ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 17 (2)
Cilt: 17  Sayı: 2 - 2014
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Agorofobisi Olmayan Panik Bozukluk Hastalarında Eşlik Eden Sosyal Fobik Semptomların ve Sosyodemografik Değişkenlerin İncelenmesi
The Examination of the Social Anxiety Symptoms and Sociodemographic Characteristics on Panic Disorder Patients
Nilgün Öngider, Vildan Kavak
Sayfalar 63 - 72
Amaç: Bu çalışmanın amacı, agorafobisi olmayan panik bozukluk olgularında eşlik eden sosyal fobik semptom- ların ve ilişkili sosyodemografik değişkenlerin incelenme- sidir. Bu amaçla, panik bozukluk tanısı almış hastalar ile herhangi bir psikiyatrik bozukluğu olmayan kişilerden oluşan karşılaştırma grubu sosyal fobi ölçek (LSFÖ) puan- ları açısından karşılaştırmıştır. Ayrıca, LSFÖ puanları sosyodemografik değişkenler açısından da incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi, özel iki hastanenin psikiyatri polikliniklerine ve özel bir psikiyatri kliniğine başvuran ve DSM-IV tanı ölçütlerine göre Panik Bozukluk tanı ölçütlerini karşılayan 150 Panik Bozukluk hastası ve herhangi bir psikiyatrik bozukluğu olmayan 150 kişiden oluşmaktadır. Her iki gruba da bireysel bilgi formu ve Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği (LSFÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Bu araştırmada elde edilen bulgulara göre, panik bozukluk hastalarının LSFÖ korku puan ortala- malarının karşılaştırma grubunun korku puan ortala- malarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ancak, kaçınma puanları açısından iki grup arasında anlamlı bir farklılaşma bulu- namamıştır. Ayrıca, panik bozukluk hasta grubundaki kadınlarda erkeklere göre ve düşük eğitim düzeyi olan- larda yüksek eğitimlilere göre daha yüksek panik bozuk- luk puanları bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, panik bozukluk tanısı almış hastalarda sosyal fobik semptomlar karşılaştırma grubuna göre daha fazla görülmüştür. Ayrıca, cinsiyet ve eğitim düzeyi açısından anlamlı fark- lılaşmalar bulunmuştur. Literatürde de bu yönde bulgu- lar vardır.
Objectives: The present study aimed to determine the difference between the symptoms of social phobia, and the sociodemographic variables among panic disorder (without agoraphobia) patients. For this aim, panic dis- order patients was compared with participants who were not diagnosed any pscyhiatric disorders. Method: The research sample consist of 300 patients, 150 of them who diagnosed with panic disorder according to DSM-IV criteria and the other 150 of the participants who were not diagnosed any psychiatric disorders (compared group). The participants sampled from 3 psyciatry clinics. All of the participants were given a sociodemographic data form and the Liebowitz Social Anxiety Scale (LSAS). Results: According to the findings of this study, patients with panic disorder reported significantly higher LSAS social fear scores than the scores of the compared group. However, LSAS avoidance scores showed no sta- tistically significant difference between the panic disor- der patients group and the compared group. Additionally, within this study, some of the sociodemo- graphic characterisics were found significantly different. Women have higher social fear scores than men. In the same way, low educated participants had higher social fear scores than high educated ones. These findings were consistent with the literature. Conclusion: Consequently, the results of this study highlight that panic disorder patients has higher comorbidity with social phobia rates than individuals who were not diag- nosed any psychiatric disorders. Also, it was associated with some sociodemographic characteristics. The results of this study will discussed with previous findings in the literature.

2.
Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Bir Grup Yaşlıda Huzurevi ya da Aile ile Kalmanın Depresyon ve Anksiyete Düzeyine Etkisi
The Effect of Living with Family or Staying at Nursing Home on Depression and Anxiety Levels in a Group of Elderly Who Referred to an Outpatient Psychiatry Clinic
Serap Erdoğan Taycan, Fatma Duygu Kaya, Okan Taycan
Sayfalar 73 - 82
Amaç: Bu çalışmada, huzurevinde kalan ve evde yakınları ile birlikte yaşayan yaşlılar arasında depresyon ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Ocak 2008- Ocak 2009 tarihleri arasında bir devlet hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran, huzurevinde kalan 55 ve aileleri ile yaşayan 62 yaşlıdan bilgilendirilmiş onam alınanlara; tıbbi ve sosyode- mografik veri formu, Standardize Mini Mental Test, Geriatrik Depresyon Ölçeği, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği ve Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Huzurevinde kalan yaşlıların evde yakınları ile birlikte kalan yaşlılara göre; sayıca daha çok erkek ve düşük eğitimli olduğu, genel olarak daha yüksek depresyon ve kaygı belirtilerine sahip olduğu, özellikle daha çok somatik anksiyete belirtisi gösterdiği, son üç ay içinde yaşanmış olumsuz yaşam olayının evde yaşayan yaşlılar- da daha fazla olduğu belirlenmiştir. Kronik fiziksel hastalık varlığı, medeni durum, sosyal güvence varlığı, son üç ay içinde yaşanmış olumsuz yaşam olayı varlığı açısından iki grubun Geriatrik Depresyon Ölçeği, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği ve Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği puanları arasında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Sonuç: Huzurevinde kalan yaşlılarda özellikle bedensel yakın- maların anksiyete ile ilişkili olabileceğinin bilinmesi, huzurevi çalışanlarının bu durumu tanıyarak yaşlıları ruh sağlığı profesyonellerine yönlendirmeleri gereklidir
Objectives: The aim of this study is to compare depres- sion and anxiety levels between elderly who stay at nurs- ing home and live with their relatives. Method: Fifty five nursing home residents and 62 elderly living with their relatives who were presented to the psychiatry depart- ment of a state hospital between January 2008 and January 2009 were participated in this study. Medical and socio-demographic form, Standardized Mini-Mental State Examination, Geriatric Depression Scale, Hamilton Depression Rating Scale and Hamilton Anxiety Rating Scale were administered to the participants who were included to the study and obtained written informed consent. Results: The nursing home residents were found to be more likely to be male and less educated, having more depression and anxiety symptoms and especially higher somatic anxiety compared to the elder- ly living with their relatives, and having an experience of negative life events during the last three months was more common in elderly living with their relatives. We could not found any significant difference between the scores of the Geriatric Depression Scale, Hamilton Depression Rating Scale and Hamilton Anxiety Rating Scale of two group's scores by means of marital status, presence of chronic physical disorders and medical insur- ance, experience of negative life events during last three months. Conclusion: The relationship of somatic symp- toms with anxiety of elderly who stay at nursing homes need to be known and nursing home workers have to recognize this situation in order to refer these elderly to mental health professionals.

3.
Biber Gazının Birey ve Toplum Ruh Sağlığına Etkileri: Gezi Olayları Örneği
Psychological Effects of Exposure to Pepper Gas on Individual and Community Mental Health: The Example of Gezi Protests
Okan Taycan, Tamer Aker
Sayfalar 83 - 89
Gezi parkı eylemleri sırasında güvenlik güçlerinin kitleler üzerine "biber gazı" olarak da bilinen gösteri kontrol ajanlarını aşırı miktarda kullanması yoğun bir tepkiye neden olmuştur. Biber gazının bireysel olarak ölüme kadar varabilen ciddi fiziksel hasarlara yol açtığı sıklıkla ifade edilirken, birey ve toplum ruh sağlığı açısından etki- leri daha az bilinmektedir. Bu derlemede biber gazının bireysel ve toplumsal düzeyde ruh sağlığı açısından etki- leri mercek altına alınıp, gezi parkı eylemleri özelinde olası psikiyatrik sonuçlarının tartışılması amaçlanmıştır. Kimyasal silah olarak da nitelenen biber gazının özellikle uzun dönemdeki etkileri halen tam olarak bilinmemekte- dir. Bu konu derinlemesine araştırılıp yetkin desenli bilim- sel çalışmalarla netleştirilinceye kadar kullanımına izin verilmemesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, yaşanı- lanlar sonrasında ortaya çıkan fiziksel belirtiler büyük oranda iyileşebilir. Ancak insanların ve toplumun ruhun- da yaratılan tahribatın iyileşmesi çok daha zordur ve zaman alır.
The massive use of riot control agents also known as "pepper gas" on people during the Gezi protests attract- ed so much reaction. Although various physical sequels including death evoked by the exposure to pepper gas have been shown before, the psychological effects are unclear. This present review aimed to discuss the psyc- hological effects of exposure to pepper gas and the psyc- hiatric consequences of the Gezi protests on both indi- vidual and community level. The long term effects of exposure to pepper gas on human health are still unknown. The use of pepper gas should be prohibited until its long term effects are clearly shown by scientific studies which are designed carefully. It is important to keep in mind that physical sequels caused by exposure to pepper gas could recover in time. However, psychologi- cal sequels might need more time and effort to get bet- ter.

4.
Dokuz Yaşında Yapay Bozukluk: Bir Olgu Sunumu
Factitious Disorder at Nine Years Old: A Case Report
İrem Damla Çimen, Nursu Çakın Memik, Özlem Yıldız Gündoğdu
Sayfalar 90 - 97
Yapay bozukluk gerçekte olmayan bazı belirti ve bulgu- ların hasta tarafından istemli bir şekilde ortaya çıkarıl- ması veya bu belirti ve bulgular varmış gibi davranılması olarak tanımlanmaktadır. Bu ruhsal bozukluğun altta yatan motivasyonu bilinç dışı olarak hasta rolünün ben- imsenmesidir. Yapay bozukluk fiziksel ya da ruhsal belirti ve bulguların veya her ikisinin birden taklidi biçiminde olabilmektedir. Yapay bozukluk nadir görülmekle birlikte kişinin hayatında ciddi işlev kaybına, sağlık kaynaklarında önemli harcamalara yol açan bir bozukluktur. Yapay bozukluk kronikleşme eğiliminde olup kötü huylu bir hastalıktır, ayırıcı tanısı ise güçtür. Yapay bozukluğun bili- nen kesin bir tedavisi yoktur, fakat hastaların erken dönemde tedaviden daha çok fayda gördükleri bildirilmektedir. Bu yüzden yapay bozukluğun erken tanınması önemlidir. Bu hastalar psikiyatri bölümü dışın- daki kliniklere de sık başvurdukları için diğer klinik dal- larında çalışan ekipleri de bu bozukluğun varlığı konusunda bilgilendirmek gerekmektedir. Bu olgu sunumunda dokuz yaşında bayılmalar sonrası karın ağrısı ve kan tükürme şikayetleriyle kliniğimize yönlendirilen kız hastanın yapay bozukluk açısından tanı ve tedavi sürecinin son literatür bilgileri ışığında tartışılması amaçlanmıştır.
Factitious disorder is described as reveal some symptom and signs voluntary or to act as if there were symptom and signs. This mental disorder's underlying motivation is adoption of the sick role unconsciously. Factitious dis- order can be seen as artificial signs and symptoms of physical or mental disorder, or imitation of both. Factitious disorder is a rare disorder but can lead to severe disability in a person's life and significant expen- diture of health care resources. Factitious disorders tend to be chronic, malignant disease and this disease's dif- ferential diagnosis is difficult. A lot of additional diagno- sis may be accompany. There is no definitive treatment of this disease. But it's reported that patients see more benefit from early detection. Thus early recognition of this disorder is important. Also these patients consults non psychiatric clinics frequently. So health care workers who works in other clinical disciplines are required to inform about the presence of this disorder. There is lim- ited data in the literature about factitious disorder in childhood and most of them presents case reports. So it's thought that studies about factitious disorder in childhood are important. In this case report it is aimed to discuss the process of diagnose and treatment of facti- tious disorder in light of the recent literature with nine years old girl patient referred to our clinic with abdomi- nal pain and spitting blood after passing convulsion complaints.

5.
Çocuk İstismarına Birimler Arası Yaklaşım: Bir Olgu Sunumu
Multidisciplinary Approach to Child Abuse: A Case Report
Muhammed Ayaz, Ayşe Burcu Ayaz
Sayfalar 98 - 102
Çocukların fiziksel ve cinsel istismarı önemli bir ruh sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. istismar ve sonuçları çocuk ve ergen psikiyatrisi hizmetlerinin önem- li bir parçasını oluşturmaktadır, istismara maruz kalan çocuklar ağır davranışsal ve duygusal sorunlar için risk altındadır. Ülkemizin çeşitli bölgelerinde çocuk istismarını ele almak için birimler arası ekipler oluşturulmaktadır. Bu yazıda, ağır düzeyde fiziksel ve cinsel istismara uğratılan bir olgunun istismarla ilgili riskler, ruhsal tanı, tedavi ve birimler arası yaklaşım açısından tartışılması amaçlan- m ıştır.
The physical and sexual abuse of children keep on being major mental health problems. Abuse and its complica- tions are the important part of child and adolescent psy- chiatry services. Abused children are at risk of serious behavioral and emotional disorders. In many locations nationwide, multidisciplinary teams have been created to evaluate concerns of child abuse. In this paper, it is aimed to discuss risk factors for abuse, diagnosis and therapy of mental disorders, and multidisciplinary approach in a case who seriously exposed to physical and sexual abuse.

 
 
Copyright © 2020 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale