ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 16 (2)
Cilt: 16  Sayı: 2 - 2013
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Yetişkinliğe Geçişte Bireyleşme Türleri ve Kimlik Statüleri: Üniversite Öğrencileri ve
Individualization Types and identity Status in Transition to Adulthood: College Students and
Hasan Atak, Emine Gül Kapçı, Figen Çok
Sayfalar 71 - 82
Amaç: Erikson'dan itibaren ergenliğin en önemli psikososyal görevinin "kimlik" olarak kabul edilmesine karşın, özellikle son yıllarda ayrı bir gelişimsel dönem olduğu iddia edilen "beliren yetişkinlik" döneminin temel görevinin "kimlik" olabileceği ve kimlik gelişiminin aslında ergenlikte başlayıp bu dönemde tamamlandığı öne sürülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, beliren yetişkinlik döneminde bireyleşme türlerinin varlığını incelemek ve kimlik statülerinin bireyleşme türlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 19-26 yaş aralığında bulunan toplam 700 genç (üniversite eğitimi alan 343 ve almayan 357 birey) katılmıştır. Katılımcıların %37.9'u erkek (n=265), %62.1'i (n=435) kadındır; yaş ortalaması 23.5'dir (SS=1.4). Araştırmada "Benlik Kimliği Statüleri Ölçeği" ve "Çok- Yönlü Eylemli Kişilik Ölçeği" kullanılmıştır. Frekans ve yüzde analizi, t-testi, MAN OVA ve küme analizi verilerin analizinde yararlanılan temel istatistiklerdir. Bulgular: Sonuçlar, yetişkinliğe geçiş döneminde gelişimsel ve standart bireyleşme olarak adlandırılan her iki bireyleşme türünün de deneyimlendiğini göstermektedir. Ayrıca, kimlik statülerinin gelişimsel ve standart bireyleşme türlerine göre farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Bulgular, bireyleşmenin, beliren yetişkinlik dönemindeki Türk gençlerinin kimlik biçimlenme sürecine katkısı bağlamında tartışılmıştır.
Objectives: Identity development has long been acknowledged as a central psychosocial task for adolescents. In recent years it is suggested that identity development starts during adolescent years but it has been completed throughout "emerging adulthood" period. Although the relationship between identity status and various psycho-social variables have been well-documented the relationship between identity status with those of individualization during emerging adulthood has not been studied. Thus, the first aim of the present study is to investigate individualization types in emerging adulthood and its relationship with identity status. Method: A total of 700 individuals from two different educational background participated in the study (university students n=343 and “forgotten half n=357). Of these 37.9 % (n=265) were male and 62.1% (n=435) were female. The age of the participants ranged from 19 to 26 with a mean of 23.5 (SD=1.4). "The Ego Identity Status Scale" and "Multi-Measure Agentic Personality Scale" were utilized. Frequency and percent analysis, t- test, MANOVA and cluster analyses were the primary statistics. Results: The results demonstrated that there were two individualization types namely developing individualization and default individualization during transition to adulthood, and identity status differed according to individualization types. Conclusion: The results are discussed in relation to the contribution of individualization types to the identity status for Turkish emerging adults. Key Words: Transition to adulthood, individualization, identity status, forgotten-half.

2.
Birinci Trimester Gebelerde Depresyon ve Anksiyete Bozukluğu
Depression and Anxiety Among First Trimester Pregnancies
Pınar Yücel, Yasemin Çayır, Mehmet Yücel
Sayfalar 83 - 87
Amaç: Gebelik bir kadının yaşamındaki stresli dönemlerden biridir ve sıklıkla anksiyete ve depresyonla birleşmektedir. Bu çalışmada, 1. trimesterdeki gebelere Primary Care Evaluation of Mental Disorders (PRIME-MD) uygulayarak, gebelikteki depresyon ve anksiyete varlığını ortaya çıkarmayı ve bu duruma etki eden sosyokültürel faktörleri belirlemeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 1. trimesterdeki, daha önceden bilinen herhangi bir psikiyatrik problemi olmayan toplam 111 gebe alındı. Hastaların sosyo-demografik özellikleri ve obstetrik öyküleri kaydedildi. Psikiyatrik bozuklukların varlığını araştırmak için PRIME-MD hasta soru formu kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 111 gebenin PRIME-MD ile değerlendirilmesi sonucunda %55.8'inde (n = 62) bir ya da daha fazla psikiyatrik belirtinin olduğu görüldü. Gebelerin %21,6'sında (n=24) hem depresif bozukluk hem anksiyete bozukluğu belirtileri vardı. Gebelik yaşı >30 olanlarda depresyon ve anksiyete görülme oranı daha yüksek bulundu. Gebelik sayısı arttıkça depresyon ve anksiyete belirtilerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı görüldü (sırasıyla p=0.034, p=0.03). Plansız gebeliklerde depresyon belirtileri, planlı gebeliklere göre daha sıktı (p=0.001). Sonuç: Gebeler anksiyete ve depresyon gelişimi açısından risk taşıyan bir gruptur. Bu durumu göz önüne alarak birinci basamak sağlık hizmetlerinde çalışan hekimler gebelerin takibinde PRIME-MD gibi bir ölçekle psikiyatrik değerlendirme yapabilirler. Böylece mevcut bozukluğun erken tanısı ve tedavisi ile anne ve bebek sağlığı açısından risk oluşturabilecek komplikasyonların önüne geçilebilir.
Objectives: Pregnancy is one of stressful periods in the life of a woman and often combines with anxiety and depression. In this study we aimed to determine the presence of depression and anxiety and their relationship between socio-demographic characteristics in the first trimester of pregnancy by using the Primary Care Evaluation of Mental Disorders (PRIME-MD). Method: A total of 111 pregnant women who have not any psychiatric disorder before were included in the study group. The demographic characteristics and the obstetric histories of the patients were recorded. In order to investigate presence of psychiatric disorders, PRIME-MD patient questionnaire was used. Results: Of the 111 women in the study group 55.8% (n=62) had one or more psychiatric symptoms with the assessment by PRIME-MD system. 21.6% (n=24) of them had both anxiety and depression symptoms. The rate of anxiety and depression were significantly high in pregnant women who were >30 years of age. It was found that depression and anxiety were increased as the number of the pregnancies increased (p=0.034, p=0.03, respectively). The rate of depression was high in pregnant women who did not planned pregnancy (p=0.001). Conclusion: Pregnant women are a risk group for the development of anxiety and depression. Considering this situation, physicians working in primary health care can do psychiatric evaluation at follow-up of pregnant women by using tools such as PRIME-MD. Thus, with early diagnosis and treatment of the present disorder the complications that constitute risk for the health of the mother and the child can be prevented.

3.
Üniversite Öğrencilerinin Kişilik Özellikleri, Umutsuzluk, Çaresizlik ve Talihsizlik Düzeyleri ile Problem Çözme Yaklaşımları Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi
The Relationships Between, Personality Characteristics, Hopelessness, Helplessness Hap/essness and Problem Solving Style in Turkish University Students
Sevginar Vatan
Sayfalar 88 - 97
Amaç: Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin kişilik özellikleri, umutsuzluk, çaresizlik, talihsizlik ile problem çözme yaklaşımları arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve problem çözme yaklaşımlarını yordayan değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu amaç doğrultusunda Hacettepe Üniversitesinde farklı bölümlerde eğitim gören toplam 165 öğrenci ile araştırma yürütülmüştür. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre kontrol değişkenlerinden sadece “toplam gelir düzeyi" Değerlendirici ve Kendine Güvenen Yaklaşım ile anlamlı ilişki göstermiştir. Çalışmadaki demografik özelliklerden oluşan kontrol değişkenleri kontrol edildikten sonra "Sorumluluk" kişilik özelliği Aceleci ve Kaçıngan Değerlendirici, Kendine Güvenen ve Planlı Problem Çözme Yaklaşımları ile anlamlı ilişki göstermiştir. "Olumsuz Değerlik" kişilik özelliği Düşünen Problem Çözme Yaklaşımı ve Kaçıngan Yaklaşımla ilişkili bulunmuştur. "Gelişime Açıklık" kişilik özelliği Düşünen, Değerlendirici, Kendine Güvenen ve Planlı Problem Çözme Yaklaşımları ile anlamlı ilişki göstermiştir. "Nörotizm" kişilik özelliği ise sadece Planlı Problem Çözme Yaklaşımının yordayıcıları arasında yer almıştır. Ayrıca "Umutsuzluk", Düşünen ve Kendine Güvenen Yaklaşımlar ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. "Çaresizlik" ise Kaçıngan Yaklaşım ve Planlı Yaklaşım ile negatif ilişkili bulunmuştur. 'Talihsizlik" ise sadece Aceleci Yaklaşımın yordayıcıları arasında yer almıştır. Sonuç: Bu bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış ve alan için önerilere yer verilmiştir.
Objectives: The present study aimed at investigating variables related to problem solving styles in university students in Turkey. Accordingly, personality traits, hopelessness, helplessness and haplessness levels and their prediction power on problem solving styles are aimed to be examined. Method: For these purposes 165 university students completed questionnaires mentioned above. Results: Findings of the analyses revealed that income level was a predictor of Mindful and Self-confident Problem Solving Approaches. After demographic variables were controlled, significant relationship was found among "Conscientiousness" personality trait and Impatient, Avoidant, Self-confident and Planned Problem Solving Approaches. Moreover, a significant relationship was found among "Negative Valence" and Evaluative and Avoidance Problem Solving Approaches. Results also displayed that Openness was as a predictor of Mindful, Evaluative, Self-confident and Planned Problem Solving Approaches. Neuroticism was as a predictor of only Planned Problem Solving Approach. Beside all of these, significant relationship was found among Hopelessness and Mindful and Self-confident Problem Solving Approaches. Helplessness had a negative and significant relationship with Avoidance and Planned Problem Solving Approaches. Haplessness predicted only Impatient Problem Solving Approach. Conclusion: The results were discussed in the light of the related literature and dependent recommendations to the area were given.

4.
Sivas Numune Hastanesi Acil Servisine Başvuran İntihar Girişimlerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Suicide Attempts Referring to Sivas Numune Hospital Emergency Department
Etem Erdal Erşan, Çağla Kılıç
Sayfalar 98 - 109
Amaç: Bu çalışmanın amacı; psikiyatrik acil açısından en önemli sorun olan intihar konusuna dikkat çekmek, risk faktörü olabilecek bazı özellikleri belirlemek ve intihar girişimlerine yönelik koruyucu çalışmaların oluşturulmasına katkıda bulunmaktır. Yöntem: Bu çalışma gerekli izinler alınarak, 01 Ocak 2011-31 Aralık 2012 tarihleri arasında intihar girişimiyle Sivas Numune Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran ve 'intihar Girişimleri Kayıt Formu' doldurulan toplam 291 olgunun geriye dönük kayıtları incelenerek yapılmıştır. Bulgular: İntihar girişimleri; kadınlarda, 15-24 yaş arası olanlarda, bekârlarda, lise ve altı mezunlarda, çalışmayanlarda, evkadını-evkızı olanlarda, ailevi sorunlar başta olmak üzere ruhsal hastalığı olanlarda, gençlerde; okul sorunları ve karşı cinsle ilgili sorunları olanlarda, daha önce intihar girişimi ve psikiyatrik tedavi öyküsü olanlarda yüksek çıkmıştır. Sonuç: Sonuç olarak, bu çalışmayla hastanemize başvuran intihar girişimleri için risk faktörü olabilecek bazı özellikleri inceledik. İntihar davranışını önleyebilmek için sadece araştırma yapmak yeterli değildir. Ortaya çıkan verilerin önleyici stratejiler geliştirmek ve uygulamak için kullanılması gerekliliği vardır. İntihar davranışı bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmalı ve toplumsal boyutta önleyici çalışmalara ağırlık verilmelidir.
Objectives: The objective of this study is to call attention to suicide which is the most significant problem for emergency departments, and to determine some risk factors so that suicide prevention studies may benefit. Method: This study was performed by analyzing the medical records of 291 patients who referred to Emergency Department of Sivas Numune Hospital and filled up "Suicide Attempt Record Form" between January 01, 2011 and December 31, 2012 following the acquisition of relevant study permissions. Results: Suicide attempts were higher in women, and between 1 5 and 24 years old age-range; in singles; in people who graduated from a high school or a lower degree; in unemployed, in housewives, in people who had drug abusion; in those having mental problems, and problems with opposite gender, particularly familial problems, communication problems, domestic violence, economic problems as well as school problems in younger people, and in those having prior suicide attempt and psychiatric treatment histories. Conclusion: We once again determined the risk factors of suicide in our region. In order to prevent suicide, only conducting researches is not sufficient. The preventive strategies should be developed and applied with the assistance of data acquired. It is crucial to regard attempting suicide as a public health problem, and act to build preventive measures. Keywords: Suicide, psychiatry, society, risk factors.

DERLEME
5.
Sigara Bırakmada İlaç Tedavisi
Smoking Cessation Pharmacotherapy
Mehmet Hamid Boztaş, Eren Abatan
Sayfalar 110 - 119
Sigara birçok tıbbi hastalığın yanı sıra ölümlere neden olur. Sigara kullanılırken davranım sorunlarına yol açmaz. Yoksunluğu sırasında ortaya çıkan ruhsal, bedensel tepkilerin düzeyi yatarak tedavi gören ruhsal hastalıklara benzer düzeydedir, inhalasyon yoluyla alındığında hızla kana karışarak santral etki gösterir. 35 yaşında sigarayı bırakan erkekler ortalama 6.9 -8.5 yıl kadınlar ise 6.1 -7.7 yıl daha fazla yaşar. Etkin önlemlerle sigara bağımlılığı Amerika, İngiltere ve Avustralya1 da azalmaktadır. Sigara içenlerde %10-15 kanser gelişir ve bu kanserler %87 akciğer kanseridir. Sigara ayrıca pankreas, böbrek, mesane, serviks ve mide kanserine yol açar. Sigara kronik tıkayıcı akciğer hastalığının ilerlemesinin temel sorumlusudur. Kardiyovasküler hastalıklardan ölümlerin onda birinden fazlasından sorumludur. Son 30 yıldır farmakolojik olarak etkin tedavileri geliştirilmiştir. Nikotinin santral etkilerini farklılaştırmaya çalışan tedaviler tek başına veya birbir- leriyle kombine halde kullanılmaktadır. Nikotin replas- man tedavileri, Bupropion, Veranicline ilk sıra tedavi olarak, Klonidin, nortriptillin ise ikinci sıra tedavi olarak kullanılmaktadır. Nikotin aşıları gibi birçok farklı tedavi yöntemi araştırılmaktadır. Genetik çalışmalar sigaraya başlama ve bağımlılıkta farklı polimorfizmleri ortaya koymuştur. Farmakogenetik yoluyla ilaç tedavilerindeki bireysel farklılıklar anlaşılabilir. En uygun ilaç tedavisi bireyin davranışsal ve farmakolojik özellikleri göz önüne alınarak yapılabilir. Sigara bağımlılığı tedavisi birey- selleştirilmelidir.
Cigarette smoking kills and leads to many medical disorders. Smoking does not cause behavioral problems but during cessation and withdrawal phase mental symptoms occur that are comparable to psychiatric inpatient symptom levels, depending on the quantity consumed regularly. When a person inhales smoke from a cigarette, it is absorbed rapidly into the pulmonary venous circulation. It then enters the arterial circulation and moves quickly to the brain. Cessation of cigarette smoking has been estimated to increase life expectancy among smokers who stopped at the age of 35 years by 6.9 to 8.5 years for men and 6.1 to 7.7 years for women. The disease burden related to smoking has begun to decline in countries such as the UK, US and Australia, which have progressively introduced strict prevention. Approximately 10%-15% of active smokers will go on to develop cancer and 87% of all lung cancers can be attributed to smoking. Smoking is also related to the development of cancers of the pancreas, kidney, bladder, stomach, and cervix. Effective treatments for nicotine dependence has been developed in the last 30 years. There are psychotropic drugs used alone or in combination.While nicotine replacement therapy, bupropion and veranicline are the first line treatment, clonidine and nortriptyline are second line. Nicotine vaccine and other potential treatment approaches have also been investigated. Association studies reveal that genetic polymorphism is a factor both in initiation of smoking and development of dependence. By using pharmacogenetic techniques individual differences for the required drug treatment might be understood. Thus the selection of the most appropriate pharmacotherapy can be done by considering the behavioral and pharmacological profiles of the patient.Treatment of cigarette smoking should be individualized.

OLGU SUNUMU
6.
Varenikline Sefuroksim Eklenmesiyle Gelişen Bir Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu
An Obsessive Compulsive Disorder Case Induced by Addition of Cefuroxime to Varenicline
Arda Karagöl, Ali Çayköylü, Hatice Kılıç, Yasemin Eren, Naci Özdemir
Sayfalar 120 - 125
Vareniklin, gıda ilaç yönetimi (FDA) tarafından onaylanmış en son sigara bıraktırma ilacıdır, a.4 P2 alttipi niko- tinik asetilkolinerjik reseptörlere parsiyel agonistik etki gösterir. Bu reseptörlere bağlanan vareniklin, nikotinden daha düşük bir aktivite ile bu reseptörleri stimüle eder (agonizma). Ayrıca nikotinin bu reseptörü stimüle etmesini de engeller (antagonizma). Dolayısıyla mezolim- bik dopaminerjik sistem de stimüle edilemez. Vareniklin, pazara sürüldükten sonraki gözlemler ve olgu raporları bu ilaçla ilgili potansiyel yan etkilerle ilgili kaygıların doğmasına neden olmuştur, vareniklin, çeşitli psikiyatrik yan etkilere yol açabilmektedir. Sefuroksim, beyin omurilik sıvısı da dahil, tüm vücut sıvılarına dağılan bir antibiyotiktir. Sefuroksim ile çok nadiren görülen "nöbet" dışında nörolojik bir yan etki bildirilmemiştir. Yazımızda, varenikline sefuroksim eklenmesine bağlı olarak geliştiği düşünülen bir obsesif kompulsif bozukluk (OKB) olgusunu sunduk. Vareniklinin, özellikle amigdala ve orbitofrontal korteksteki nikotinerjik tipteki kolinerjik reseptörleri düşük şiddette ancak sürekli bir şekilde (parsiyel agonizma ile) uyarması dopaminerjik stimülasyon oluşturması, nikotinerjik blokaj ile serotoninin alınımını azaltılması veya vareniklin ile sefuroksim arasındaki ilaç etkileşimi OKB'yi tetiklemesi muhtemel mekanizmalardır. Dolayısıyla vareniklin alan hastalarda tedaviye başlanmadan önce ve tedavinin devamında yapılacak olan psikiyatrik değerlendirmenin ve hastayı bu olası yan etkilerle ilgili olarak bilgilendirmenin ve ilaç etkileşimlerinin önemine dikkat çekmek istedik.
Varenicline is the latest smoking cessation medication approved by Food and Drug Administration (FDA). It is partially agonistic to the a.4 p2 subtype nicotinic acetyl- cholinergic receptors. When varenicline is binded to these receptors, it stimulates them with a lower activity then nicotine (agonism). It also inhibits nicotines' activation on these receptors (antagonism). So the dopaminergic mezolymbic system can not be activated. Post marketing case reports, observations about vareni- clin, caused some concerns about this pharmaceuticals potential side effects. Varenicline may cause some psychiatric side effects. Cefuroxim is an antibiotic that can pass all the body fluids including serebro spinal fluid. No neurological side effects noticed with cefoxitine except seizure which is very rarely seen. We presented an obsessive compulsive disorder which is induced by addition of cefuroxime to varenicline. It is possible that varenicline caused obsessive compulsive disorder by, activating nicotinergic type cholinergic receptors especially at amygdala and orbitofrontal cortex by partial agonism, dopaminergic stimulation, serotonergic reuptake inhibition by nicotinergic blockage and drug interaction with cefuroxime. We wanted to attract attention to the importance of psychiatric evaluation before and after the treatment, informing of patient about the possible psychiatric side effects and drug interaction.

7.
Fluoksetin Kullanımı Sırasında Ortaya Çıkan Hipertansiyon Olgusu
Hypertension as a Side Effect of Fluoxetine
Esra Yancar Demir, Tuba Aydemir Özcan
Sayfalar 126 - 128
Fluoksetin özgül serotonin geri alım engelleyicisi (SSRI) sınıfından bir antidepresandır. Rasemik bir karışım olup S enantiomeri, R enantiomerine göre farmakolojik olarak daha aktiftir. Klinik etkisinin serotonin geri emiliminin blokajına bağlı olduğu kabul edilmektedir. Güvenlik ve uygun yan etki profili kadar, çoklu reseptör afinitesinin düşük oluşu da fluoksetini ve diğer SSRI'ları trisikliklerden ayırır. SSGI'lar olasılıkla santral sinir sistemindeki 5HT'yi arttırma yoluyla ajitasyon, anksiyete, uyku düzensizliği, titreme, seksüel disfonksiyon ve baş ağrısı ve bulantı yapabilir. Kardiovasküler yan etkiler SSRI'lar arasında yaygın değildir. Ritim bozukluğundan başka en fazla bildirilen etki postural hipotansiyonu da içeren hipotansiyondur ve fluoksetin ile görülme oranı %29.3'dür. Literatür incelendiğinde, ratlar üzerinde yapılan bir çalışmada prenatal fluoksetine maruz kalınması ile pulmoner hipertansiyon arasında ilişki gösterilmesine karşın, fluoksetin doz artışının yol açtığı hipertansiyon olgusuna rastlanmamıştır. SSRI'lar içinde sadece essitalopram ile gelişen bir hipertansiyon olgusu bildirilmiş ancak nedenine yönelik bir açıklama getirilememiştir. Bu makalede daha önce tanı konmuş hipertansiyon ve benzeri kronik bir hastalık öyküsü ile ek ilaç kullanımı olmayan 48 yaşında bir kadın hasta sunulmuştur. Hastaya depresyon tanısıyla fluoksetin başlanmış, belirtilerinde yeterli düzelme olmayınca fluoksetin dozu 40 mg'a çıkılmıştır. Ancak doz artışının hemen ardından hastada tansiyon yüksekliği meydana gelmiş ve doz tekrar 20 mg'a inilince kan basıncı değerleri normal seviyelere gerilemiştir. Anahtar Sözcükler: Fluoksetin, hipertansiyon, yan etki.
Fluoxetine is an antidepressant of the selective serotonin reuptake inhibitor (SSRI) class. Racemic fluoxetine consists of R- and S-fluoxetine. Its S-enantiomer is pharmacologically more active. Fluoxetine's mechanism of action is primarily that of an SSRI. Security and favorable side- effect profile, as well as the lack of affinity for multiple receptors which are mediated by adverse effects associated with TCA seperate fluoxetine and other SSRIs from TCA. SSRIs possibly induce agitation, anxiety, sleep disturbance, tremor, sexual dysfunction, headache, and nausea by increasing 5HT in central nervous system (CNS). Cardiovascular side effects are not common among SSRIs. Mostly reported side effects, except arrhyt- mia, are hypotension and its incidence is 29.3%. In the literature, a study conducted on rats, the relationship between prenatal exposure to fluoxetine and pulmonary hypertension has been shown, however there is no case of hypertension following dose increase. In literature, there is no reports abaout relationship between fluoxetine and hypertension. Among SSRIs, there is only one reported hypertension case during essitalopram usage and its causal link was declared to be unclear. Here we report a 48- years-old woman diagnosed with depression and treated with fluoxetine who has developed hypertension following the dose increase to 40 mg/day. After decreasing the dosage to 20 mg/day the blood pressure returned to normal range.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale