ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 18 (2)
Cilt: 18  Sayı: 2 - 2015
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Editörden
Editörden

Sayfa 38
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTıRMA MAKALESI
2.
Hamilelikte Sağlık Durumunun ve Sağlık Davranışının Yordayıcıları Olarak Evlilik Uyumu ve Bağlanma
Marital Adjustment and Attachment as Predictors of Health Status and Health Behavior in Pregnancy
Ebru Yıldırımlı, Yeşim Korkut
Sayfalar 39 - 48
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, eğitim, yaş, çalışma durumu ve gelir seviyesi gibi demografik değişkenler kontrol edildikten sonra, hamilelik boyunca yetişkin bağlanma stillerinin ve evlilik uyumunun sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve sağlık durumunu ne ölçüde yordadığını araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmanın örneklemi, internet ortamındaki bir hamile forumunu kullanan 195 hamileden oluşmaktadır. Katılımcılardan çevrimiçi ortamda sunulan liste şeklindeki çalışmanın anketini doldurmaları istenmiştir. Çalışmanın anketi; demografik bilgi formu, Hamilelik Sağlık Durum Listesi, Evlilik Uyum Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II’den oluşmaktadır.
BULGULAR: Çalışmanın hiyerarşik doğrusal regresyon analizi bulgularına göre kaygılı ve kaçıngan bağlanma stilleri hamilelik boyunca sağlık davranışındaki değişikliği anlamlı şekilde yordamaktadır. Yapılan ikinci hiyerarşik regresyon analizi, sadece kaygılı bağlanma stilinin hamile kadınların sağlık durumundaki değişikliği yordamakta olduğunu göstermektedir. Ayrıca, t-test analizine göre çalışan hamileler, ev hanımı hamilelere oranla daha düşük kaçıngan bağlanma skoruna ve daha yüksek evlilik uyumuna sahiptir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmanın sonuçlarına göre, sağlık davranışı hamilelik sürecinde bağlanma stilleri ile anlamlı düzeyde ilişkilidir. Hamile kadınların sağlık durumu ise bağlanma stilleri ve evlilik uyumu ile ilişkilidir. Çalışmanın sonuçları literatürdeki benzer bulgular ile birlikte tartışılacaktır.
Aim: The aim of the present study is to investigate to what extent adult attachment styles and marital adjustment predict healthy life style behavior and health status during pregnancy after controlling for demographic variables like education, age, workstatus, and education level. Methods: The sample of the study constitutes 195 pregnant women whouse online pregnancy forum on
the internet. The participants were expected to answer the online survey which was given to them as a list. The questionnaire consisted of a demographic information form, The Pregnancy Health Status Checklist, Marital Adjustment Scale, Experiences in Close Relationships Inventory-II and Healthy Lifestyle Behavior Scale-II. Results: According to the hierarchical linear regression analyses findings, anxious attachment and avoidant attachment predicted the change in health behavior during pregnancy significantly. In another hierarchical regression analysis, only anxious attachment predicted the change in health status of pregnant women. In addition, t-test analysis reveals that, working pregnant women have lower levels of avoidant attachment style and higher marital adjustment score than house wives. Conclusion: The results show that the health behavior of
pregnant women is significantly associated with attachment styles during pregnancy. Health status of pregnant women is also related with attachment styles and marital adjustment.Theresults of the present study will be discussed with previous findings in the literature.

3.
Ebeveyn-Ergen İlişki Niteliği Ölçeği’nin Üniversite Öğrencileri İçin Psikometrik Özellikleri
Quality of Parent-Adolescent Relationship Scale of Psychometric Properties on University Students
Ayşegül Durak Batıgün, Gülen Say
Sayfalar 49 - 58
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Wissink, Dekovic ve Meijer, (2006) tarafından geliştirilmiş olan Ebeveyn-Ergen İlişki Niteliği Ölçeği’nin üniversite öğrencileri için geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmanın amaçı doğrultusunda 17-25 yaş arasında 402 (243 kadın ve 159 erkek) üniversite öğrencisine ulaşılmış ve Ebeveyn-Ergen İlişki Niteliği Ölçeği’nin yanı sıra Çok Boyutlu Öfke Ölçeği ve UCLA-Yalnızlık Ölçeği de kullanılmıştır.
BULGULAR: Yapılan doğrulayıcı faktör analizi, açımlayıcı faktör analizi ve çeşitli geçerlik analizleri sonucunda Ebeveyn-Ergen İlişki Niteliği Ölçeği’nin üniversite öğrencileri için kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu söylenebilir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ölçek; kısa olması, anne ve babaya ilişkin ayrı ayrı değerlendirme yapabilme olanağı sağlaması, puanlama ve yorumlama kolaylığı gibi özellikleri nedeniyle gelişim psikolojisi ve klinik psikoloji alanındaki çalışmalarda kullanılabilecek, geçerli, güvenilir ve pratik bir ölçek olarak değerlendirilebilir.
Objectives: The aim of present study is to determine validity and reliability of the Quality of Parent-Adolescent Relationship Scale developed by Wissink, Dekovicand Meijer (2006) for university students. Method: For thispurpose, Multidimensional Anger Scaleand UCLA Loneliness Scale with the Quality of Parent-Adolescent Relationship Scale were administered to 402 university students whose age are 17-25. Results: The results of confirmatory factor analysis and exploratory factor analysis showed that, the quality of parent-adolescent relationship scale is valid and reliable for university students. Discussion: The scale can be qualifiedto be used in developmental and clinical psychology studies as a scale which is realiable, valid and practical on the grounds of its shortness, its ability to evaluate mother and father seperately, its facility to score and interpret.

4.
Yetişkin Şehit Çocuklarında Bağlanma Biçimi ve Psikiyatrik Belirtiler
Attachment Styles and Psychiatric Symptoms Among Adult Children of Martrys
Özlem Karaırmak, Berna Güloğlu
Sayfalar 59 - 70
GİRİŞ ve AMAÇ: Erken çocuklukta ebeveyn kaybı gibi travmatik yaşantıların psikolojik sağlığını olumsuz etkilediğinden çeşitli psikiyatrik belirtilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı iki aşamadan oluşmktadır. İlk aşamada, erken yaşta baba kaypı yaşayan yetişkin bireylerin gösterdiği psikiyatrik belirtilerin cinsiyet ve bağlanma biçimlerine göre incelenmesidir. İkinci aşamadaysa, bağlanma biçimlerinin psikiyatrik belirtileri ne kadar güçlü yordadığının incelenmesi ise araştırmanın ikinci adımını oluşturmaktadır. Çalışma grubunu zorunlu askerlik hizmeti sırasında girdiği silahlı çatışma sonucunda yaşamını yitiren bireylerin yetişkin çocukları oluşturmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmaya 18-30 yaş aralığında 105 (50 Kadın, 55 Erkek) şehit çocuğu katılmıştır. Demografik Bilgi Formu (DBF), Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA) posta yoluyla katılımcılara ulaştırılmış ve veriler toplanmıştır.Katılımcıların %40.6’sı babasını 0-1 yaş aralığında, %42.6’sı ise 1-3 yaş aralığında kaybetmiştir. Çalışmanın analizleri, t-test ve çoklu standart regresyon istatistik yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR: Kadınların ve sağlıksız olarak nitelendirilen korkulu, kayıtsız ve saplantılı bağlanma biçimine sahip olanların depresyon ve olumsuz benlik düzeylerinin yüksek olduğu görülmektedir. Ölçeğin, kaygı, hostilite ve somatizasyonda ise cinsiyet ve bağlanma biçimine göre fark tespit edilmemiştir. Ayrıca, sağlıksız olarak tanımlanan bağlanma biçimlerinin psikiyatrik belirtileri yordamada önemli bir role sahip olduğu görülmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Erken yaşta baba kaybı bireylerin psikolojik sağlıkları ve bağlanma biçimleri üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir.
Obejctives: As a traumatic experience, early childhood parental loss have a negative impact on psyhological health of individuals and parental loss may cause the development of various psychiatric symptoms. The present study has two phases. In the first phase, the investigation
of psychiatric symptoms among adult children who lost their fathers in the early childhood is aimed. In the second phase, the predictor roles of attachment styles on the psychiatric symptoms are examined. The study group was composed of the adult children of the soldiers who died in a combat while serving in the obligatory military service. Method: 105 (50 females, 55 males) adult children of martry whose age range is between 18 and 30 participated in this study. 40.6% of participants lost their fathers at the age from 0 to 1, and 42.6% lost him at the age between 1 and 3. Participants
were assessed using Demographic Information Form, Brief Symptom Inventory (BSI), and Relationship Scales Questionnaire (RSQ). Regarding psychiatric symptoms gender difference and group differences based on attachment styles (healty vs. unhealty) was tested. Multiple regression (Stepwise Model) was used to explore the predictor role of attachment styles on psychiatric
symptoms. Results: Females and individuals who have unhealthy attachment style, which was characterized by dismissing/avoidant, fearful, and preoccupied,have higher levels of depression and anxiety. No significant difference was found in psychiatric symptoms related to anxiety, hositility, and somatization considering gender and attachment styles. There was a very strong relationship between psychiatric symptomps related to negative identity and fearful attachment style. Furthermore, unhealthy attachment styles were important predictors of psychiatric symptoms of individuals who lost their father during early childhood. Conclusion: Early parental loss and attachment style has an important effect on the psyhological well-being of individuals.

DERLEME
5.
Travma Sonrası Stres Bozukluğunun Nörobiyolojisi: Bir Gözden Geçirme
Neurobiology of Post Traumatic Stress Disorder: A Review
Işıl Göğcegöz Gül, Gül Eryılmaz
Sayfalar 71 - 79
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), travmatik bir olaya maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan, yeniden yaşantılama, kaçınma-küntleşme ve aşırı uyarılmışlık gibi özgül semptomlar ile kendini gösteren bir sendromdur. Bu yazıda; norepinefrin sistemleri, kortikotropin salgılayan hormon (CRF)-hipotalamik-hipofiz-adrenal korteks (HPA) sistemi ve diğer beyin sistemler gibi TSSB’nin gelişmesine neden olduğu düşünülen nörobiyolojik mekanizmalar literatür ışığında gözden geçirilmiştir.
Posttraumatic Stress Disorder (PTSD) is a syndrome characterised by symptoms of re-experiencing the traumatic event, avoidance-emotional numbness and hypervigilance symptoms that can develop after exposure to a traumatic event. PTSD has typically been used after the Vietnam War it has been involved in the DSM (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) diagnostic system. Besides trauma's severity and duration; social, neuroendocrinologic and genetic factors effects developing PTSD. In order to understand the etiology of this disorder, there are continuous increases on the neurobiological, cognitive, behavioral and psychodynamic field studies. It is believed that many factors play a role in the etiology. Neuroendocrine system and the hypothalamuspituitary-
adrenal axis (HPA), neurotransmitter systems, neuroanatomical-neurophysiological models,opioid system, endocannabinoids and genetic risk factors are part of factors that are most focused on. The etiology of PTSD also play a role the multiple factors and for the a clearer understanding of this disorder is considered to be multidimensional and long process required further work. In this article, some of these factors,such as neuroendocrine system and HPA, neurotransmitter systems, neuroanatomical-neurophysiological models that play a role in the etiology of PTSD are reviewed.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale