ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 2 (4)
Cilt: 2  Sayı: 4 - 1999
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Cage Testi ile Alkol Kullanımı Üzerine Epidemiyolojik Bir Çalışma*
An Epidemiological Study on Cage Test and Alcohol Consumption
Metin TURAN, Ali ÇİLLİ, RÜStem AŞKIN, Haşan HERKEN, Metin TELCİOĞLU, Rahim KUCUR
Sayfalar 217 - 221
Alkol kullanımı ve buna bağlı sorunlar geçtiğimiz son 25-30 yıl içinde önemli artış göstermiştir. Ülkemizde de alkol kullanım yaygınlığı ve tüketiminde belirgin artış gözlenmektedir. Bu çalışma Konya-Seydişehir Alüminyum İşletme Müdürlüğü bünyesinde toplam 2000 kadar çalışan üzerinde planlandı. Deneklere sosyo- demografık özellikleri sorgulayan anket ve CAGE testi verildi. Toplam 1670 deneğin verileri değerlendirmeye alındı. Veriler SPSS'te t testi, ki kare testi ve korelasyon analizi ile değerlendirildi. Çalışmada deneklerin %26.1'inin (n=436) alkol kullanmakta olduğu, alkol kullananların ise %34.63’ünün (n=150) CAGE puanları 2 ve üzerinde (bağımlılık düzeyinde) olduğu saptandı. Her düzeyde alkol kullanan bireylerin ailelerinde alkol kullanımının daha fazla olduğu, öğrenim düzeylerinin daha yüksek olduğu ve daha çok memur çalışanlardan oluştuğu belirlendi. Alkol kullanım miktarı ve kullanım sıklığı ile CAGE puanları arasında olumlu ilişki bulundu. Bulgularımız tüm ülke nüfûsuna genellenemezse de bölgemizde alkol kullanımı seyrek olmakla birlikte alkol bağımlılığı riskinin önemli boyutlarda olduğunu; bunun da ailesel etkenler ve eğitim düzeyi ile yakından ilişkili bulunduğunu düşündürmektedir.
Alcohol consumption and problems related to it showed an important rise in last25-30years. A noticaple rise is also seen on the alcohol consumption and its diffusity in our country. This study was planned on totally 2000 workers of the Konya- Seydişehir Aluminium Working Directory. CAGE test and a questionnaire asking sociodemographic characteristics were given to cases. Data from totally 1670 cases were taken into consideration. Data were appreciated with t test in SPSS, Ki square and correlation analysis. 26,1% of the cases (n: 436) were found to consume alcohol, CAGE points of the 34,63% of the alcohol consuming cases (n: 150) were found to be 2 and more than it (at the level of dependency) in the study. Alcohol consumption was found to be more in the families of cases consuming alcohol at every levels, education levels were found to be higher and they were found to be civil servant mostly. Positive relationship was found between alcohol consumption amount with frequency of consumption and CAGE points. The findings cannot be generalized to the all population of the country and alcohol consumption in our area is infrequent but alcohol dependency risk is thought to be at an important level and this is also thought to be related to education level and factors concerning family.

DERLEME
2.
Alkol Kullanımının Genetik Yönleri
Genetics of Alcoholism
Ender ALTINTOPRAK, Hakan COŞKUNOL
Sayfalar 222 - 229
Bireyi alkol kötüye kullanımı, alkolizm ve alkolle ilişkili bozukluklardan koruyan ya da yatkın hale getiren bir dizi faktör vardır. Bunlar; alkolün kolayca ulaşılabilir olması, fiyatı, bireyin sosyokültürel, psikolojik, fizyolojik ve genetik yapısıdır. Genlerin alkolizm etiyolojisinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Alkolizmde genetik faktörleri belirlemeye yönelik en sık yapılan çalışmalar aile çalışmaları, ikiz çalışmaları, evlat edinme çalışmaları ve yüksek risk gruplarını ele alan çalışmalardır.
There are a series of factors which may all interact in predisposing or protecting an individual against alcohol abuse, alcoholism and alcohol-related disorders: the availability of alcohol, the price, an individual’s socio-cultural, psychological, physiological, and genetic make-up. Genes have long been suspected to play a role in the aetiology of alcoholism. Among the most common strategies employed thus far to identify hereditary factors in alcoholism are family studies, twin studies, adoption studies and high risk groups.

3.
Psikiyatri ve Sosyal Bilimlerin ilişkisi
Relationship Between Psychiatry and Social Sciences
Mehmet Akif ERSOY
Sayfalar 230 - 238
İnsanı biyo-psiko-sosyal model içinde ele alan psikiyatrinin sosyal bilimlerle yakın ilişkisi vardır. Hastasının kültüre özgü hastalık anlayışını, tedavi olanaklarına ulaşabilirliğini, ait olduğu gruba özgü iletişim biçimlerini, varsa o grubun diğer gruplarla gerilim ve çatışmalarını, dahası tarihten alıp getirdiği hassasiyetleri bilmesinin psikiyatristin hastasını daha iyi anlamasında ve yardımcı olmasında önemli yeri vardır. Kabaca, insanın birey ya da grup olarak yaşamış olduklarım araştıran tarih, ya da grup olarak nasıl davrandığım ya da değiştiğini inceleyen sosyoloji, kültürel birikimlerini inceleyen antropoloji ve diğer sosyal bilimlerin temel olarak bireyi konu alan psikiyatrinin verilerinden ve yöntemlerinden faydalanması mümkündür. Bu nedenledir ki bu disiplinler arası çalışmalara giderek daha fazla önem verilmektedir. Bu yazıda psikiyatri ve sosyal bilimlerin ilişkisi genel hat- larıyla gözden geçirilmiştir.
Psychiatry within its bio-psycho-social model, has close relationships with social sciences. Knowledge about his/her patient's cultural view of illness, availability of psychiatric help, group relations and conflicts with other groups, and even the vulnerabilities transmitted from history will help the psychiatrist to under-stand and help his patient better. History which explores past experiences of human beings, sociology which studies the processes of how the groups behave or change and anthropology which investigates the cultural aspects, may benefit from psychiatric view, data and methodology. That's why interdisciplinary studies are more and more being conducted. This review aims to summarize the mutual relationship between social sciences and psychiatry.

OLGU SUNUMU
4.
Kısa Süreli Tedavilerde Terapötik Etkinliğin Arttırılması
Increasement of Therapeutic Effectivity in Short Term Therapies
Mine Özmen
Sayfalar 239 - 246
Son yıllarda sosyal ve ekonomik koşullara bağlı olarak kısa psikoterapiler gündeme gelmiştir. Oldukça sık olarak hekim ve hasta birbirlerini yalnız bir seans görürler ve hasta bu tek seanstan beklenenden çok daha fazla yararlanabilir. Birçok klinisyen bu etkileşim sürecinin en etkili nasıl kullanılabileceğini ve buna yanıt veren vakaların özelliklerini saptamaya çalışmaktadır. Özellikle hastane ortamında çalışan psikiyatristlerin, sınırlı zamanlarını en etkili biçimde kullanmak zorunda olduklarından repertuarlarını genişletmeleri, hastalarını daha iyi kavramaya yardım edecek değişik yaklaşımlarla donanmış olmaları gerekir. Hekim tek bir seansı bile hastanın yararına en etkili biçimde kullanabilir. Yazıda kısa süreli karşılaşmalarda terapötik etkinliğin arttırılabilmesi için kullanılabilecek yöntemler dinamik yaklaşım ön plana alınarak özetlenmiş ve bir ya da birkaç seanstan yararlanan 4 olgu sunulmuştur
During the recent years, short term psychotherapies has come into attention due to social and economic conditions. More often than not, the psychiatrist and the patient see each other for only one session and the patient may benefit from this single session beyond the expectations. The characteristics of these patients and using this interaction process most effectively is the focus of attention of many clini-dans. The psychiatrist, has to use his limited time most efficiently especially in inpatient hospitals, has to expand his arnementarum and has to be equipped with different approaches which might help him to comprehend his patient in a better way. Even a single session can be used most effectively on behalf of the patient. The approaches which can be used to increase therapeutic effectivity in brief encounters has been tried to be summarized with special emphasis on dynamic approach and 4 cases who benefited from one or a few sessions are presented.

DERLEME
5.
Sosyal Fobinin Psikolojik Kuramı
Psychological Theory of Social Phobia
Hakan Türkçapar
Sayfalar 247 - 253
Bu yazıda sosyal anksiyete bozukluğunun etiyolojisini açıklamaya dönük psikolojik kuramlar sunulacaktır, insan sosyal bir yaratık olmasına karşılık sosyal inceleme altında kalmak aynı zamanda oldukça yoğun sıkıntı doğuran bir durumdur. Sosyal anksiyete bozukluğunun etiyolojisini tamamıyla açıklayan tek bir neden henüz ortaya konulmamış olmasına karşılık yapılan çalışmalar hem biyolojik hem de psikolojik etkenlerin birlikte rol oynadığım düşündürmektedir Sosyal fobinin temel psikolojik görünümü kişinin yapıp ettiklerinin yersiz ya da yetersiz olarak değerlendirileceği düşüncesinden kaynaklanan biçimde sosyal ortamlarda utanma ya da aşağılanmaktan aşırı ve sürekli bir şekilde korku duymadır.
In this article psychological theories addressing the etiology of social anxiety disorder are presented. Human beings are by nature social animals, but for some, social scrunity is a source of extreme anguish. Although no one has discovered a single cause of social anxiety disorder, studies suggest that both biological and psychological factors may play a role. The core psychological feature of social phobia is marked and persistent fear of embarrassment or humiliation in social situations where the individual worries that others may judge his or her performance as too much or too little.

ARAŞTıRMA MAKALESI
6.
Meme Kanserinin Ruhsal ve Sosyal Etkileri Üzerine Bir Çalışma
The Psychological and Social Influences of Breast Cancer
Şahnur Şener, Nazan GÜNEL, Zafer AKÇALI, Selahattin Şenol, Aylin KOÇKAR
Sayfalar 254 - 260
Psikolojik, sosyal ve çevresel etkenlerin hastalıkların başlangıç ve ilerlemesinde çok etkili oldukları düşünülmektedir. Uzun yıllar bu faktörlerin kanser etiyolojisinde rol oynadığına inanılmış, son yıllarda ise hastalığa neden olmaktan çok ortaya çıkışında etkileri olduğu kabul edilmiştir. Böylesi faktörler hastanın tedavi beklentisini ve tedavideki işbirliğini etkilemekte, dolayısıyla yaşam kalitesi ve kanser tedavisindeki başarıda etkili olmaktadırlar. Bu çalışma meme kanseri tanısı ile medikal onkoloji bölümünde tedavileri sürdürülen hastaların, sosyodemografik, sosyokültürel ve psikolojik durumlarına ilişkin özellikleri araştırmaktadır. Meme kanseri tanısı alan 46 kadın hastanın stresle başa çıkma becerileri, durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri ve depresyon düzeyleri belirlenerek, sorgulanan değişkenlerin ölçeklere etkileri araştırılmıştır. Kanser evresinin ölçekler üzerine bir etkisi belir- lenemezken, stresle başa çıkmada hastalığım bilme ve yaşın büyümesinin ilişkili olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar eldeki yazın bilgisi ışığında tartışılmıştır.
The effect of psychological, social, and environmental influences on the onset and later stages of illnesses are thought to be very important. For many years, these factors were believed to have a role in the etiology of cancer, yet recently, it has been proposed that these factors effect the onset of the disease rather than being the reason for it. These factors affect the patients expectation and the cooperation for treatment, therefore having an influence on the outcome of the treatment and the quality of life of the patient. This study investigates the socio-demographic, socio-cultural and psychological aspests of patients who were receiving treatment for breast cancer from the department of medical oncology. 46 female patients who were diagnosed as having breast cancer were screened in terms of their abilities in coping with stress, state and trait anxiety levels and depression levels. No effect was observed in terms of the stage of cancer on the inventories which were handed. Knowing one's illness and being older age problem had a positive relationship with problem solving abilities. The results were discussed in the light of the literature.

DERLEME
7.
Kronik Yorgunluk Sendromu
Chronic Fatique Syndrome
Hüray FİDANER
Sayfalar 261 - 265
Kronik yorgunluk sendromu, hastalığın kökeni ve patogenezin- deki gelişmeler açısından psildyatristlerin çoğu için oldukça ilgi çeken bir konu olmuştur. Sendrom 19. yüzyılda bütünüyle ruhsal bir durum olarak bilinmekteydi ancak son yirmi yıl içinde konu ile ilişkili yeni biyolojik özellikler bulundu. Bütün bu bulgulara karşın sendromun etiyoloji ve patogenezi hala açık değildir. Bu yazının amacı kronik yorgunluk sendromunun etiyopato- genezi ile ilgili yeni bulguların özetlenmesidir.
"Chronic fatique syndrome" has became a very interesting topic recently for most of the psychiatrists, as a result of the new advancement about the origin and pathogenesis of the disease. This syndrome was described as a pure psychological condition in the ninetienth century but during last two decades new biological properties was found that are related with it. Despite of all those findings etiology and pathogenesis of the syndrome are still unclear. The aim of this paper is to summarize the new findings about etiopathogenesis of chronic fatique syndrome.

OLGU SUNUMU
8.
Yenidoğan Döneminde Hastanede Uzun Süreli Tedavi Görmenin Bağlanma Örüntüsü Üzerindeki Etkileri: Bir Olgu Sunumu
Effects of Long-term Hospital Stay on Attachment Style in Newborn Period: A Case Study
Şebnem Soysal, Ebru ERGENEKON, Erhan Aksoy
Sayfalar 266 - 270
Bu yazıda, uzun süreli hastanede tedavi görmenin bağlanma örüntüsü üzerindeki etkileri bir vaka çerçevesinde tartışılmıştır. Bir bebeğin huy ve alışkanlıklarının belirlenmesinde bağlanmanın sağlıklı bir şekilde kurulmasının payı büyüktür. Yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan çoğu psikopatolojik durumun kaynağı bebek ile birincil bakıcısı arasındaki ilişkinin niteliğinden doğmaktadır. Bu noktada, hastanede uzun süreli kalmanın bağlanma örüntüsünü olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülmektedir. Bunda temel bakımı veren kişinin sürekli değişmesinin ya da çocuğun sosyal ve duygusal gereksinimlerinin sağlıklı yaşıtlarına göre tam olarak karşılanamaması etkilidir. İlgili yazın ışığında, koanal atrezi tanısı ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Yenidoğan ünitesinde 4 ay 7 gün süreyle bakım ve tedavisi yapılan bir kız hastanın bağlanma örüntüsü tartışılmıştır.
In this study, the attachment style of a baby who has a long - term hospital -stay history, is discussed. The healty attachment of a baby is very important in the formation of his/her habits. The source of the psychopathologies in the first 3 years of life depend on the quality of the relationship between the baby and his / her primary caretaker. At this point, a long-term stay at the hospital is thought to effect the attachment style in a negative way. This may be due to the continuous change of the primary caregiver, or the baby's social and / or emotional need's not being satisfactorily given compared to his /her healthy age group. The attachment style of a baby staying in the Gazi University Medical Faculty Children’s Health and Disease Department, Newborn Unit for 4 month and 7 days with the diagnoses of choanal atresia, is discussed in the light of the literature.

 
 
Copyright © 2020 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale