ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 4 (1)
Cilt: 4  Sayı: 1 - 2001
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Ergenlikte Yalnızlık, Başetme Yöntemleri ve Yalnızlığın İntihar Davranışı ile İlişkisi*
Adolescent Loneliness, Coping Methods and the Relationship of Loneliness to Suicidal Behavior
Mehmet ESKİN
Sayfalar 5 - 11
Bu araştırma ergenler arasında yalnızlık duygusu, yalnızlıkla başetme yöntemleri ve yalnızlığın intihar düşüncesi ve girişimleri ile ilişkisini inceledi. Çalışmanın örneklerini İstanbul'daki liselerde okuyan 959 öğrenci oluşturdu. Yalnızlık duyguları UÇLA yalnızlık ölçeğinin dört maddelik kısa formu ve "Kendinizi çok yalnız hissettiğiniz anlar oluyor mu?" sorusu ile ölçülmüştür. Öğrencilerin %65'i kendinizi çok yalnız hissettiğiniz anlar oluyor mu? sorusuna evet oluyor yanıtını verdi. Örneklemin %33.2'si kısa UÇLA yalnızlık ölçeğinden ortalamanın üzerinde bir puan aldı. İntihar davranışı sergileyen öğrencilerin diğerlerine göre daha fazla yalnızlık çektikleri bulundu. Yalnızlık duygusundan kurtulmak için ergenlerin sırasıyla edilgen etkinlikler, ilişki arama, kendini etkinleştirme, okuma-ders çalışma ve düşünme- hayal etme yöntemlerini sık kullandıkları bulundu.
This study investigated the prevalence of the feelings of loneliness, coping methods with loneliness, and the relationships between loneliness and suicidal attempts and thoughts in adolescents. The study sample consisted of959 high school students. Loneliness was measured with the short version of UCLA loneliness scale, and the question: "Are there moments during which you feel too lonely?". Sixty-five percent of the students responded affirmatively to the question "Are there moments during which you feel too lonely?". In addition, X33.2 of the sample scored above the mean of the UCLA loneliness scale. Students who exhibited suicidal behavior were found to be more lonely than those who did not exhibit suicidal behavior. Students, in a descending order, used the methods of participating in passive activities, seeking relationship, self-activation, reading-studying, and thinking-contemplating to cope with loneliness.

DERLEME
2.
Şizofrenide Gözlenen Bilişsel Bozukluklar ve Değerlendirilmesi: Bir Gözden Geçirme
Cognitive Dysfunctions Observed in Schizophrenia and Evaluation of this: A Review
Nurper Erberk Özen
Sayfalar 12 - 24
Kraepelin zamanından bu yana araştırmacılar, şizofrenili hastalardaki özgül, bölgesel beyin lezyonlarmı ve işlevsel bozukluğu anlamaya çalışmışlardır. Nöropsikolojik testleri kullanan araştırmacılardan bazıları şizofrenik hastalarda göreceli olarak daha büyük sol hemisferik deflsit olduğunu bildirirken, diğer bir grup araştırmacı ise nörobilişsel işlev bozukluğuna özgü, daha yaygın ve özgül olmayan değişiklikler olduğundan söz ederler. Nöropsikolojik ve görüntüleme yöntemleri ile insanlarda ve deneysel amaçlı olarak hayvanlarda yapılan çalışmalar, şizofrenide görülen dikkate ait bozuklukların, frontal lob ile işlevsel olarak karşılıklı bağlantıları nedeniyle subkortikal mezolimbik dopamin etkisinde artış ile ilişkili olabileceğini göstermiştir. Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) (Wisconsin Card Sorting Test), frontal lob hasarını gösteren başka testler de olmakla birlikte, özellikle dorsolateral prefrontal bölgeye özgül hasarı gösterdiği bilinen tek testtir. Nöropsikolojik testler sınıflamasında kavramsallaştırma ya da "yönetici" (executive) işlevi gösterdiğini, yüksek düzeyli problem çözebilme yetisini gösterdiğini belirten yayınlar vardır.
Since the days of Kraepelin, many authors have tried to understand local cerebral lesions and dysfunctions characteristic of schizophrenic patients. Although some authors using neuropsy-chological tests have reported larger left hemispheric deficit, another group of researchers have reported more diffuse and non spesific variations seen in neurocognitive dysfunction. As a result of neuropsychological and imaging studies performed on animals and humans, it was though that attention deficits may be related to increased subcortical mesolimbic dopaminergic activity in connection with functionally reciprocal connections with the frontal lobe. Although there are various other tests demonstrating frontal lobe damage, the WCST is the only test known to be spesific to the dorsolateral prefrontal area. There is ample literature suggesting that the Wisconsin Card Sorting Test measures conceptual thinking and high level problem solving ability.

3.
Çocukluk ve Ergenlik Dönemi Şizofrenisinde Tedavi
Treatment of Childhood and Adolescent Schizophrenia
Selahattin Şenol
Sayfalar 25 - 37
Şizofreniye ilişkin en tutarlı bilgiler bozukluğun geç ergenlik ya da erken erişkinlik döneminde başladığıdır. Çocuk ve ergenlerde görülen psikotik bozukluklar içinde yer alan şizofreni, bu yaş grubunda oldukça seyrek görülmektedir. Erken ya da çok erken başlangıçlı şizofreni terimleri ile isimlendirilen çocukluk ve ergenlik dönemi şizofrenisi, bozukluğun daha şiddetli ve süreğen formu olarak kabul edilmekte ve daha güçlü bir biyolojik yatkınlığı yansıttığı düşünülmektedir. Bu yazıda çocukluk ve ergenlik döneminde görülen şizofreninin tedavisi, klasik ve atipik anti- psikotiklerin kullanımı başlıklarında ele alınarak konu ile ilgili yazın bilgisi gözden geçirilmiştir.
The most consistent finding related to schizophrenia is its onset in the late adolescence or early adulthood. Schizophrenia, which takes places in the psychotic disorders of child and adolescents, is rather rare in this age group. Child and adolescent schizophrenia, also called early or very early onset schizophrenia, is accepted as more severe and more chronic form of the disease and suggested to reflect stronger biological aspect. In this paper schizophrenia in childhood and adolescent period will be reviewed in the light of literature, and handled under the topics of treatment, use of conventional and the atipical neuroleptics.

ARAŞTıRMA MAKALESI
4.
Dalış Sporu Eğitim Süreci İçindeki Öğrencilerle Eğitmenlerin Ruhsal Farklılıkları
Mental Differences Between the Students and Teachers During the Training Process in Diving as a Sport
Meral Berkem
Sayfalar 38 - 41
Bu çalışmanın amacı tüplü dalış kursiyerlerinden hangi ruhsal özelliklere sahip olanlarının bu spora devam ederek eğitmen düzeyine ulaştıklarını araştırmak olarak planlandı. Sportif dalış eğitimi almak için başvuran kursiyerlere ve uzun süredir bu sporu yapan, eğitmen olan tecrübeli dalgıçlara hazırladığımız anket formları ve Türkiye'de geçerlilik, güvenirlik çalışmaları yapılmış Spielberg'in Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Rosenbaum'un Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri verildi. 43 kursiyer ve 23 eğitmen araştırma grubu olarak alındı. Eğitmenlerin sürekli kaygı puanlan kursiyerlerden daha düşük, sosyal karşılaştırma puanlan daha yüksek bulunmuştur. Sosyal karşılaştırma puanlan ile durumluk anksiyeteleri arasında negatif, öğrenilmiş güçlülük puanlan arasında pozitif korelasyon vardır. Kursiyerlerin %63.2'si riskli sporlara ilgi duyarken eğitmenlerde bu oran %34.8’e düşmektedir. Aradaki fark anlamlıdır. Genel kaygı düzeyleri düşük, kendini toplum içinde daha iyi bir yerde görenler bu spora devam etmekte ve eğitmen olmaktadırlar. Risk alma davranışı açısından çekinceli yaklaşımlan öğrencilerin eğitimi ve yönlendirilmesinde koruyucu bir faktör olarak rol oynamaktadır.
This research is planned to find out the psychological character-istics of the recreational scuba diving students who continue diving as a serious hobby and become instructors. Recreational scuba diving students and instructors were asked to fill Spielberg's State and Trait Anxiety Scales, Symptom Check List 40, Rosenbaum's Learned Resourcefulness Schedule, and Social Comparison Scale. 43 students and 23 instructors participated in the survey. The instructors' trait anxiety scores were lower, social comparison scores were higher than the students'scores. There was negative correlation between social comparison scores and state anxiety, positive correlation between social comparison scores and learned resourcefulness. 63.2 % of the students were prone to high risk sports. This rate was lover with 34.8 %for the instructors. The difference between the two percentages was significant. Recreational divers who are less anxious and satisfied with their position in society become instructors. Instructors have less risk taking behavior than the students and this comes out as a protective factor in training process of scuba students.

DERLEME
5.
Şizofrenide Tedaviye Direncin Değerlendirilmesi ve Tedaviye Dirençli Olgularda Tedavi Stratejisi
Evaluating Treatment Resistance in Schizophrenia and Treatment Strategies in Resistant Cases
Ali Kemal GÖĞÜŞ
Sayfalar 42 - 52
Başta klozapin olmak üzere atipik antipsikotiklerin kullanılmaya başlanması ile birlikte şizofrenide tedavi direnç olgusu ve direnç ölçütlerinin belirlenmesi önem kazanmıştır. Tedaviye uyumsuzluk veya yetersiz ilaç tedavisi yüzünden semptomların baskılanama- ması ya da uzun süreli ve sık hastaneye yatışlar çoğu kez “yanlış olarak” tedaviye direncin göstergesi olarak yorumlanabilmekte- dir. Oysa hastaları tedaviye dirençli olarak niteleyebilmek için kaç tür ilacın hangi sürelerle ve dozlarla kullanılacağının objektif ölçütlerle belirlenmesi gerekir. Bu yazı bu alandaki görüşlerin derlenmesi amacına yöneliktir.
Evaluation and definition of treatment resistance in schizophrenia has gained importance since the introduction ofclozapin and the other atypical antipsychotics. Schizophrenic patients are sometimes considered as treatment resistant because of their poor compliance to medication, undermedication and chronic or frequent hospitalization. In fact there must be some other objective criteria for treatment resistance in schizophrenia. In order to identify patients as treatment resistant it is important to know how many drug trials should be made and, how long each trial should continue. The aim of this article is to summarize the recent literature on this issue.

6.
Şizofreninin Genetiği
Genetics of Schizophrenia
İbrahim Ateş, Ercan ABAY
Sayfalar 53 - 59
Şizofreni ailesel kümelenme göseteren bir hastalıktır. Aile, ikiz ve evlat edinme çalışmaları şizofreni girişiminde kalıtsal genetik etkenlerin önemli olduğunu göstermiştir. Buna rağmen, kalıtım şekli karmaşıktır ve şizofrenide görülen ailesel kümelenmenin tek bir gene mi, birçok gene mi bağlı olduğu açıklığa kavuşmamıştır. Şizofrenideki katılım şeklini araştırmak için, bağlantı ve ilişki çalışmaları gibi genetik çalışmalar yürütülmektedir. Moleküler genetik yöntemlerindeki önemli ilerlemeler, araştırmacıların genetik çalışmalara yoğunlaşmalarını sağlamıştır. Bu nedenle, şizofreninin genetik temeli önümüzdeki yüzyılda daha iyi anlaşılacaktır. Bu yazıda, öncelikle klasik çalışma yöntemlerinden aile, ikiz evlat edinme çalışmaları gözden geçirilmiştir. Geçiş şekli ile ilgili kuramlar tartışılmış ve bağlantı ve ilişki çalışmaları anlatılmıştır. Genetik danışma konusundaki deneyimler ve yaklaşım ilkeleri sunulmuştur.
Schizophrenia is a disorder which runs in families. Family, twins and adoption studies have demonstrated that inherited genetic factors are important in the development of schizophrenia.However, the pattern of inheritance is complex and it is not clear whether familial clustering in schizophrenia is due to one gene, a few genes or many genes. Genetic studies such as linkage and association studies are being carried out to explore the pattern of inheritance in schizophrenia. Great progress achieved in molecular genetic methods have motivated the researchers to engage in genetic studies. Therefore, genetic basis of schizophrenia will be better understood in the following century. In this article, first of all family, twins and adoption studies which are the classic methods of study have been reviewed. Theories about the mode of transmission is discussed and linkage and association studies are discussed. Experiences in genetic counselling and the principal approaches are presented

7.
Erken Başlangıçlı Şizofreni
Early Onset Schizophrenia
Elvan Özalp Balım
Sayfalar 60 - 70
Şizofrenin, 12 yaşın altında görülmesi oldukça nadirdir. Görülme sıklığı, geç ergenlik döneminde artar Çocuklarda adolesanlarda şizofreni tanısı koymak oldukça güçtür Erken başlangıçlı grupta, negatif semptomlar, sinsi başlangıç, erkek cinsiyet, premorbid şizotipal kişilik özellikleri, kötü prognoz ve çeşitli beyin disfonksiyonları daha yaygındır. Bu yazı erken başlangıçtı şizofreni kavramını nörogelişimsel kuram ışığında açıklamaktadır.
Schizophrenia before the age of 12 years is very rare. The rate rises by late adolescence. Diagnosing of schizophrenia is more difficult in children and adolescents. Negative symptoms, insidious onset, male preponderance, premorbid schizotypic personality and severe brain dysfunction may well be more common, in early onset group. This article explains the early onset schizophrenia concept, in light of the neurodevel- opmental theory.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale