 0,377-0,962 arasında bulunmuştur. Ölçekler birlikte ve ayırt-edici geçerlilik açısından geçerli olduğu gösterilmiştir. Aynı zamanda ölçekler güvenilir bulunmuş olup iç tutarlılıkları katsayıları EDRÖ ve CDDÖ için sırasıyla 0,912 ve 0,917 bulunmuştur. Alt ölçeklerin güvenilirlikleri de kabul edilir düzeydedir. Her iki ölçek için alkol ve madde boyutları dışındaki alt ölçek puanları kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. ROC analizi sonucunda hastaları kontrollerden ayırt etme gücü açısından eğri altında kalan alan EDRÖ 0,847 ve CDDÖ için 0,868 olup ayırt ediciliğin mükemmel düzeyde olduğu görülmüştür.

TARTIŞMA ve SONUÇ: EDRÖ ve CDDÖ Türkçe formlarının geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür. Erkek tipi depresyon belirtilerinin kadınlarda daha fazla görülmesi bu belirtilerin erkeklere özgü olmadığını, dışsallaştırma belirtilerinin baskın olduğu ayrı bir tipe işaret ettiklerini göstermektedir. Bu ölçeklerin erkek tipi depresyon ile ülkemizde yapılacak çalışmalar açısından değerli ve kullanışlı olduğu düşünülmektedir

INTRODUCTION: The aim of the present study was to investigate the Turkish validity and reliability of the Male Depression Risk Scale (MDRS) and the Gender-Sensitive Depression Scale (GSDS).


METHODS: 108 patients met the diagnostic criteria for major depressive disorder applied to Tokat Gaziosmanpasa University Faculty of Medicine and Yozgat City Hospital Psychiatry Clinic and 98 healthy controls were included in the study. All participants were given the MDRS, GSDS, and the Brief Symptom Inventory (BSI) self-report scales. Explanatory factor analysis, correlation analyzes, and Mann-Whitney U and t test were used for disciriminant-convergent validity. Internal consistency coefficient and item-total score correlations were calculated for reliability. ROC analysis was conducted to show how much the scales differentiates the patient and the healthy control group.
RESULTS: Three-factor solution was obtained for both scales. These factors are Alcohol, Substance and Depression for MDRS; Dysphoria-Irritability, Impulsivity-Shame, and Alcohol for GSDS. Item factor loads were between 0.347-0.893 in MDRS and 0.377-0.962 in GSDS. The scales have been shown to be valid in terms of convergent and discriminant validity. At the same time, the scales were found to be reliable, and the internal consistency coefficients were 0.912 and 0.917 for MDRS and GSDS, respectively. The reliability of the subscales is also at an acceptable level. Subscale scores for both scales, except alcohol and substance dimensions, were significantly higher in women. The area under the curve was 0.847 for MDRS and 0.868 for GSDS in the ROC analysis.
.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The analyses revelaed that Turkish forms of MDRS and GSDS were valid and reliable. Male-type depression symptoms were not specific to men, but the results pointed to a separate type in which externalizing symptoms are dominant. These scales are thought to be valuable and useful for studies to be conducted in our country with male-type depression.

8.
Sosyal kaygısı olan ve olmayan bireylerde erken dönem uyum bozucu şemalar ve yakın ilişkilerde bağlanma düzeylerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi (tur)
A comparative investigation of early maladaptive schemas and attachment levels in close relationships in individuals with and without social anxiety (tur)
Buse Duran, Kahraman Güler
doi: 10.5505/kpd.2022.64436  Sayfalar 300 - 309
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada sosyal kaygısı olan ve olmayan bireylerde erken dönem uyum bozucu şemalar ve yakın ilişkilerde bağlanmanın karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmaktadır. Sosyal kaygı kişinin başka insanların olduğu ortamlarda yemek yeme, konuşma yapma, istifra etme veya yüzünün kızarmasından aşırı korkması durumu olarak tanımlanmaktadır. Bebeğin, ebeveynleriyle veya ona bakım veren kişiyle arasındaki duygusal ilişki ve iletişim, bağlanma olarak tanımlanmaktadır. Yetişkin döneminde de çocukluk ve ergenlik dönemindeki benimsenen bağlanma tutumlarının devam ettiği düşünülmektedir. Şema, gelişim aşamasındaki çocuğun çevresinde bulunan insanlar ile bağ kurması, değer, özerklik ve gerçekçi beklentilerinin genellikle travmatik olarak yaşanmış olan deneyimler veya bakım vereniyle kurmuş olduğu yanlış iletişimin sonucunda oluşmaktadır ve bu da insanların kendisiyle ve dış dünya ile alakalı uygun olmayan algı biçimlerini ortaya çıkarmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu araştırma karşılaştırmalı ilişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın basit seçkisiz örnekleme modeliyle seçilen örneklemini, İstanbul şehrinde yaşamakta olan 18-65 yaş arası kişiler oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II’dir. Bu araştırma için toplanan veriler SPSS 25 programıyla analiz edilmiştir.
BULGULAR: Araştırmanın bulgularına bakıldığında sosyal fobi ile bağlanma arasında bir ilişki olduğu ve erken dönem uyum bozucu şemaların bu ilişkide kısmi aracı rolü olduğu görülmektedir. Çalışmada elde edilen bulgular literatürdeki diğer çalışmalar eşliğinde tartışılmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmanın bulgularına bakıldığında sosyal fobi ile bağlanma arasında bir ilişki olduğu ve erken dönem uyum bozucu şemaların bu ilişkide kısmi aracı rolü olduğu görülmektedir. Çalışmada elde edilen bulgular literatürdeki diğer çalışmalar eşliğinde tartışılmıştır.
INTRODUCTION: In this study, it is aimed to comparatively examine early maladaptive schemas and attachment in close relationships in individuals with and without social anxiety. Social anxiety is defined as an excessive fear of eating, speaking, vomiting or blushing in the presence of other people. The emotional relationship and communication between the baby and the parent or caregiver is defined as attachment. It is thought that the attachment attitudes adopted in childhood and adolescence continue in adulthood as well. The schema is formed as a result of the child's bonding with the people around him, value, autonomy and realistic expectations, usually as a result of traumatic experiences or miscommunication with the caregiver, and this reveals inappropriate perceptions of people about himself and the outside world.
METHODS: This research was conducted using the comparative relational screening method. The sample of the study, which was selected with the simple random sampling model, consists of people between the ages of 18-65 living in the city of Istanbul. Data collection tools used in the research; Personal Information Form, Liebowitz Social Anxiety Scale, Young Schema Scale and Experiences in Close Relationships Inventory II. The data collected for this research were analyzed with the SPSS 25 program.
RESULTS: Considering the findings of the research, it is seen that there is a relationship between Social Phobia and Attachment and that early maladaptive schemas play a partial mediator role in this relationship. The findings obtained in the study were discussed in conjunction with other studies in the literature.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Considering the findings of the research, it is seen that there is a relationship between Social Phobia and Attachment and that early maladaptive schemas play a partial mediator role in this relationship. The findings obtained in the study were discussed in conjunction with other studies in the literature.

9.
Sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan çocuklarda zihin kuramı becerilerinin değerlendirilmesi (tur)
Assessment of theory of mind skills in children with mild intellectual disabilities within the framework of social learning theory (tur)
Fatih Bal, Ayşe Tuba Ceyhun
doi: 10.5505/kpd.2022.70298  Sayfalar 310 - 321
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada Sosyal Öğrenme Kuramının hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan çocukların Zihin Kuramı becerisine etkisi incelenmiştir. Bu araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim-öğretim yılında İstanbul İli Beyoğlu İlçesi’nde özel eğitim kurumunda eğitimi devam eden 30 çocuktan oluşturmaktadır. Deney grubunda 15 ve kontrol 15 olmak üzere toplam 30 çocuk araştırmaya dahil edilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın çalışma grubunu başlangıç durumlarını birbirine denk katılımcılar oluşturmak için yansız olarak seçilemediği için yarı-deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma Ön Test ve Son Test olarak Eşitlenmemiş Gruplar Kontrol Gruplu modele göre desenlemiştir. Deney grubundaki hafif düzeydeki zihinsel yetersizliği olan çocuklara Sosyal Öğrenme Kuramı sekiz hafta boyunca toplam 16 oturum uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Zihin Kuramı (zihin kuramı) ölçümlerinde “Beklenmedik İçerik Değişikliği, Birinci Dereceden Yanlış Kanı Atfı Görevi ve İkinci Dereceden Yanlış Kanı Atfı Görevi” kullanılmıştır. Çocuklar ve ailelerinin demografik bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan “Kişisel Bilgi Formu” kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada çalışma grubundan elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir.
BULGULAR: Araştırmada elde edilen bulgulara göre, deney ve kontrol gruplarında yer alan hafif düzeydeki zihinsel yetersizliği olan çocukların son test zihin kuramı testleri toplam puanları arasında istatistiksel olarak deney grubu lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Deney grubundaki hafif düzeyde zihinsel yetersizliği çocukların son test beklenmedik içerik değişikliği, birinci dereceden yanlış kanı atfı ve ikinci dereceden yanlış kanı atfı testi ön test puanlarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, Sosyal Öğrenme Kuramının hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan çocukların zihin kuramına olumlu etkisi bulunmaktadır.
INTRODUCTION: The effect of Social Learning Theory on the Theory of Mind skill of children with mild intellectual disabilities was examined. The working group of this research consists of 30 children who continue their education in a private education institution in Beyoğlu District of Istanbul Province in the 2019-2020 academic year. A total of 30 children, 15 in the experimental group and 15 in the control group, were included in the study.
METHODS: The study group of the research was conducted as a quasi-experimental, since it could not be chosen objectively to form participants with equal initial conditions. The research was designed as Pre-Test and Post-Test Unequaled Groups according to the control group model. Social Learning Theory was applied to children with mild mental disabilities in the experimental group for eight weeks, in a total of 16 sessions. As a data collection tool in the study, "Unexpected Content Change, First Order False Mind Attribution Task and Second Order False Consideration Attribution Task" were used in the Theory of Mind (ToM) measurements. The demographic information of the children and their families was obtained using the "Personal Information Form" created by the researcher. The data obtained from the study group in the study were analyzed using the SPSS 25.0 package program.
RESULTS: The statistically significant difference was found in favor of the experimental group between the total scores of the posttest theory of mind tests of children with mild mental disability in the experimental and control groups. Mild mental disability children in the experimental group were found to be statistically significantly higher than the post-test unexpected content change, first-order misconception attribution and second-order false belief attribution test pre-test scores.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of the study, Social Learning Theory has a positive effect on the theory of mind of children with mild intellectual disabilities.

DERLEME
10.
Davranışsal bağışıklık sistemi ve tripofobi (tur)
Behavioral immune system and trypophobia (tur)
Süleyman Öztürk, Deniz Ceylan, Ayse Banu Demir, Hasan Kazdağlı, Burak Erdeniz
doi: 10.5505/kpd.2022.93695  Sayfalar 322 - 331
Bulaşıcı hastalıkların kaynağı olan patojenler doğal seçilim süreci boyunca insan ölümlerinin en önemli nedenlerinden biri olarak insan evrimi üzerinde güçlü bir seçilim baskısı oluşturmuşlardır. Buna bağlı olarak, patojen tehdidine karşı modern insanda birçok adaptasyonun evrimleştiği ve bu adaptasyonlardan bir tanesinin fizyolojik bağışıklık sistemi olduğu düşünülmektedir. Öte yandan, fizyolojik bağışıklık sisteminin aktif hale gelmesi bazı durumlarda organizma için oldukça maliyetli olabilmektedir. Bu nedenle, doğal seçilim süreci boyunca patojen tehdidine karşı proaktif işlevsel süreçlerle ilişkilendirilen uyumsal bir davranışsal bağışıklık sisteminin evrimleşmiş olabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, çeşitli faktörlerin etkisiyle bu sistemin işlevselliğinde meydana gelebilecek bozulmalara bağlı olarak farklı psikopatolojilerin ortaya çıkıyor olabileceği ve bunlardan bir tanesinin tripofobi olabileceği düşünülmektedir. Tripofobi, kişilerin delik ve yumru gibi küçük obje kümelerinin bulunduğu uyaranlara karşı aşırı düzeyde kaçınma ve tiksinme deneyimledikleri psikopatolojik bir durumu ifade etmektedir. Buradan hareketle, bu derleme üç amaç çerçevesinde oluşturulmuştur. Bu amaçlardan ilki, davranışsal bağışıklık sisteminin evrimsel temeline ve çalışma mekanizmalarına ilişkin detaylı bir tartışma yürütülmesidir. İkinci olarak, derlemede tripofobinin karakteristik özelliklerini tespit etmek üzere yürütülen çalışmaların bulgularının ve daha önce etiyolojisine dair getirilen açıklamaların tartışılması amaçlanmıştır. Son olarak ise, davranışsal bağışıklık sisteminin mekanizmalarında meydana gelebilecek hangi değişikliklerin tripofobinin ortaya çıkması ile ilişkili olabileceğinin tartışılması amaçlanmıştır.
Pathogens, which are the source of infectious diseases, have imposed a strong selection pressure on human evolution as one of the most important causes of human death during the natural selection process. As a result of this, it is assumed that a variety of adaptations have evolved against infection threats and one of these adaptations is the physiological immune system. However, activation of the physiological immune system can be quite costly for organisms in some cases, and therefore it has been recently proposed in evolutionary psychology that an adaptive system called behavioral immune system may have evolved in association with the proactive functional processes against pathogen threats. Furthermore, it was hypothesized that a number of psychopathologies might develop as a result of maladaptive processes affecting the functionality of this system, and one of these psychopathologies might be trypophobia. Trypophobia refers to a psychological disorder in which individuals experience aversion and disgust at excessive levels toward clusters of small objects such as holes and bumps. Following this, the current review was established within the framework of three distinct goals. Firstly, this review aimed to discuss the evolutionary basis and mechanisms of the behavioral immune system. Secondly, the review aimed to discuss the characteristic features and the etiological explanations of trypophobia. Finally, the review aimed to discuss how potential changes in the behavioral immune system might lead to the development of trypophobia.

OLGU SUNUMU
11.
Ebeveyn yabancılaştırma sendromu: Annesine yabancılaşan bir olgu (eng)
Parental alienation syndrome: A case alienated from the mother (eng)
Birsen Şentürk Pilan, Öykü Akkaş, Gökül Er, Ali Fuat Bayturan, Gizem Akdaş, Tezan Bildik
doi: 10.5505/kpd.2022.10846  Sayfalar 332 - 337
Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu, çocuğun bir ebeveyni tarafından diğer ebeveyne karşı bilinçli ve programlı bir şekilde yabancılaştırıldığı, hedefteki ebeveyne karşı sürekli olarak haksız bir karalama kampanyasına maruz bırakıldığı bir klinik durumdur. Klinik özelliklerinin bilinmesine rağmen bu sendromun geçerlilik ve güvenilirliği hakkında ciddi tartışmalar mevcuttur.Bu nedenle Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı 5 (DSM 5) ve Uluslararası Hastalık Sınıflaması 11 (ICD 11)’de yer almamaktadır. Boşanma ve velayet davalarının artması ile bu sendromla daha fazla karşılaşılmaktadır ancak ruh sağlığı profesyonelleri, adli tıp uzmanları, yargıç ve savcılar tarafından yeterince tanınmamakta ve sıklıkla gözden kaçmaktadır. Bu yazıda, babası tarafından annesine karşı yabancılaştırılan 8 yaşındaki kız olgu sunularak ebeveyn yabancılaştırma sendromu tartışılmıştır.
Parental alienation sydnrome is a clinical condition in which the child is consciously and programmatically alienated from one parent by the other parent, constantly subjected to an unfair defamation campaign aganist the target parent. Despite the definition of clinical features, there is serious debate about the validity and reliability of this syndrome. Therefore, it is not included in the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders 5 (DSM 5) and International Classification of Diseases 11 (ICD 11). With the increase in divorce and custody cases, this syndrome is encountered more and more, but it is not sufficiently recognized and often overlooked by mental health professionals, forensic experts, judges and prosecutors. In this case report,an 8 year old girl who alienated from her mother by her father is presented and parental alienation syndrome is discussed.

12.
Alkole bağlı bir psikoz olgusunda psikotik ve bilişsel semptomların zamansal ilişkisi (eng)
Temporal association of psychotic and cognitive symptoms in an alcohol-induced psychosis case (eng)
Koray Yarız, Sivi Kuçi, Meltem Kamacı, Burcu Kahveci Öncü, Inci Ozgur Ilhan
doi: 10.5505/kpd.2022.03271  Sayfalar 338 - 343
Alkol kullanımına bağlı psikotik bozukluk, uzun yıllardır yoğun alkol tüketimi ile ilişkili alkol kullanım bozukluğunun bir komplikasyonudur. Genellikle 40 yaşından sonra görülür ve sıklıkla işitsel halüsinasyonlar eşlik eder. Komplike olmayan alkol kullanım bozukluğu olan hastalara göre bu hastalarda bilişsel bozukluklar daha sık gözlenir. Bazı çalışmalardan elde edilen bulgular, alkol kullanımına bağlı psikotik bozukluk ile bilişsel bozulma arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir. Bu olgu sunumunda antipsikotik tedavi ile hem psikotik hem de bilişsel belirti ve bulguları aynı oranda düzelen 56 yaşında erkek hasta sunulmaktadır. Olgumuzda dikkat çekici olan, alkol kullanımı ve bırakma dönemlerinde gözlenen psikotik durum ve kognitif bozuklukların eş zamanlı ve tama yakın düzelmesiydi. Psikotik belirtilerin ve bilişsel bozuklukların aynı anda ortaya çıkması ve bunların aynı anda iyileşmesi, alkole bağlı psikozdaki bilişsel belirtilerin tek başına alkol kullanımıyla ilgili olmadığını, doğrudan eşlik eden psikotik belirtilerle ilişkili olduğunu ve psikotik belirtiler gibi geçici olduğunu düşündürmektedir. Bilişsel bozuklukların alkol kullanımına bağlı psikotik bozukluğun belirti listesine dahil edilebileceği bile ileri sürülebilir. Bu konudaki takip çalışmaları, alkol kullanımına bağlı psikotik bozukluğun bilişsel ve nörobiyolojik temelinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.
Bu vaka raporunun yayınlanması için hastadan bilgilendirilmiş onam alındı.
Alcohol use-related psychotic disorder is a complication of alcohol use disorder associated with heavy alcohol consumption for many years. It is usually seen after the age of 40 and is often accompanied by auditory hallucinations. Cognitive disorders are observed more frequently in these patients than in patients with uncomplicated alcohol use disorder. Findings from some studies suggest a relationship between alcohol use-related psychotic disorder and cognitive impairment. In this case report, a 56-year-old male patient in whom both psychotic and cognitive signs and symptoms improved at the same rate with antipsychotic treatment is presented. What was remarkable in our case was the simultaneous and almost complete recovery of the psychotic state and cognitive impairments observed during alcohol use and withdrawal periods. The simultaneous occurrence of psychotic symptoms and cognitive impairments and their recovery at the same time suggest that cognitive symptoms in alcohol-related psychosis are not related to alcohol use alone, but are directly related to accompanying psychotic symptoms and are temporary like psychotic symptoms. It can even be suggested that cognitive impairments may be included in the symptom list of psychotic disorder due to alcohol use. Follow-up studies on this subject will facilitate the understanding of the cognitive and neurobiological basis of alcohol use-related psychotic disorder.
Informed consent was obtained from the patient for publication of this case report.

LookUs & Online Makale