ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 5 (2)
Cilt: 5  Sayı: 2 - 2002
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Nedensellik İlişkisi ve Pozitif Bilimin Amaçlan Açısından Deneysel ve Korelatif Yaklaşımlar
Experimental and Correlative Approaches with Respect to Causality and Contribution to the Goals of Positive Sciences
Sibel KARAKAŞ
Sayfalar 72 - 81
Bu makalede pozitif bilim kavramının çeşitli yönleri ele alınmıştır. Bu bağlamda, pozitif bilimlerin temel yaklaşımlarından olan deneysel ve korelatif yaklaşımlar tanıtılmıştır. Makalede pozitif bilimlerin ölçütleri ve sayıltıları açıklanmış, pozitif bilimlerde gerekircilik ilkesi uyarınca incelenen nedensellik ilişkisinin ne olduğu belirtilmiş, bu ilişkinin ölçütleri üzerinde durulmuştur. Deneysel ve korelatif yaklaşımların her birinin nedensellik ölçütlerini ne oranda gerçekleştirdikleri tartışılmıştır. Makalede pozitif bilimlerin amaçları açıklanmış, deneysel ve korelatif yaklaşımların her birinin bu amaçları gerçekleştirme durumları incelenmiştir. Makalenin sonunda, deneysel ve korelatif yaklaşımların pozitif bilim çalışmalarındaki göreli önemleri üzerinde durulmuştur.
This article discusses the concept of positive sciences from various angles. In this context, the article introduced the two basic approaches of positive sciences, the experimental and the correlative ones. The criteria and the assumptions of the positive sciences, the concept of causality that emanates from the principle of determinism, and the criteria for causality are explained. The degrees to which the experimental and correlative approaches satisfy the criteria of causality are discussed. The article introduced the goal of positive sciences and included a comparative analysis of the two approaches with respect to each of these goals. In closing up, the article discussed the relative importance of the experimental and the correlative approaches for studies in positive sciences.

ARAŞTıRMA MAKALESI
2.
Erken ve Geç Başlangıçlı Erkek Alkol Bağımlılarında Sosyodemografik, Klinik ve Psikopatolojik Özelliklerin Karşılaştırılması
Comparision of Sociodemographic, Clinic and Psychopathologic Features of The Early And Late Onset Alcohol Dependent Males
Ahmet İNCE, Zuhal DOĞRUER, Hakan Türkçapar
Sayfalar 82 - 91
Alkol bağımlılığının başlangıç yaşının klinik önemi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı erken ve geç başlangıçtı erkek alkoliklerdeki epidemiyolojik verilerin, kişilik özelliklerinin, ek ruhsal rahatsızlıkların ve çeşitli psikolojik belirtilerin karşılaştırılmasıdır. Psikiyatri kliniğine alkolü bırakma isteği ile başvuran, yatırılarak tedaviye alman 47 erkek hasta; sosyodemografik veri anketi, SCID-l, SCID-2, Kısa Semptom Envanteri, Beck Ansiyete Envanteri ve CIWA-Ar uygulanarak değerlendirilmiştir. Hastaların %66smda ek eksen-l ve/veya eksen-2 tanısı bulunmuştur. Erken başlangıçlılarda birinci derece yakınlarda alkol kullanım oranı, antisosyal kişilik bozukluğu ve major depresyon daha yüksek oranda bulunmuştur. Ayrı özellikler gösteren bu iki alkol bağımlılığı grubunun etiyoloji açısından incelenmesi, korunma ve tedavi için yeni yaklaşımlar geliştirilmesini sağlayacaktır.
It's suggested that the age of onset of alcohol dependecy has clinical importance. The aim of this study is to compare epidemio-logic data, personality features, additional mental ilnesses and various psychologic symptoms of early and late onset male alcoholics. 47 male patients who were hospitalized because of alcohol dependency were assessed by using socio-demographic data questionnaire, SCID-l, SCID-II, Short Symptom Inventory, Beck Anxiety Inventory and CIWA-Ar. It's found that 66%of patients have comorbid Axis-1 and/or 2 diagnosis, and 51,9%of patients have comorbid Axis-2 diagnosis. The rate of alcohol use in first- degree relatives, the rate of antisocial personality disorder and major depression were found higher in early onset alcoholics. As these two alcohol dependency groups have different features, the etiologic investigation of these groups will provide new prophylaxis and treatment approaches.

DERLEME
3.
Tedavi Arayışında Olan Eroin Bağımlılarında I. Eksen Psikiyatrik Komorbidite: Sosyodemografik ve Madde Kullanım Özellikleri İle İlişkisi
Axis I Psychiatric Co-morbidity Among Treatment-Seeking Heroin Dependents: It's Relation with Socio- Demographic and Substance Use Properties
Cüneyt Evren, Fatma Oya ER, Murat ERKİ RAN, Duran Çakmak
Sayfalar 92 - 104
Bu çalışmada eroin bağımlılarında I. eksen psikiyatrik ek tanılarının yaygınlığının saptanması ve kontrol grubuyla karşılaştırılması ve I. eksen psikiyatrik ek tanı alan ve almayan eroin bağımlılarının sosyodemografik ve madde kullanım özellikleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Haziran ve Ağustos 2001 tarihleri arasında Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM (Alkol ve Madde Araştırma ve Tedavi Merkezi) Kliniğine tedavi için başvuran, DSM-IV tanı kriterlerine göre opiyat (eroin) bağımlılığı tanısı almış ve detoksifikasyon sürecini tamamlamış 62 erkek ve 8 kadın hasta ile yaş ve cinsiyet durumu bakımından bu gruba benzerlik gösteren, alkol ve madde kullanmayan 51 denek katılmıştır. Bütün psikiyatrik tanılar DSMIV için Yapılandırılmış görüşme formu (SCID) ile konuldu. Eroin bağımlılarında herhangi bir I. eksen tanısı alma oranı %67.1, herhangi bir afektif bozukluk tanısı alma oranı %50 ve herhangi bir anksiyete bozukluğu tanısı alma oranı %52.9 olarak saptanmıştır. Eşlik eden I. eksen psikiyatrik bozukluklarının araştırıldığı çalışmada, eroin bağımlılarında yaşam boyu major depresyon %35.7, son bir ayda major depresyon %21.7, madde kullanımına bağlı duygudurum bozukluğu %12.9, ve uyum bozukluğu X22.9 oranında saptanmıştır. Eroin bağımlılarında saptanan bu oranlar kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber, madde kullanmaya 18 yaşın altında başlayanlar ve 2 gr/gün üzeri eroin kullananların oranı, I. eksen tanısı alan grupta yüksek bulunmuştur. Ayrıca I. eksen tanısı alan grupta damar yoluyla eroin kullanma oram da yüksek olarak saptanmıştır. Eroin bağımlılarında herhangi bir I. eksen komorbid bozukluğun örneklemimizde kontrol grubuna göre yüksek bulunması ve madde kullanım şiddeti ile ilişkili olabilecek bazı özellikler I. eksen ek tanı alanlarda daha yüksek olması, bu komorbid durumların tanınması ve tedavisinde özel dikkat gösterilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Bağımlılıkla komorbid I. ve II. eksen psikiyatrik bozuklukların, bağımlılığın şiddeti ve relapslar- la ilişkilerinin araştırılması gerekmektedir
The aim of this study was to evaluate the prevalence of axis-1 psychiatric co-morbidity in patient with heroin dependence and to compare socio-demographic features with to compare with control group and substance related features according to the presence ofaxis-I psychiatric co-morbidity in heroin dependents. The study was conducted between June and September 2001 in AMATEM Clinic (Bakırköy Psychiatric and Mental Disorders Research and Training Hospital, Alcohol and Drug Research and Treatment Center). The sample consisted of 62 male and 8 female opiate (heroin) dependent patients according to DSM-IV criteria, those who finished detoxification treatment. Control group consisted of 51 subjects, those who do not use alcohol or substance and similar to sample according to gender and age. All the psychiatric diagnoses are made by using Structured Clinical Interview for DSM-IV (SCID). Sixty seven percent of the heroin dependents were estimated as having any co-morbid axis I disorder. Having any affective disorder was found in 50% of the sample, while ratio of having any anxiety disorder was 52.9%. In heroin dependent group, lifetime major depression was found in 35.7%, major depression in last month in 21.7%, substance related depressive disorder in 12.9% and adjustment disorder in 22.9% of the sample. These ratios found in heroin dependent group was higher than control group. Although it is not statistically meaningful, ratio of those who started to use substance under the age of 18 and those who use more than 2gr heroin a day was found to be higher among patients with co-morbid axis I disorder. Also ratio of using heroin by injecting was higher among group with co-morbid axis I disorder. Finding the frequency of having any co-morbid axis I disorders among heroin dependents higher than the control group in our sample and finding some of the properties that might be related to addiction severity higher among those who had co-morbid axis I disorder, suggest that special care must be given to identify and to treat this co-morbid conditions. Co-morbid axis I and axis II disorders and their relation with severity of dependency and relapse need to be studied in substance dependent population.

4.
Yönetici İşlevler ve Dikkat Süreçlerine İlişkin Kuramsal Modeller ve Nöroanatomi
Executive Functions and Attentional Processes: Theoretical Models and Neuroanatomy
Birim Günay KILIÇ
Sayfalar 105 - 110
Beyinde bilgi işlenişinin dinamik ve karmaşık doğası yüksek düzeyli bilişsel işlevleri tanımlamada yönetici işlevler kavramını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde ruhsal hastalıkların tanısı fenomenolojik temelde konulmaktadır. Davranışın bilişsel ve duygusal boyutu yanısıra, yönetici işlevlerle ilgili boyutu birçok ruhsal hastalıkta altta yatan temel zihinsel mekanizmaları tanımlamada kullanılmaktadır. Bu yazının amacı da yönetici işlevler ve dikkat gibi bilişsel süreçlerle ilgili kuramsal modellerin ve beyindeki karşılıklarını açıklamaya yönelik bilgilerin gözden geçirilmesidir. Aynı zamanda bellek, dikkat ve yönetici işlevlerdeki kuramsal örtüşmenin vurgulanması hedeflenmiştir.
The dynamic and complex nature of information processing in defining high-level cognitive functions has lead to the concept of executive functions. Today, the diagnoses of psychiatric disorders are being made on a phenomenological basis. Other than the cognitive and emotional dimension of behavior, the dimension of executive functions is used to identify the underlying cognitive mechanisms in psychiatric disorders. The aim of this paper is to review the theoretical models related to cognitive processes like executive functions and attention and their cerebral correlates. Another aim of the current paper is to emphasize the theoretical overlaps between memory, attention and executive functions.

5.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Etiyolojisi: Bütüncül Yaklaşım
The Etiology of Attention Deficit Hyperactivity Disorder: An Integrative Approach
Bedriye ÖNCÜ, Selahattin Şenol
Sayfalar 111 - 119
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu sık karşılaşılan bir bozukluk olması, tedavi edilmediğinde psikiyatrik ve sosyal bozukluklara yol açması, kalıcı olup okul öncesi dönemden erişkinliğe dek gelişimsel farklılıklarla sürüp gitmesi ve başarı ile tedavi edilmesi gibi nedenlerden dolayı çocuk ve ergen psikiyatrisinin en önemli bozukluklarından biridir. Bu kadar sık karşılaşılan bir bozukluk olmasına karşın nedenlerine ilişkin kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bu yazıda bütüncül bir bakış açısıyla konu ile ilgili yazın bilgisi gözden geçirilerek, bozukluğun nedenlerine yönelik araştırma sonuçları özetlenmeye çalışılacaktır.
Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD) is a common disorder that is persistent with a varying array of manifestations from preschool age through adulthood. The fact that it may be complicated with other psychiatric disorders and social problems, and the advantage of available treatment methods places ADHD among the most important disorders in child and adoles-cent psychiatry. Despite the high prevalence of the disorder, there is no consensus for a single etiologic factor. This paper reviews the literature on the etiology of attention deficit hyperactivity disorder through an integrative perspective.

6.
Görsel-Uzaysal Yeteneklerin Bileşenleri
Components of Visuospatial abilities
Murat Kurt
Sayfalar 120 - 125
Bu makalede, görsel uzaysaI süreçlerin bileşenleri tanımlanmıştır. Görsel algdama ve görsel-uzaysal algılama birbiriyle çok yakından ilişkili olmakla birlikte her iki algılama türü farklı olayları ifade etmektedir. Görsel algılama nesneyi tanımada önemlidir.Görsel-uzaysal algılama ise uzaysal algılama ve görsel-motor performansta önemlidir. Görsel-uzaysal süreçler uzayın algılanmasını, görselleştirme ve yönelimi, görsel-uzaysal taramayı, tepki hızını, aceleci tepkilerin ketlenmesini ve odaklanmış veya sürekli dikkati içermektedir. Görsel-uzaysal yetenekler tek bir süreci içermemektedir. Bu sebeple klinik uygulamalarda görsel- uzaysal süreçlerin her bir bileşenine duyarlı, farklı nöropsikolojik testlerin kullanılması gerekmektedir.
In this article components of visuospatial process is defined. Although visual perception and visuospatial perception is so related to each other they described different phenomenon. Visual perception is important for object recognition, while visuospatial perception is important for spatial perception and visuo- motor performance. Visuospatial processes include perception of space, visualization and orientation, visuospatial scanning,speed of response, impulsivity, and focused or sustained attention. Since visuospatial abilities are multifactorial, in clinical applications, there is a necessity for using different neuropsychological tests which are sensitive to functions of different components of visuospatial abilities.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale