ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 9 (2)
Cilt: 9  Sayı: 2 - 2006
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Bir Endemik Guatr Bölgesindeki 6-12 Yaş Grubu İlköğretim Çocuklarında Zeka Fonksiyonlarının Değerlendirilmesi
An Assessment of the Intelligence Functions of the Primary Education Level Children Aged 6-12 in an Endemic Goitre Region
A.Şebnem Soysal, Derya Karakaş Seven, Peyami Cinaz, Aysun Bideci, Elif Ayvalı
Sayfalar 61 - 69
Amaç: Endemik guatr ve iyot eksikliği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizin bazı bölgeleri için de oldukça önemli bir sağlık sorunudur, iyot eksikliği ile zihinsel ve psikomotor gerilikler arasında ilişki olduğu bilinmektedir. Bu çalışma, iyot eksikliğinin zeka bileşenleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Çalışmada, endemik guatr bölgesi olan Ankara'nın Gölbaşı ilçesindeki ilköğretim okullarına devam eden, yaşları 6-12 arasında değişen (9.16±1.92) 905 çocuk (410 kız, 495 erkek) guatr açısından taranmıştır. Yapılan sağlık taraması sonucunda palpasyonla guatr tanısı alan 225 çocuğa uygulanan tiroid ultrasonografisi sonucunda tanısı kesinleşen 157 çocuk (77 kız, 80 erkek) ile, aynı tarama sırasında guatr tanısı almayan yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik düzey açısından benzer özelliklere sahip 120 (60 kız, 60 erkek) çocuk araştırmanın örneklem grubunu oluşturmaktadır. Çalışmada yer alan tüm çocuklar Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (WISC-R) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Zihinsel fonksiyonlar değerlendirildiğinde guatrlı çocukların WISC-R'in Genel Bilgi, Sayı Dizisi, Yargılama, tüm performans alttestler, Sözel Zeka Bölümü ve Toplam Zeka Bölümü'nden kontrol grubunda yer alan çocuklara göre daha düşük puanlar aldıkları görülmüştür. Sonuç: Bölgede, iyot eksikliğine bağlı olarak önemli oranda guatr bulunduğu, bilişsel fonksiyonlarının bundan olumsuz yönde etkilendiği görülmüştür.
Objective: Endemic goiter and iodine deficiency is an important public health problem particularly some areas of Turkey as it has been all over the world. The association between iodine deficiency and poor mental and psychomotor development is known. This study is planned to determine the effects of iodine deficiency on the components of intelligence. Method: 905 children (410 girls, 495 boys) aged between 6-12 (9.16 1.92) and attending to the primary schools in Gölbaşı Ankara, which is an endemic goitre region, are scanned in terms of goitre. 157 children (77 girls, 80 boys) whose diagnosis has become definite after the thyroid ultrasonography, which has been applied to 225 children, who have been diagnosed as goitre with palpation as a result of the health research, and 120 children (60 girls, 60 boys) who were not diagnosed as goitre but have similar properties in terms of age, sex and socio-economic level form the sample group of this study. All children in the study are examined with Wechler Intelligence Scale for Children. Results: When we assess the mental functions, children with goitre got fewer scores in the Information, Digit Span, Comprehension, all Performance Scale subtests, Verbal Scale and Total Scale of WISC-R than the children in the control group. Conclusion: It is seen that there is an important rate of goitre owing to iodine deficiency in the region and that the cognitive functions are negatively affected by this.

2.
DEHB Tamlı Çocukların Ebeveynlerinde DEHB Oranı
ADHD Rate in Parents of Children with ADHD
Hüner Aydın, Rasim Somer Diler, Ebru Yurdagül, Şükrü Uğuz, Gülşah Şeydaoğlu
Sayfalar 70 - 74
Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tamlı çocukların ebeveynlerinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu sıklığını araştırmak. Yöntem: 69 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu hastasına K-SADS, ebeveynlerine Wender Utah Derecelendirme Ölçeği uygulandı. Kontrol grubuna da aynı ölçekler uygulandı. Sürekli değişkenlerin analizinde student t testi, Mann Whitney U testi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu grubundaki ebeveynlerin 23'ünde (% 33.8), kontrol grubundakilerin 2'sinde (%6.3) şu anda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu bulguları saptandı. Aradaki fark anlamlı idi. Çalışmadaki Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tamlı çocukların ebeveynlerin 27'sinde (%39.1), kontrol grubundaki ebeveynlerin 4'ünde (%12.5) Wender Utah Derecelendirme Ölçeği oranı kesim değerinin üstünde idi. Kontrol grubu ile aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tamlı çocukların ebeveynlerinde erişkin döneminde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri oranı ve çocukluk döneminde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri daha fazladır. Wender Utah Derecelendirme Ölçeği çocukluk çağı Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunu belirleyebilmekte yardımcı bir araç olarak kullanılabilir.
Objective: The aim of this study is to search the Attention Deficiency Hyperactivity Disorder rates in parents of children with Attention Deficiency Hyperactivity Disorder. Method: K-SADS were completed by 69 Attention Deficiency Hyperactivity Disorder in children and Wender Utah Rating Scale were used to evaluate Attention Deficiency Hyperactivity Disorder by their parents. Same scales were used to evaluate control group. Student-t test, mann-whitney U test were used for continuous variables and chi care test for discontinuous variables. Results: 23 parents (33.8%) from the study group and 2 (6.3%) from the control group had adult Attention Deficiency Hyperactivity Disorder symptoms. The difference was significant of 69 Attention Deficiency Hyperactivity Disorder child parents, 27 patients (39.1%) had Wender Utah Rating Scale scores higher than the cut-off. The difference between the study and the control groups was statistically significant. Conclusion: Attention Deficiency Hyperactivity Disorder in childhood and adulthood was more prevalent in parents of children with Attention Deficiency Hyperactivity Disorder. Wender Utah Rating Scale is a reliable scale in assessing childhood symptoms in adults for Attention Deficiency Hyperactivity Disorder in childhood.

DERLEME
3.
Limbik Dizgenin Bir Üyesi Olarak Temporal Lob ve Psikiyatrideki Önemi: Davranışsal Sendromlar
Temporal Lobe as a Member of Limbic Circuit and Its Psychiatric Importance: Behavioral Syndromes
İrem Yaluğ, Öyküm Bilge, A. Evren Tufan
Sayfalar 75 - 81
Limbik sistem, psikiyatri ve nörolojinin kesiştiği bir alandır. Fokal temporolimbik yapılarda lezyonu olan hastalarda yapılan çalışmalar; duygudurum, kişilik özellikleri, davranış ve sosyal işlevsellikte semptom oluşabileceğini göstermektedir. Temporolimbik yapılarda meydana gelen bir hasarlanma hem nörolojik hem de psikiyatrik bulgulara yol açabilmektedir. Temporal lob epilepsisi, temporal bölge ile ilişkili inme, travma ve tümörler, klinikte karşımıza anksiyete ve duygudurum semptomları ile çıkabilir. Bu durum tanı karmaşasına yol açabilir. Bu nedenle temporal lobu tutan nörolojik hastalıklar psikopatolojinin ayırıcı tanısında göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yazıda, temporal bölgeyi etkileyen hastalıklarda, özellikle de temporal lob epilepsisi, temporal bölge ile ilişkili tümör, travma ve inmelerde görülen psikiyatrik bulgular literatür taranarak ele alınmıştır. Yapılan birçok çalışmada, davranış bozukluklarının, duygudurum ve anksiyete bozukluklarının, temporolimbik yapı ile ilişkilendirilmesine karşın, hipokampus, amigdala ve çeşitli kortikal ve subkortikal alanları da içeren geniş ağın, duygulanım ve duygu kökenli davranışın oluşumunda etkili olduğu görülmektedir. Bazı hastalıklar spesifik olarak temporal lob lezyonlarıyla ilgili görünse de, birçok semptomu sadece temporal lobla veya bu lobun sağ veya sol tarafıyla ilişkilendirmek için çok kesin kanıtlar bulunmamaktadır. Duygu durumun ve davranış değişikliklerinin nörolojik bileşenlerini netleştirmek için daha geniş araştırmalara gereksinim duyulmaktadır.
Limbic system is a subject that both psychiatry and neurology deal with. Studies have shown that patients present with changes in mood, personality, social functioning and behavior in focal temperolimbic lesions. It is thought that a lesion in temporolimbic region can both psychiatric and neurologic symptoms. Temporal lobe epilepsy, stroke, trauma and tumors in temporal lobe may present with anxiety and affective symptoms. Therefore neurological disorders involving the temporal lobe should be considered differential diagnosis is important for psychiatric disorders. This article reviews temporal lobe disorders, especially temporal lobe epilepsy, stroke, trauma and tumors presenting with psychiatric symptoms. Studies indicate that hippocampus, amygdala, cortical and subcortical areas mainly act in the formation of affect and behavior while temporolimbic areas are related to mood, anxiety and behavioral disorders. Although many disorders are connected to temporal lobe lesions, most of the symptoms may not be explained solely by damage to temporal lobe or its laterality. More studies are needed to demonstrate the neu- robiological network involved in changes of mood and behavior.

4.
Basit Şizofreni
Simple Schizophrenia
E.Tuğba Özel Kızıl
Sayfalar 82 - 88
Şizofreni klinik belirtiler, seyir, tedaviye yanıt, bilişsel işlevler ve patofizyolojisi bakımından tanısı, tedavisi ve üzerinde araştırma yapılmasını zorlaştıracak ölçüde heterojen bir bozukluktur. Bu bozukluğu daha iyi anlamak, daha homojen hale getirmek amacıyla birçok alt tipleme ve sınıflandırma yapılmıştır. Bu ayrımlardan biri olan basit şizofreni tarihsel niteliğe sahip, ancak tanısal geçerliliği halen tartışmalı olan bir kavramdır. Basit şizofreni Andreasen'in tanımladığı "negatif şizofreni", Liddle'ın tanımladığı "psikomotor yoksulluk sendromu" ve Carpenter'ın tanımladığı "defisit şizofreni" kavramları ile örtüşmekle beraber, pozitif belirtilerin tamamen dışlanmış olması nedeniyle ayrılır. Bu açıdan negatif şizofreninin bir alt grubunu temsil ettiği öne sürülmektedir. Ancak pozitif belirtilerin dışlanması özellikle kesitsel değerlendirmelerde tanısal geçerliliğini düşürmektedir. Ayrıca bu bozukluğun negatif belirtilerle özellikli olan ve basit şizofreninin yerine tanımlanan şizoid ve şizotipal kişilik bozukluklarından da ayırd edilmesi gerekmektedir. Nadir görülmesi, zor tanı konması nedeniyle tanı sistemlerinden çıkarılmış ve araştırmalarda yeterince yer bulamamıştır. Var olan az sayıdaki çalışma da örneklem sayılarının az olması nedeniyle genellemelere imkan vermemektedir. Ancak klinik pratikte negatif belirtileri ön planda olup, işlevsellikleri oldukça düşük olan ve antip- sikotik tedaviye yeterince yanıt vermeyen tanısı tartışmalı bir grup hastanın varlığı göz ardı edilememektedir. Buradan yola çıkılarak çok merkezli çalışmalara gereksinim olduğu söylenebilir. Bu yazıda basit şizofreninin tarihsel bir bakış açısı içinde ele alınıp, yapılan çalışmaların gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.
Schizophrenia is a highly heterogenous disorder with respect to its clinical symptoms, prognosis, treatment response, cognitive dysfunctions and pathophysiology which complicates diagnosis, treatment and clinical research. Several subtypes and categorizations were developed in order to understand and homogenize this disorder. As one of these subtypes, simple schizophrenia has a historical priority, although its diagnostic validity is still questionable. Simple schizophrenia resembles "negative schizophrenia" which was defined by Andreasen, "psychomotor poverty syndrome" which was defined by Liddle and "deficit syndrome" which was defined by Carpenter. But simple schizophrenia is differentiated from all these concepts by the total exception of positive symptoms. So, it was suggested as a subgroup of "negative schizophrenia". However, exception of positive sym- poms lowers the diagnostic validity of this disorder especially at the cross-sectional evaluation. Also, simple schizophrenia should be differentiated from other substitutes like schizotypal and schizoid personality disorders which are also characterized by negative symptoms. Simple schizophrenia was replaced from diagnostic systems and it was not sufficiently studied due to its rare occurence and difficult diagnosis. Unfortunately, the results of few existing studies can not be generalized because of their small sample sizes. However, in clinical practice there are some patients with predominant negative symptoms, poor social and occupational functioning and poor antipsychotic response whom can not be neglected. Therefore multi- centered studies are needed. In this paper, simple schizophrenia will be discussed in a historical perspective and previous studies will be reviewed.

OLGU SUNUMU
5.
Mirtazapinin Major Depresyonda Etki Başlangıcı ve Güvenilirliği: Olgu Serisi
Onset of Action and Tolerability of Mirtazapine in Major Depression: Case Series
Feryal Çam Çelikel, Birgül Elbozan Cumurcu, İlker Etikan
Sayfalar 89 - 98
Amaç: Mirtazapin ile tedaviye alınan olgularda antidep- resan etkinliğin başlama zamanını belirlemek, tedaviye uyumu ve ilacın güvenilirliği incelemek. Yöntem: Major depresyon tanısı konan 20 erişkin hasta çalışmaya alınmıştır. Başlangıç vizitinden sonra 1., 2., 3., 4. ve 8. haftalarda etkinlik, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ), Montgomery-Asberg Depresyon Değerlendirme Ölçeği (MADDÖ), Klinik Global izlenim (KGİ-1) ve Klinik Global iyileşme (KGİ-2) ölçekleri ile ölçülmüştür. Tedaviye yanıt ölçütü, HDDÖ ve MADDÖ'de başlangıç viziti puanından %50 azalma, düzelme ise HDDÖ'nin 7 puanın altına inmesi olarak tanımlanmıştır. Yan etkiler, UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların HDDÖ ve MADDÖ değerlerinde başlangıç vizitine oranla birinci haftadan itibaren anlamlı düşüşler gözlenmiştir. HDDÖ ortalama puanı 2. haftada (n=19) %46'ya, 3. haftada (n=18) %61'e düşmüş ve 4. haftanın sonunda (n=15) belirtilerde düzelme gözlenmiştir. En sık yan etkiler rüya görmede artma, uyku hali, uyku süresinde uzama ve kilo artışıdır. Kiloda başlangıç ile son vizit arasında anlamlı bir artış gözlenmiştir (x2=24.329, df=5, p=0.0001). Sonuç: Mirtazapinin major depresyonda üçüncü haftadan itibaren tedaviye yanıt verdiği, 'ikili etki' mekanizması ile iyi bir tedavi seçeneği olabileceği düşünülmüştür.
Objectives: The aim of the study was to examine the tolerability and the onset of antidepressant action of mirtazapine. Method: Twenty adult outpatients with major depresion were treated with mirtazapine and assessed at baseline, and after 1,2,3, 4, and 8 weeks by the 17-item Hamilton Depression Rating Scale (HDRS), Montgomery- Asberg Depression Rating Scale (MADRS), and Clinical Global Impression-Severity of Illness and Clinical Global Impression-Global Improvement scales. The onset of action was measured by a reduction of more than 50% from baseline on HDRS and MADRS. Remission was defined as an HDRS score under 7. Udvalg for Kiliske Undersegelser (UKU) was used to assess the tolerability. Results: The reductions from baseline on both HDRS and MADRS were significant starting from week 1. HDRS was reduced by 46% on week 2 (n=19), and by 61 % on week 3 (n=18). HDRS score reduced to 7 by week 4 (n=15). Evaluating the side effects, increased dream activity (16%), weight gain (14%), sleepiness / sedation (12%), and increased duration of sleep (12%) were the most frequent. The weight gain was significant between the baseline and the last visit (x2=24.329, df=5, p=0.0001). Conclusion: Mirtazapine, known as an NaSSA with its noradrenergic and specific serotonergic antidepressant action, seems to be a good choice in treatment of major depression with its rapid onset antidepressant activity and favorable tolerability.

6.
Tek Doz Olanzapin Enjeksiyonu Uygulaması Sonrası Gelişen Nöroleptik Malign Sendrom: Olgu Sunumu
Neuroleptic Malignant Syndrome Developing after Single Dose Intramuscular Olanzapine: A Case Report
Aysun Kalenderoğlu, Neslihan Cansel, Salih Selek, Haluk Savaş
Sayfalar 99 - 102
Bu yazıda postpartum başlangıçlı ikiuçlu bozukluk tanısıyla takip edilen bir hastada, kas içi tek doz olanzapin uygulaması sonrası gelişen nöroleptik malign send romun (NMS), klinik seyri ve elektrokonvulzif tedaviye (EKT) olumlu yanıtı incelenmiştir. Antipsikotik kullanımının ardından, ilk 24 saat içinde, yüksek ateş, titreme, kan basıncı değişikliği, kas sertliği, terleme, mutizm ve bilinç değişikliği meydana gelen hastanın kreatin fosfokinaz (CK) düzeyi 1863 U/L idi. idrar incelemesinde amfetamin, kokain, trisiklik antidepresan, opioid, barbiturat yada benzodiazepin gibi ilaçların alımına dair bulgu saptanmadı. Lökosit düzeyi 5150/uL, hemoglobin düzeyi 12.6g %, hematokrit düzeyi 39.7%. Hastanın serum sodyum seviyesi 144 mmol/L, potasyum 3.4 mmol/L, klor 122 mmol/L ve kreatinin 0.80 mg/dl idi. Hastanın beyin bilgisayarlı tomografi (BT) sonucu normal olarak değerlendirildi. Nörolojik ve enfeksiyöz nedenlerin dışlandığı hastaya DSM-IV ölçütlerine göre NMS tanısı konuldu. Hastaya destek tedavisi verildi. Hasta, genel anestezi altında toplam onsekiz adet bilateral EKT uygulaması sonrasında başarılı bir şekilde tedavi edildi. Olanzapine bağlı NMS olguları bildirilmiş olmasına rağmen, bizim olgumuz olanzapinin kas içi ve tek doz verilmesi sonrasında NMS tablosu gelişmesi açısından dikkat çekicidir. Anahtar Sözcükler: Olanzapin, nöroleptik malign sendrom, elektrokonvulzif tedavi.
We present a case with a history of bipolar disorder who developed signs and symptoms consistent with Neuroleptic Malignant Syndrome (NMS) after one day of treatment with single dose intramuscular olanzapine and the positive response to electroconvulsive treatment (ECT). The patient presented with severe elevated temperature, tremors, labile blood pressure, muscular rigidity, diaphoresis, mutism and mental status changes that had progressed over the preceeding 24 hours after one day of treatment with single dose intramuscular olanzapine. Laboratory data revealed Creatinine phosphokinase (CK) as 1863 U/L Urine drug screening failed to reveal any evidence of amphetamine, cocaine, tricylic antidepressant, opiate, cannabis, barbiturate, or benzodiazepine exposure. Leukocyte count was 5150/uL, with a hemoglobin of 12.6g %, and a hematocrit of 39.7%. The patient's serum sodium level was 144 mmol/L, potassiums.4 mmol/L, chloride 122 mmol/L and a creatinine 0.80 mg/dl. A computud tomography ( CT ) scan of the head were also performed and were reported as normal. Neurologic or infectious states were ruled out and the patient was diagnosed as NMS according to DSM IV criteria. The patient was admitted to the supportive care. In this case report, NMS was successfully treated with eighteen bilateral ECT under general anesthesia. Although, cases of olanzapine induced NMS were reported in the literature, our case, presenting NMS after a single dose olanzapine IM, is different from the previous ones.

 
 
Copyright © 2020 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale