ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 9 (3)
Cilt: 9  Sayı: 3 - 2006
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Hava Trafik Kontrolörlerinde Stresle Başa Çıkma Eğitiminin Ruhsal Belirtiler ve Tükenmişlik Düzeylerine Etkisi: Kontrollü, Prospektif Bir Çalışma
The Effect of Stress Management Training on the Emotional Symbols of Air Traffic Controllers: A Controlled, Prospective Study
Elif Ünal, Leyla Gülseren, Şeref Gülseren, Levent Mete, Seval Baysal, Sibel Turgut
Sayfalar 109 - 115
Amaç: Yoğun çalışma koşullan nedeniyle hava trafik kontrolörleri'nde (HTK) ruhsal belirtiler ve tükenmişlik sendromu (TS) yüksek oranda görülür ve TS önlenmesinde stresle başa çıkma teknikleri yararlıdır. Bu çalışmada, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'nda HTK olan kişilerde stresle başa çıkma eğitiminin ruhsal belirtiler ve tükenmişlik düzeyine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Havalimanı'nda HTK 46 kişi, brifing bölümünden 30 kişi alındı. Çalışmanın ilk aşamasında her iki grup Beck Depresyon, Durumluluk- Sürekli Kaygı Envanterleri, İş Doyumu, Maslach Tükenmişlik ve Stresle Başa Çıkma Ölçekleriyle değerlendirildiler, ardından psikologlar tarafından bu kişilere stresle başa çıkma tekniklerinin anlatıldı, başlangıçta uygulanan testler tekrarlandı. Bulgular: Gruplar eğitim ve alkol kullanma oranları açısından farklıydı. İş doyumu, tükenmişlik, ruhsal belirtiler ve stresle başa çıkma özellikleri benzerdi. Eğitim ve egzersizlerle HTK grubunda depresyon, kontrol grubunda ise durumluluk anksiyete belirtilerinde azalma olduğu, iş doyumu ve stresle başa çıkma açısından iki grup arasında fark saptanmadı. TS açısından farklılıklar gözlendi. HTK grubunda TS puanlarının yüksekti. Stresle başa çıkma egzersizlerinin uygulanması her iki grupta düşüktü. Sonuç: Çeşitli çalışmalar stresle başa çıkma eğitimi, gevşeme egzersizlerinin HTK'de yararlı etkilerini göstermektedir. Bu çalışmada egzersizlerin yeterince uygulanmamasında motivasyon düşüklüğünün araştırılması, destek ve danışmanlık hizmetlerinin sürekli olması sonucuna varıldı.
Objective: Because of intensive working conditions, psychological symptoms and exhaution syndrome (ES) are highly common in Air Traffic Controllers (ATCs). Techniques to cope with stress are useful in prevention of E.S. In this study our aim was to see the effect of education to cope wih stress on psychological symptoms and exhaution levels. The study was held on ATCs working in İzmir Adnan Menderes Airport. Method: 46 people who were ATCs and 30 people from breefing department took part in the study. In the first stage of the study, both of the groups were evaluated by some tests including; Beck depression, State-Trade-Anxiety Inventory, job satisfaction, exhaution and coping with stress criterias of Maslach. After the tests, the techniques to cope with stress were told by the psycologists to all of the participants; and then the tests were repeated. Results: The groups were different in education, alcohol usage rates, where they were similar in job satisfaction, exhaution, psychological symptoms and coping with stress. After education and exercise, there was a decrease in depression in ATCs group, where the control group had a decrease in anxiety symptoms. There was no significant difference between the groups in job satisfaction and coping with stress. ATCs had greater ES points. Both of the groups failed in carrying out the exercises. Conclusion: Different studies shows the beneficial effects of education to cope with stress and relaxing exercises in ATCs. This study concluded that low motivation should be examined as a reason of people failing to carry out the exercises; where support and counselling services should be continuous.

2.
Sivas II Merkezinde Sosyoekonomik Düzeyi Farklı Üç İlköğretim Okulu Öğrencilerinin Benlik Saygısı Düzeyi
Study of Self Esteem Levels of Students Attending in Three Primary Schools with Different Socio Economic Levels, in Central Sivas
Selma Çetinkaya, Seher Arslan, Naim Nur, Deniz Özdemir, Ö.Faruk Demir, Haldun Sümer
Sayfalar 116 - 122
Amaç: Çalışma Sivas il merkezinde sosyoekonomik düzeyi farklı üç ilköğretim okulu öğrencilerinin benlik saygı düzeyini belirlemek için yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel bir araştırma olarak planlanan çalışma 23 Mayıs- 3 Haziran 2005 tarihleri arasında sosyoekonomik düzeyi farklı üç ilköğretim okulunda yapılmıştır. Okul seçiminde basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmamıza bu okullardaki 5-8. sınıflarda okuyan toplam 563 öğrenciden anketleri tam olarak cevaplandıran 521 (%92.5) öğrenci dahil edilmiştir. Çalışmamızda öğrencilerin sosyodemografik özelliklerini tanımlayan anket ile birlikte 80 sorudan oluşan Piers Harris'in Çocuklarda Öz- Kavramı Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Sosyoekonomik durumu düşük olan okulda okuyan öğrencilerin benlik saygısı ile ilgili ölçek puanlan 54.6±11.8, orta olan okulda 58.2± 11.7 ve yüksek olan okulda 56.5±11.8 idi. Çalışmada sosyoekonomik durumu düşük olan okulda bulunan öğrencilerin benlik saygısı düzeyi iyi ve orta olan okullarda bulunan öğrencilere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin okulu, yaşı, sınıfı, baba mesleği, baba öğrenim durumu, kardeş sayısı ve sosyoekonomik durumu ile benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Benlik saygısının, öğrencilerin yaşı, kardeş sayısı ve sosyoekonomik durumlarından bağımsız olarak etkilendiği tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç: Düşük puanın psikolojik yardıma gereksinimi olan öğrencilerin tanınmasında ve ayırt edilmesinde önemli ipucu olacağı düşünülmektedir. Benlik saygısının hangi ortamlarda değişebileceği ve gelişebileceği incelenmeli, incelemek için iyi düzenlenmiş deneysel araştırmalar yapılmalıdır.
Objective: The study was carried out in order to determine the selfesteem levels of students attending in three primary schools with different socio economic levels, in central Sivas. Method: The study, planned as a cross sectional survey, was carried out in three primary schools with different socio economic levels between 23rd of May- 3rd of June 2005. Random selection method was used to select schools. Among 563 students from 5-8 class levels, 521 (92.5%), who had fulfilled the questionnaire forms, were included in this study. A questionnaire form defining socio economic properties of students and Piers Harris' self esteem scale including 80 questions were used. Results: The mean scores from self-esteem scale were 54.6±11.8 for low socio economic level school, 58.2± 11.7 for mid-level socioeconomic school and 56.5±11.8 for high socio economic level school. The mean self esteem levels of students attending in low socio economic level schools was found to be statistically lower compared with the schools with high and mid socio economic level (p<0.05). A significant relationship between self esteem and school, age, class levels, fathers' education level and job, number of sister and brothers, socio economic levels was found (p<0.05). In linear regression analysis, age, number of sister and brothers, socio economic level of school were found independently related to self esteem (p<0.05). Conclusion: Low self esteem scores are considered to be important for definition and differentiation of students who need psychological help. The circumstances where self-esteem levels change and develop must be researched with well designed studies.

3.
Anne-Babalarında Ruhsal Bozukluk Olan Çocukların Ruhsal Durumlarının Değerlendirilmesi
Psychiatric Evaluation of the Offsprings of the Parents with Psychopathology
Özlem Yıdız Öç, Şahika Gülen Şişmanlar, Belma Ağaoğlu, Ümit Tural, Emin Önder, Işık Karakaya
Sayfalar 123 - 130
Amaç: Bu çalışmada ruhsal bozukluğu olan anne babaların 8-14 yaşları arasındaki çocuklarının ruhsal durumlarının incelenmesi ve sağlıklı anne babaların aynı yaş grubundaki çocukları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri polikliniğinde ayaktan izlenen ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan erişkin hastaların 8-14 yaş grubundaki çocukları arasından 61 çocuk çalışma grubunu, yaşam boyu psikiyatri başvurusu olmayan anne babaların yaş ve cinsiyet açısından benzer özellik gösteren çocukları arasından 35 çocuk ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Tüm çocuklar Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğinde uzman hekimler tarafından değerlendirilmiştir. Klinik görüşme ardından çocuklara Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDSKE) ve Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği- Çocuk Formu (BSÖ) uygulanmıştır. Çocuklardaki ruhsal bozukluk tanıları anne baba ve çocuklarla yapılan DSM- IVe dayalı klinik görüşmelerle konmuştur. Bulgular: Ruhsal bozukluğu olan anne babalara sahip çocukların sağlıklı ebeveynlere sahip çocuklardan daha fazla ruhsal bozukluk tanısı aldıkları saptanmıştır. Çalışmamızda risk grubunu oluşturan bu çocukların aldığı en sık ruhsal bozukluk tanısı yıkıcı davranış bozukluklarıdır. Sonuç: Çalışmamız çocukta psikopatoloji gelişiminin genetik veya psikososyal risklerine yönelik ayrıntılı bilgi vermese de, anne ya da babada ruhsal bozukluk varlığının çocukta psikopatoloji gelişmesindeki önemini vurgulaması açısından anlamlıdır.
Objectives: In this study, we aimed to evaluate the psychopathology of 8-14 years-old children of the parents with mental disorder and compare the results with the children of the healthy parents. Method: 61 children of the patients who were voluntered for the study and followed at Kocaeli University School of Medicine psychiatry outpatient clinic recruited for the study group. The children were between 8-14 year of age. As the control group, 35 children of the parents who did not have any life-long mental disorder diagnosis were matched with the study group by age and sex. The children were evaluated by a specialist at Child and Adolescent Psychiatry outpatient clinic. After the evaluation, all of the children filled in Children Depression Inventory, State-Trait Anxiety Inventory and Coppersmith Self-Esteem Scale- Child Form. Mental disorders of the children were diagnosed by DSM-IV depended clinical interviews done with the parents and the children. Results: The findings of this research indicate that children of the parents with mental disorder had higher rates of developing psychopathology in comparison to the children of parents without any psychopathology. In our study, the most frequent disorder diagnosed in the risk group was disruptive behavioral disorder. Conclusion: Although our study does not give detailed information about the genetic and psychosocial risks for the development of childhood psychopathology, it shows that the presence of a mental disorder at the parents is important for the development of childhood psychopathology.

4.
Klinik ve Subklinik Hipotiroidide Psikiyatrik Belirti Düzeyi ve Psikiyatrik Belirtilerin ¦ ¦ Tiroid Hormon Düzeyleri İle İlişkisi
Psychiatric Symptom Level in Clinical and Subdinical Hypothyroidism and Its Relation Between Thyroid Hormon Levels
İbrahim Eren, Erkan Cüre, Ali Kutlucan, Banu Kale Köroğlu, Mehmet Numan Tamer
Sayfalar 131 - 137
Amaç: Hipotiroidide psikiyatrik belirtilerin sık görüldüğü bildirilmektedir. Klinik ve subklinik hipotiroidide psikiyatrik belirtiler ve depresyon düzeylerini ve bunların tiroid hormon düzeyleri ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Endokrinoloji polikliniğine başvuran 40 hipotiroidi hastası ile 40 subklinik hipotiroidi hastası, toplam 80 hasta ile 45 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Tüm bireylere Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulandı. Bulgular: Hipotiroidi olan grupta, somatiza- syon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete, fobik anksiyete, paranoid düşünce, psikotiklik, ek madde alt ölçek ve rahatsızlık ciddiyeti indeksi puanları kontrollerden anlamlı olarak yüksek bulundu. Subklinik hipotiro- idisi olan grupta somatizasyon, obsesif kompulsif bozukluk, kişilerarası duyarlılık, hostilite, anksiyete, fobik anksiyete, psikotiklik, ek madde alt ölçek ve rahatsızlık ciddiyeti indeksi puanları kontrollerden anlamlı olarak yüksek bulundu. Serbest T3 ve TSH hormon düzeylerinin psikiyatrik belirti, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkili olmadığı saptandı. Serbest T4 düzeyleri ise anksiyete alt ölçek ve BAÖ puanları ile pozitif korele idi. Sonuç: Hipotiroidi ve subklinik hipotiroidi hastalarında sağlıklı kontrollere göre psikiyatrik belirtilerin daha yüksek oranda görüldüğü ortaya konuldu. Ancak bu belirtiler ile tiroid hormon düzeyleri arasında yaygın bir korelasyon mevcut değildi.
Objectives: It is reported that psychiatric symptoms are frequently seen in hypothyroidism. We aimed to investigate psychiatric symptoms and depression levels in clinical and subdinical hypothyroidism and their relation to thyroid hormone levels. Method: Fourty patients with hypothyroidism and 40 patients with subdinical hypothyroidism who admitted to Endocrinology out patient clinic and 45 healthy indivudials were included into the study. All indivudials were administered Beck's depression inventory (BDI) and Beck's anxiety inventory (BAI) and Brief Symptom Inventory. Results: In hypothyroid group, the points of somatization, obsessive-compulsive disorder, anxiety disorder, phobic anxiety, paranoid idea, psychosis, additional item subscale, global severity index were significantly higher than control group. In the subdinical hypothyroid group, the points of somatization, obsessive-compulsive disorder, interpersonal sensitivity, hostility, anxiety, phobic anxiety, psychosis, additional item subscale and global severity index were significantly higher than control group. We found that free triiodothyronine and thyrotropin hormone levels were not related with psychiatric symptoms, depression and anxiety levels. Free thyroxine levels were positively correlated with anxiety subscale and BAI points. Conclusion: Psychiatric symptoms were seen more frequently in hypothyroid and subdinical hypothyroid patients compared with healthy control group. But these symptoms were not correlated extensively with thyroid hormone levels

5.
Psikozu Açıklama ve Çare Arama Davranışını Etkileyen Sosyal Etkenler-Malatya Orneklemi
Social Factors of Folk Explanatory Model and Help Seeking Behaviors of Psychotic Symptoms - Malatya Sample
Süheyla Ünal, Yaşar Kaya
Sayfalar 138 - 147
Amaç: Bu çalışmada Malatya örnekleminde halkımızın psikotik bozukluk konusundaki inançlarını, atfettiği nedenleri ve çare arama davranışını etkileyen bazı değişkenleri araştırmayı amaçlanmıştır. Yöntem: Bu kesitsel çalışmada Malatya ilini temsil etmek üzere 668 denek, rastlantısal örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Deneklere psikotik bir hasta senaryosu sunularak, olgudaki durumu açıklama ve çare arama süreçlerine ilişkin bazı sorular yöneltilmiştir. Olgunun tanımı, hastalığı açıklama stili, çare-arama davranışları ve yardım kaynakları, deneklerin sosyodemografik değişkenleriyle kikare testi aracılığı ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Denek grubumuz senaryodaki psikotik olguyu %69.2 oranda "ruhsal sorunları var", %12.9'u ise "hasta" olarak tanımlamıştır. Nedensel faktör olarak, %60.9'u sosyal sorunları ileri sürmüştür. Tıpsal tedavi, ilk önerilen çare arama yöntemidir. Popüler çare arama yöntemlerini ilkokul mezunları, yüksek okul ve üniversite mezunlarından daha yüksek oranda önermekteydi (p<0.02). Kadın olmak, dul olmak, düşük gelire sahip olmak gibi sosyal açıdan dezavantajlı durumlar bireyleri doğa-üstü tedavi yöntemlerine daha çok yönlendirmekteydi. Tartışma: Halkımızın psikotik durumlar için tıpsal tedavi yöntemlerine eğilim gösterdiği gözlenmektedir. Bu eğilimin psikiyatri hizmetlerinin, eğitim ve sosyoekonomik düzeylerin gelişmesiyle paralel gitmekte olduğu düşünülmektedir.
Objective: We aim to search some variables that affect folk beliefs, casual attributions and help-seeking behaviors for the psychotic disorders in Malatya sample. Method: 668 subjects were chosen randomly to represent the province of Malatya in this cross-sectional study. A psychotic patient scenario was presented to subjects and some questions about explanatory model and helpseeking process were asked regarding the illness scenario. The definition of the case, explanatory styles, helpseeking behaviors and help sources were compared with sociodemographic and clinical variables by chi square test. Results: Our sample group described the psychotic case in the scenario as "has psychological problems" at a rate of 69.2% and as "sick" 12.9%. As a causal factor, 60.9% of the sample suggested social problems. Medical treatment was the first help seeking way. Primary school graduates recommended the popular help-seeking ways more than high school and university graduates (p<0.02). Some socially disadvantegous conditions such as being women, widow, low income, directed individuals more towards supernatural healing methods. Conclusion: Our people have a tendency about medical help-seeking for psychotic conditions. This tendency goes parallel to the increase in healthcare services, educational and socioeconomic levels.

DERLEME
6.
İnme Sonrası Depresyon
Poststroke Depression
Kürşat Altınbaş, E.Timuçin Oral, Aysun Soysal, Baki Arpacı
Sayfalar 148 - 153
inme sonrası depresyon sık görülmesine rağmen yeterince tanınıp tedavi edilmemektedir ve inme sonrası hastaların %20-60'ım etkileyebilmektedir. Depresyon için inme bir risk faktörü olmasına karşın; inme sonrası depresyonun patogenezi yeterince bilinmemektedir. Bazı çalışmalarda, sol frontal lob,bilateral frontal korteks, sağ hemisfer, sol ve sağ posterior alan yerleşimli infarktlarla depresyon arasında bir ilişki olduğu öne sürülmüşken; diğer çalışmalarda lezyon yerleşim yerinin depresyon sıklığını değiştirmediği saptanmıştır. Lezyon yerleşimi ve depresyon ilişkisi çalışmalarındaki çelişkili sonuçlar, örneklem seçimi, depresyon tanısı ve özellikle görüntüleme yöntemlerindeki farklılıklara bağlı olabilir. Öte yandan, major depresyon ve inme sonrası depresyonun belirtileri birbirine benzemekte ancak iskemiye bağlı ortaya çıkan bilişsel ve vejetatif bulgular depresyonun neden olduğu bulgulardan ayırt edilememektedir. Bununla birlikte, depresyonun inme hastalarında mortal- iteyi ve morbiditeyi etkileyen önemli bir unsur olduğu göz önünde bulundurulduğunda; inme sonrası depresyonun 'doğru tanı ve tedavisi' önem kazanmaktadır. İnme sonrası depresyonun başarılı müdahalesi erken tanıyı ve ideal işlevsellik düzeyi için en uğun tedavinin başlanmasını gerektirmektedir.Türkçe literatürde inme sonrası depresyonu bütüncül olarak değerlendiren çok az sayıda yayın bulunmaktadır. Bu nedenle bu derlemeyi yazmaktaki temel amacımız, inme sonrası depresyonun sıklığı, etiyolojisi, belirti örüntüsü, lezyon yerleşim yeri ile ilişkisi, mortaliteye etkisi ve tedavisini bütüncül olarak değerlendirerek bu konuya ışık tutmaktır.
Depression is a common co-morbid psychiatric disorder after stroke which may affect 20 to 60 % of the stroke patients; yet it is under-recognized and not treated effectively. Despite stroke is a risk factor for depression, pathogenesis of the post-stroke depression is poorly understood. In some studies a relationship between depression and infarct location including left frontal lobe, bilateral frontal cortex, right hemisphere, left and right posterior areas was found; relationship between the lesion location and depression prevalence was not replicated in some other studies. Differences in sample selection, depression diagnosis and in neuroimaging methods may explain the discrepancy among studies that reported the relationship between the post-stroke depression and lesion location. On the other hand, though the symptom profile of the post-stroke depression and major depression were found to be similar, vegetative and cognitive symptoms primarily derived from brain ischemia could be indistinguishable from those derived from depression. Therefore, accurate diagnosis and treatment of the post-stroke depression are quite important, in considering the increased morbidity and mortality because of depression in stroke patients. Successful management of the post-stroke depression requires early recognition and initiation of appropriate treatment to facilitate an optimal level of functioning. The main aim of this review is to shed light on the epidemiology, aetiology, symptom profile, lesion location, mortality and treatment of post-stroke depression, as there are very few publication focused on this topic in Turkish literature.

 
 
Copyright © 2020 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale