ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
Klinik Psikiyatri Dergisi - J Clin Psy: 17 (4)
Cilt: 17  Sayı: 4 - 2014
1.
Editörden

Sayfa 106
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
Anksiyete ve Depresyon Düzeylerinin Aile İçi Fonksiyonlara Etkisi
RELATİONSHİP BETWEEN FAMILY FUNCTIONS, DEPRESSION AND ANXIETY SCORES
Vildan Şahin, Oğuz Tekin
Sayfalar 109 - 118
Amaç: Bu çalışmanın amacı depresyon ve anksiyete düzeyleri ile problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü ve genel fonksiyonlar gibi aile fonksiyonları arasındaki ilişkinin incelenmesidir.
Gereç ve Yöntem: Araştırma grupları Mayıs 2012 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkez ve semt polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve mental bozukluğu olmayan 18 yaş ve üzeri 71 kişiden oluştu. Prospektif, gözlemsel ve analitik yöntemler uygulandı. Çalışmaya alınanların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, öğrenim yılı kaydedildi. Katılımcılara Beck Anksiyete ölçeği, Beck Depresyon ölçeği ve Mc Master Aile içi Fonksiyon ölçeği uygulandı. Faktör skor ortalamaları SPSS programında karşılaştırıldı. Bulgular: Beck Depresyon ölçeğinden yüksek puan alan kişilerin aile içi fonksiyonlarında bozukluk tespit edildi. Özellikle bu bozukluk Mc Master Aile içi Fonksiyon ölçeğinin problem çözme, iletişim, duygusal tepki verebilme ve genel fonksiyonlar boyutundaki aile işlevlerindeydi. Anksiyete skorları, aile içi fonksiyonları etkilemedi. Roller ve Genel işlevler alt ölçeklerinde öğrenim yılının etkili olduğu saptandı. Okul yılı arttıkça Genel işlevler daha sağlıklı hale geliyordu. Roller alt ölçeği ise lise mezunlarında en sağlıklıydı. Davranış kontrolünden alınan puanlar erkeklerde kadınlara göre daha iyiydi.
Sonuç: Bu çalışmada depresyonun sağlıklı olmayan aile içi fonksiyonları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Hastaların aile içi ilişkilerini önemsemeli ve bu etkinin farkında olmalıyız.
Objective: The aim of this study was to investigate the relation between depression, anxiety scores and family functions such as problem solving, communication, roles, affective responsiveness, affective involvement, behaviour control and general functions are examined to evaluate family structure.
Material and Method: Research groups were formed from 71 volunteer patients with 18 years or over and mentally normal who admitted Ankara Training and Research Hospital Family medicine outpatient clinics between May 2012 and May 2013. Prospective, observational and analytic methods were used. Demographic information form which include age, gender, marital status, educational status. Mc Master Family Assessment Device, Beck Depression Scale, Beck Anxiety scale were applied to the group. Factor scores were compared by taking averages. Analysis was carried out using the SPSS statistics program. Results: The results of the study showed us patients with high depression scores show significantly worse family functions. Especially on problem solving, communication, affective responsiveness and general functions. Anxiety scores were non effective on family functions. Educational status were positive correlation between General Function and roles. But in roles patients who graduated from highschool was better than academics. Behaviour control was better in men than women.
Conclusions: This study shows that depression is related with unhealthy family functioning among participants. We should be aware of this effect and give importance to relations of the patients with their family.

3.
Şizofreni Alttiplerinin Geçerliliği: Karşılaştırmalı Bir Çalışma
The Validity of Schizophrenia Subtypes: a Comperative Study
Nalan Kara, Mehmet Hakan Türkçapar
Sayfalar 119 - 128
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, bir grup şizofrenik bozukluğu olan hastanın DSM-IV ölçütlerine göre alttiplendirmesi yapılarak, bu alttiplerin sosyodemografik ve klinik özellikler açısından birbirinden ayrı özellikler gösterip göstermedikleri ve eğer gösteriyorlarsa bu farklılıkların neler olduğunun bulunması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, (DSM-IV) tanı sistemine göre şizofreni tanısı almış 78 hasta ile yapıldı. Hastaların sosyodemografik ve klinik özellikleri retrospektif olarak değerlendirildi. Araştırma grubunu oluşturan hastalarda saptanan üç alttip (paranoid, dezorganize ve ayrışmamış tip) sosyodemografik ve klinik özellikler açısından birbirleri ile karşılaştırıldı.
BULGULAR: Paranoid tip şizofreni hastaları, daha yüksek oranda evlilik öyküsü, gelir düzeylerinin yüksekliği, düşük intihar oranları, sonbahar-kış mevsiminde doğma eğilimi, daha geç başlangıç yaşı ve ilk atakta daha çok yaşam olayı saptanmasıyla dezorganize gruptan anlamlı olarak farklılıklar gösterdi. Ayrışmamış tip şizofreni hastaları ise, evlilik oranları ve intihar öyküsü açısından paranoid tip hastalara benzerken, gelir düzeyleri, hastalığın başlangıç yaşı ve yaşam olaylarına tepkisellik açısından paranoid gruptan farklı bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Paranoid, dezorganize ve ayrışmamış tip şizofreni hastaları, sosyodemografik ve klinik özellikler açısından birbirinden farklı görünmektedir. Bu bulgulara göre bizim örneklemimizde şizofreniyi mevcut alttiplere ayırmak, sınıflama açısından geçerli ve yararlı görünmektedir. Gelecekte daha geniş hasta örneklemleri ile yapılacak ileriye dönük çalışmalar, şizofreniyi alttiplere ayırmanın geçerliliği ile ilgili daha kapsamlı sonuçlar üretebilir.
Objectives: In this study, through subtyping a group of schizophrenic patients according to DSM-IV diagnostic criteria, it is planned to find out whether these subtypes have different sociodemographic and clinical features and if so, what are these differences.
Method: The study was conducted with 78 patients diagnosed as schizophrenia according to DSM-IV criteria. The sociodemographic and cllinical features of patients were assessed retrospectively. The three subtypes of schizophrenia (paranoid, disorganized and undifferentiated types) diagnosed in patients of research group were compared with each other in terms of sociodemographic and clinical features.
Results: The patients with paranoid subtype were found significantly different from disorganized group with higher rates of marriage history, higher income levels, lower suicide rates, the tendency to be born in autumn-winter, later age of disease onset and more life events in the first psychotic episode. The undifferentiated type of schizophrenia was found similar to paranoid subtype in marriage rates and suicide history, but different from paranoid subtype in income levels, age of disease onset and reactivity to life events.
Conclusion: The patients of paranoid, disorganized and undifferentiated type of schizophrenia seem to be different from each other in sociodemographic and clinical features. According to these results, in our sample, subtyping of schizophrenia in terms of present subtypes seems valid and useful in classification of the disorder. In future, the prospectively designed studies with larger samples may produce more significant results which show the validity of subtyping schizophrenia.

OLGU SUNUMU
4.
Ergen bir hastada disosiyatif füg: Bir olgu sunumu
Dissociative fugue in an adolescent: A case report
M. Kenan Duymaz, Işık Karakaya
Sayfalar 129 - 133
Disosiyatif füg, ruhsal hastalıklar içinde az bilinen klinik görünümüyle ilgi çeken bir hastalıktır. DSM-IV’de disosiyatif füg, kişinin geçmişini unutup, kimlik konfüzyonu ya da yeni bir kimliğe bürünmenin eşlik ettiği, birden, beklenmedik bir biçimde evinden ya da alışageldiği işyerinden ayrılıp gitmesi olarak tanımlanmıştır. Füg genellikle kısa-saatler veya günler sürer. Daha az sıklıkta, füg, aylarca sürer ve binlerce kilometreyi içeren geniş seyahatleri kapsar. Çoğunlukla, iyileşme kendiliğinden ve hızlıdır. Bu yazıda; 15 yaşında bir kız ergenin, darp edilip eşyalarının çalınması ardından gelişen "Akut Stres Bozukluğu" nedeniyle tedavisi sırasında, oldukça uzak bir şehre yolculuk, okulda sınav kağıtlarına farklı isimler yazma ve gerçeğe dayanmayan öyküler anlatma ile seyreden bir Disosiyatif Bozukluk tablosu sunulmaktadır.
Dissociative fugue, which is one of the least known mental disorders, is an intriguing disorder with extraordinary clinical signs. Dissociative fugue is chacterized by sudden, unexpected travel away from home or one’s customary place of work, accompanied by an ability to recall one’s past and confusion about personal identitiy or the assumption of a new identity according to DSM-IV.
In this report, we aimed to present a 15-years old adolescent with dissociative disorder. She developed acute stress disorder after being assaulted and extorted her belongings. During treatment of acute stress disorder, she made a long-distance travel to another city, wrote different names to her exam papers in the school, and narrated imaginary stories.

5.
Şizofrenide Genital Self Mutilasyon: Bir Olgu Sunumu
Genital Self Mutilation in Schizophrenia: A Case Report
Barış Sancak, Ürün Özer, Handan Metin, Güliz Özgen, Şakir Özen
Sayfalar 134 - 137
Self mutilasyon bilinçli ölme niyeti olmaksızın, kişinin kendisine zarar vermesi olarak tanımlanmaktadır. Self mutilasyonun yaygınlığı genel psikiyatrik popülasyonda %4.3, şizofreni hastalarında %15-20 olarak bildirilmiştir. Önemli miktarda beden dokusunun harap olduğu eylemler major self mutilasyon olarak adlandırılmaktadır. Major self mutilasyonun kendi gözünü çıkartma, kendini kastre etme, kendi parmak ve ekstremitelerini kesme, kendi kendine cerrahi girişim gibi örnekleri bulunmaktadır. Major self mutilasyon olgularının %75.6’sının psikotik bir bozukluk tanısı aldığı, bunların %83.2’sinin şizofreni spektrumunda olduğu bildirilmiştir.

Burada 7 yıllık şizofreni tanısı olan ve 3 yıl önce somatik sanrısı doğrultusunda testisini ampute edip skrotumuna kiraz çekirdeği doldurarak dikme öyküsü olan 26 yaşındaki bir erkek olgu sunulmaktadır. Bu olay üzerine opere edilmiş olan olgunun, hastanemizde 3 yılda 3 kez yatışı olmuştur. Son olarak, testislerinin eridiğini ve onları büyütmek istediğini söyleyerek üroloji polikliniğine başvurması nedeniyle hastanemize yönlendirilmiş ve yatışı yapılmıştır. Yaklaşık 2 ay süreyle yatarak izlenen olgu, klozapin 600 mg/gün ve amisülpirid 800 mg/gün tedavisiyle psikotik belirtilerinde düzelme görülmesi üzerine taburcu edilmiştir.

Psikotik bozukluklarda bir belirti olarak karşımıza çıkabilen self mutilasyon kalıcı organ hasarlarına neden olabilmekte ve uygun müdahalelerle hastanın göreceği zarar azaltılabilmektedir. Bu nedenle self mutilasyon psikotik olguların anamnezinde mutlaka sorgulanmalı, özellikle somatik ve mistik sanrıları olan olgular self mutilasyon açısından yakın olarak takip edilmelidir.
Self-mutilation is described as someone’s self harm without conscious suicidal intention. Self-mutilation prevalence in schizophrenia stated as 15-20%. Significant amount of body tissue harming acts are named as major self-mutilation. There are many examples of major self-mutilation like self-inoculation, self-castration, self-limb amputation and self-major surgery. A psychotic illness was documented in 75.6% of major self-mutilation cases, and 83.2% were diagnosed with one of schizophrenia spectrum and other psychotic disorders.

Herein, we would like to report a 26 year old male patient who was diagnosed with schizophrenia 7 years ago, and amputated one of his testicles and put cherry seeds in his scrotum according to his somatic delusions 3 years ago. Patient was operated after this incident, and hospitalized in our psychiatry clinic three times in last 3 years. In this last time, patient was referred to us by urology department because of his beliefs about his testicles were melting and he wanted to get them enlarged. Patient was hospitalized and observed for almost 2 months and treated with clozapine 600 mg/day and amisupride 800 mg/day. He was discharged from our clinic as his psychotic symptoms declined.

Major self-mutilation can be seen as a symptom in psychotic patients and cause irreversible injuries. With proper intervention, the harm can be minimized. Therefore we should examine and inspect self-mutilation closely in psychotic patients, especially in cases with somatic and mystic delusions.

LookUs & Online Makale