ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 4 (4)
Cilt: 4  Sayı: 4 - 2001
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Öğrenme Güçlüğü Olan Bir Grup Hastanın WISC-R Profillerinin İncelenmesi*
Evaluation of WISC-R Profiles in Children with Learning Disorders
Şebnem Soysal, Aylin İLDEN KOÇKAR, Emel ERDOĞAN, Selahattin Şenol, Kıvılcım GÜCÜYENER
Sayfalar 225 - 231
Öğrenme yaşam boyu devam eden, sadece yeni bir beceri kazanma ya da akademik bir konuda uzmanlaşmayı değil, duygusal gelişmeyi, toplumsal etkileşimi ve kişilik gelişimini de içeren çok yönlü bir süreçtir. Bu süreçte ortaya çıkan aksaklıklar kişinin tüm yaşantısını etkileyebilmektedir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda yalnızca akademik başarıda düşüklük görülmez, tüm yaşam alanları sorundan etkilenir. Bu nedenlerle öğrenme güçlüğünün; zihinsel işlevler üzerindeki etkilerini anlama çabası beraberinde dikkat, algılama ve yorumlama yetilerinin değerlendirilmesinde etkin olarak kullanılabilecek test bataryalarının geliştirilmesine yol açmıştır. Bu bataryalar içerisinde yer alan en etkin testlerden biri Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği'dir (WISC-R). Bu araştırma, WISC-R alt ölçeklerinin özgül öğrenme güçlüğünü değerlendirebilme gücünü belirlemek amacıyla yapılmıştır. Aynı zamanda, özgül öğrenme güçlüğünün dikkat ve algılama süreçleri üzerindeki etkilerini görmek ve ilgili özellikleri ölçen WISC-R alt ölçeklerinin grup ve cinsiyet değişkenlerine bağlı olarak özgün profilinin çıkartılması amaçlanmıştır. Araştırma, bir yıllık bir süre içerisinde Gazi Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AnabUim Dalı Çocuk Nörolojisi Ünitesi ile Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı'na; dikkat dağınıklığı, okul başarısında düşüklük, artikülasyon bozukluğu, öğrenme ve algılama güçlüğü yakınmaları ile başvuran, DSM-IV tanı ölçütlerine göre özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış olan, herhangi bir psikiyatrik bozukluğun eşlik etmediği, nörolojik bozukluğu olmayan, herhangi bir ilaç kullanmaya başlamamış 20 çocuk ile, yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik düzey açısından benzer özelliklere sahip, daha önce herhangi bir psikolojik rahatsızlık geçirmemiş, 20 çocuk üzerinde yürütülmüştür. Araştırma ve kontrol gruplarında yer alan deneklerden toplanan WISC-R puanlarının grup ve cinsiyet değişkenleri arasında anlamlı fark olup olmadığını belirlemek amacıyla her alt test için 2 (Grup: Araştırma Grubu, Kontrol Grubu) x 2 (Cinsiyet) Faktörlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Yapılan varyans analizi sonucunda cinsiyet ve grup ortak etkisi gözlenmemiştir. Yapılan basamaklı Çoklu Regresyon Analizi sonucunda Sözel Zeka Bölümünün WISC-R alt testleri arasında öğrenme güçlüğünün en iyi yordayıcısı olarak bulunmuştur. Yapılan bir çok çalışma gibi bu çalışma da WISC-Rnin özgül öğrenme güçlüğü için ayırıcı niteliğe sahip olduğu sonucunu destekler niteliktedir. Ancak testte okuma ve yazma gibi özgün öğrenme yetileri test edilmediğinden bu alanlara yönelik olarak hazırlanmış nöropsikolojik testlerle desteklenmesi özgül öğrenme güçlüğünün tanı ve tedavisinde yeni bakış açılarının kazanılmasını sağlayacaktır.
Learning is not only the acquisition of a new skill or the spe-cia-lization in a certain academical area but a life time process which involves emotional, social and personality development. Any defects in this process many effect a person's whole life. Children who are diagnosed as having learning disorders not only have low academical grades their lives are effected in many areas. Therefore the effort to understand the effects of learning disabilities on the cognitive functions has brought the development of test batteries which are used in the assesment of attention, perception and comprehension abilities. One of the most effective of these batteries is the Wechsler Intelligence Scale for Children (WISC-R). This study was done in order to understand the assesment value of WISC-R in learning disabilities on the attention and perception processes, and the profile ofWISC-R's subtests which assess these processes, according to the group and sex factors. The study was conducted over a one-year period on children who applied to Gazi University Pediatrics Department Child Neurology Unit and Child Psychiatry Department with articulation, learning and perception problems. 20 children were diagnosed as having learning disabilities according to DSM-1V criteria, who also had no other comorbid psychiatric or neurologic disorder and had not started to use medication. The control group which consisted of 20 children had similar backgrounds in terms of age, sex and socioeconomic status and they had no psychiatric disorder previously. 2 (Group: Study Group, Control Group) x 2 (Sex) ANOVA was employed with the WISC-R scores of the study and control groups see significant differences in the group-sex variables. Sex by group interaction effect was not found. In the regression analysis the verbal IQ was found as the best predictor of learning disability. Concordant with the literature, WISC-R was found to be a good differentiating tool for learning disabilities. It is thought that new perceptions in the diagnosis and treatment of WISC-R will be provided by the assesment of reading and writing abilities by other neuropsychological tests, since WISC-R does not assess these dimensions.

2.
Madde Kullanımı Nedeni İle Yatarak Tedavi Görenlerde İntihar Girişimi Öyküsü
Suicide Attempt History of the Inpatient Drug Users
Cüneyt Evren, Kültegin Ögel, Duran Çakmak
Sayfalar 232 - 240
Literatürdeki çalışmalar, bağımlıların genel popülasyona göre intihar açısından yüksek risk altında olduğunu göstermektedir. Önlenebilir bir ölüm nedeni olan intiharın bu riskli grupta önceden tahmin edilebilmesi önemlidir. Bu çalışmada, madde kullanıcılarının geçmişte intihar girişiminin varlığına göre, sosyode- mografık özellikler ve madde kullanımına bağlı özellikler açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamına Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi AMATEM kliniğinde 1997 ila 2000 yılları arasında yatarak tedavi gören olgular alınmış, olgulara yarı yapılandırılmış ve madde kullanım özelliklerini de kapsayan sos-yode- mografık form uygulanmıştır. Olguların %25.2'si en az bir kez intihar girişiminde bulunduğunu bildirmiştir. İntihar girişimi olan olgularda kadın cinsiyeti, düşük yaş ortalaması, bekar olma, yalnız yaşama, işsizlik, eğitim seviyesinin düşüklüğü, ailede alkol ve madde kullanımı, madde kullanımına bağlı sağlık, sosyal ve yasal sorunlar yaşama, madde etkisindeyken tehlikeli ve zarar verici davranışlarda bulunma, ilk madde kullanma yaşının ve maddeyi yoğun kullanma yaşının erken olması, tercih maddesinin ve ilk kullanılan maddenin benzodiazepin türevleri olması yüksek oranda saptandı. Madde kullananlar arasında kendi bildirimlerine göre intihar davranışı yüksek orandadır. Bu popülasyonda intihar fikri ve öyküsü iyi değerlendirilmeli ve ciddiye alınarak koruyucu önlemler planlanmalıdır.
Studies show that suicide risk is higher among addicts than ge-neral population. Early prediction of preventable mortality reason suicide, in this population with high risk is important. The aim of this study is to compare sociodemographic and drug use related characteristics, according to presence of suicide behavior in the past. Semi-structured sociodemographic form, which also included questions about drug use characteristics, have been applied to drug users who were inpatient treatment at the AMATEM clinic in the years between 1997 and 2000. A total of25.2% of the drug users reported having attempted suicide once or several times; the proportion was higher among females, singles, living alone, unemployed, low educational status, alcohol and drug use in family, having health, social and criminal problems because of drug use, dangerous and harmful behavior under the effect of drug, age of first drug use and age of starting heavy drug use was early and main drug of choice and first used drug was benzodiazepine type mostly. The rate of self-reported suicidal behavior among drug users is high. In this population suicide ideation and suicide history must be taken carefully and protective measures must be planned.

3.
Psikiyatrik Belirtiler ve Serum Lipid Düzeyleri Arasındaki İlişki
Relationship Between Serum Lipid Levels and Psychiatric Symptoms
Ramazan ÖZCANKAYA, Namık DELİBAŞ
Sayfalar 241 - 248
Bu çalışma, psikiyatri polikliniğinde Mayıs 1999-Şubat 2000 ta-rihleri arasında gerçekleştirildi. Ardışık olarak ilk kez başvuran ve çalışma kriterlerini karşılayan 267 kişi çalışma kapsamına alındı. Kontrol grubu psikiyatrik ve tıbbi yönden sağlıklı 44 bireyden oluştu. Çalışma ve kontrol gruplan; yaş, cinsiyet ve vücut kilo indeksleri yönünden benzer idi. Çalışma ve kontrol grubuna ilk görüşmede Derogatis tarafından geliştirilen, Şahin ve Durak tarafından dilimize çevrilmiş ve uyarlanmış olan Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulandı. Bireyler, somatizas-yon, obsesif-kompulsif bozukluk, kişiler arası duyarlılık, depres-yon, anksiyete bozukluğu, hostilite, fobik anksiyete, paranoid düşünceler, psikotizm ve ek maddeler olmak üzere 10 alt grupta incelendi. Çalışma ve kontrol bireylerinin total kolesterol, HDL-K, LDL-K, VLDL-K ve trigliserid düzeyleri ölçüldü. Depresyon ve hostilite alt gruplarında; total kolesterol düzeyi kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). Lipid paramet-releri ile anksiyete gruplan ve psikotizm arasında anlamlı ilişki tespit edilmedi. Sonuç olarak, total serum kolesterol, LDL-K ve TG düzeylerindeki düşüklük, depresyon ve hostilite için önemli bir faktör olabilir.
This study had been performed between June 1999 and February 2000 in psychiatry outpatient clinic. 267 consecutive patients met the study criteria were included in this study. Control subjects consisted of 44 medically and mentally healthy persons. Control and study groups were matched by sex, age, body mass index. Brief Symptom Inventory (BSI) developed by Derogatis LR and adapted by Sahin and Durak was applied to control and study groups at the first interview. Subjects were examined as 10 subgroups for somatization, obsessive-compulsive disorder, sensitivity among persons, depression, anxiety disorder, hostility, phobic anxiety, paranoid ideation, psychotism and additional items. Total cholesterol, HDL-C, LDL-C, VLDL-C and triglyceride levels were measured in control and study subjects. Total cholesterol levels were significantly lower in the depression and hostility subgroups (p<0.05) than the control group. No significant relation between lipid parameters and anxiety groups, and psychotism was found. As a result, low level of serum total cholesterol, LDL- C ve TG may be imporant factor for depression and hostility.

DERLEME
4.
Psikiyatrik Hastalıkların İlaçlarla Tedavisinde Farmakogenetiğin Önemi
The Importance of Pharmacogenetics on the Drug Therapy of Psychiatric Diseases
Şükrü AYNACIOĞLU
Sayfalar 249 - 252
İlaç yanıtının bireyler arası değişkenliğine yol açan faktör-lerin başında genetik faktörler yer almaktadır. Birçok ilacın etkinliği ve toksisitesindeki bireyler arası farklılıklar; ilaç metabolize eden enzimler, transport proteinleri, reseptörler ve diğer ilaç hedeflerinde gözlenen genetik polimorfizmlerle ilişkilidir. İlaçların metabolizmasından sorumlu en-zimlerin çoğu polimor- fiktir ve bu polimorfızmlere bağlı olarak enzim etkinliğinin bireyler arası ve toplumlar arası değişkenlik göstermesi, yetersiz ilaç tedavisi ya da ilaçlara bağlı istenmeyen etkilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Başta antidepresanlar ve antipsikotik ilaçlar olmak üzere psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların çoğunun metabolizmasından sorumlu olan sitokrom P450 2D6 (CYP2D6) etkinliği bakımından yavaş metabolizör olan bireylerde, ilaçlara bağlı yan etkilerin görülme sıklığı daha yüksektir. CYP2D6 etkinliğinin yüksek olduğu ultra- hız-lı bireylerde ise, ilaçların çabuk metabolize edilmeleri sonucu yetersiz tedavi söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla başta ilaç metabolize eden enzimlerde olmak üzere, ilaçların kinetiği ve/veya dinamiğinde rol oynayan gen polimorfızmlerinin aydınlatılması, farmakote-rapinin başarısını önemli ölçüde arttıracaktır.
The main factors responsible for the variability of interindividual drug response are genetic factors. Interindividual differences observed in the efficacy and toxicity of many drugs are associated with genetic polymorphisms of drug metabolizing enzymes, transporter proteins, receptors and other drug targets. Many drug metabolizing enzymes are polymorphic and interindividual and interethnic differences of enzyme activities due to these polymorphisms may lead to ineffective drug therapy or drug toxicity. Poor metabolizers for the cytochrome P450 2D6 (CYP2D6) enzyme activity are more sensitive to the side effects of many drugs such as antidepressants and antipsychotic drugs, used for the treatment of psychiatric diseases. Ineffective drug therapy may occur in ultrarapid metabolizers, who have an increased enzyme activity, due to the rapid metabolism of drugs. Therefore, identifying the gene polymorphisms in drug metabolizing enzymes and other systems responsible for drug kinetics and dynamics may increase the success of pharmacotherapy.

5.
Anestezi ve Kas Gevşeticili Modifiye Elektrokonvülzif Tedavi Uygulamaları
Administration of Modified Electroconvulsive Treatment with Anesthesia and Muscle Relaxants
Cebrail KISA, Nesrin DİLBAZ
Sayfalar 253 - 260
Belirli ruhsal bozuklukların tedavisinde etkili bir yöntem olan elektrokonvülzif tedavide (EKT) temel prensip elektriksel olarak uyarılmış nöbetlere dayanmaktadır. Son yıllarda tedavi endikas-yonlarmm belirlenmesi, EKTde yeni teknik ve cihazların gelişti-rilmesi, ayrıca EKT sırasında anestezi ve kas gevşetici ajanların kullanımı bu tedavi modelinin daha fazla kabul görmesine yol açmıştır. Bu yazıda, hem emniyeti hem de hastanın kabulünü arttıran anestezi ve kas gevşeticili modifiye EKT uygulamaları gözden geçirilecektir.
The basic principle of electroconvulsive therapy (ECT) which is an effective intervention in certain mental disorders rely on electrically induced seizures. In recent years with the determination of indications for use of ECT, the innovation in ECT techniques and devices and the administration of anesthesia and muscle relaxants during ECT have contributed to a growing acceptance of this modality. In this article the administration of modified ECT with an anesthesia and muscle relaxants which were introduced to increase the safety as well as patient acceptability is reviewed.

6.
Antidepresan Güçlendirme Tedavileri
Antidepressant Augmentation Treatments
Hakan Türkçapar, Süreyya Özel ERVATAN
Sayfalar 261 - 267
Uygun antidepresan tedavi almalarına karşın önemli bir oranda depresif hastanın tedavisinde hala başarısız kalınmaktadır. Major depresif hastaların yaklaşık %30'u bilinen antidepresan tedavilere cevap vermemektedir. Bilinen bütün antidepresan tedavilerinde klinik olarak gözlenebilir etkinin başlaması için 1- 2 haftalık bir bekleme süreci geçmektedir. Antidepresan tedavi-lerle ilgili bir diğer önemli sorun ise devam eden tedaviye karşın etkinliğin kaybolması ya da depresif belirtilerin yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu nedenlerle alternatif yaklaşımlara gereksinim duyulmaktadır. Güçlendirme tedavisi bu alternatif yöntemlerden biridir. Bu yazıda lityum, tiroid hormonu gibi bilinen güçlendirme yöntemlerinin yanı sıra pindolol ve atipik antip- sikotik ilaçlarla güçlendirme yöntemi gibi yeni yöntemler son literatürün ışığında gözden geçirilecektir.
Despite attempts to optimize antidepressant therapy, a substantial number of patients still fail to respond to the antidepressant prescribed. Up to 30% percent of patients with major depression fail to respond to conventional treatment. All antidepressant re- gi-mens are associated with a latency period of 1-2 weeks before begining ofnotiecable clinical effects. Another problem with the antidepressant treatment is loss of efficacy or emergen-ce of depressive symptoms despite ongoing antidepresant tre-at-ment. That's why alternative approaches are still required. Aug-menta- tion treatment is one of these alternative strategies. In this paper, beside major augmentation strategies such as lit-hium and thyroid hormone augmentation, novel strategies such as pindolol and atypical antipsychotics augmentation of an-tidepres- sant treatment is reviewed in view of the recent literature.

7.
Psikiyatrik Rehabilitasyonda Gündüz Hastanesinin Yeri*
The Place of Day Hospitals in Psychiatric Rehabilitation
Melike Güney
Sayfalar 268 - 276
Bu yazıda gündüz hastanelerinin kısa bir tarihçesi verildikten sonra, kliniğimiz gündüz hastanesinde uyguladığımız bütüncül tedavi yaklaşımları tanıtılmıştır.
After giving a brief history of day hospitals in general, this paper aims to describe the holistic therapeutic approach applied at the day hospital of the psychiatry department of Ankara University.

 
 
Copyright © 2020 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale