ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 16 (1)
Cilt: 16  Sayı: 1 - 2013
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Batman'da Çocuk Psikiyatrisi Polikliniğine Başvuran Hastalarda Belirti ve Tanı Dağılımları
Symptoms and Diagnosies of Patients Referring to A Child and Adolescent Psychiatry Outpatient Clinic in Batman
Burcu Akın Sarı
Sayfalar 7 - 17
Amaç: Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniklerinde hastaların demografik özellikleri, belirti, tanı ve tanı dağılımlarının incelenmesi uygun sağlık hizmetlerinin belirlenmesi açısından önem kazanmaktadır. Bu çalışmalar çocuk psikiyatristi sayısının azlığı nedeniyle kısıtlı sayıda şehirde gerçekleştirilmiştir. Uygun sağlık hizmetlerinin belirlenmesinde, farklı yörelere ait verilerin dahil edilebilmesi amacıyla, 2010- 2011 yılları arasında Batman Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği'ne başvuran hastalar incelenmiştir. Yöntem: Şubat 2010-Ağustos 2011 tarihleri arasındaki 1.5 yıllık süre içinde Batman Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görülen toplam 2489 hastanın dosyası incelenmiştir. Bulgular: Olguların çoğunluğu 0-6 yaş grubundandır ve çoğu erkektir. En sık yakınma sinirlilik (%11.7), en sık konulan tanı ise dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudur (%16.6). Hastaların şikayet ve yaş özelliklerine göre de tanı dağılımları değişmektedir. Ayrıca çalışmamızda özkıyım düşüncesi de incelenmiştir. Buna göre, başvuranların %1.9'u daha önce özkıyım girişiminde bulunmuş veya bu başvurularında özkıyım düşüncesi olanlardır. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamız, önceki yapılan çalışmalarla benzerlik gösterse de polikliniğimizde değerlendirilen olguların yaşlara göre dağılımları, ruhsal bozuklukların oranları gibi farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkların yörenin coğrafi ve sosyokültürel özelliklerinden kaynaklanıyor olabileceği düşünülmüştür. Bu nedenle de çocuk psikiyatrisi poliklinik hizmetleri düzenlenirken bu gibi farklılıkların da göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Objectives: The evaluation of demographical features, symptoms, diagnosis and diagnostic distributions of patients who presented to the child and adolescent psychiatric outpatient clinic is gaining importance to determine appropriate health services. Researches about this topic are mostly performed in big cities because of the small number of child and adolescent psychiatrist in other regions. In order to include data of different regions to determine the appropriate health services, patients who presented to the child and adolescent psychiatric outpatient clinic in Batman between 2010 and 2011 were analyzed in this study. Method: Retrospective chart reviews of the 2489 patients presenting in the Child and Adolescent Psychiatry Department of Batman Gynecology and Child Hospital are evaluated. Results: Most of the cases were boys and in the age group of 0- 6. Most frequent complaint is nervousness (11.7%) and most frequent diagnosis is attention deficit and hyperactivity disorder (16.6%). Distributions of diagnosis varied according to complaint and age components of the patients. The percentage of the patients having current suicidal ideation and/or previous suicidal attempt was 1.9%. Conclusion: As a result, despite the fact that our study had some common findings with the previous studies, there are some discrepancies in terms of age groups and the distribution of diagnosis. These discrepancies may be associated with the geographical facts. Therefore, it is suggested that while the services of child psychiatry clinics are arranged, the features of the geographic regions are to be concerned.

2.
Benlik Kurgularının Ergenlerin Yaşam Doyumu ve Depresyon Düzeylerine Olan Etkisi
The Effect of Self Construa/s on Adolescents' Life Satisfaction and Depression Level
Ümit Morsünbül
Sayfalar 18 - 26
Amaç: Yaşam doyumu ve depresyon ergenlerin ruh sağlığını etkileyen değişkenlerdendir. Ergenlik döneminde özerklik önemli gelişimsel görevlerden biridir. Kültürel psikoloji bağlamında özerklik daha çok benlik kurgusu kavramı ile açıklanmıştır. Bu çalışmanın amacı Kağıtçıbaşı tarafından tanımlanan benlik kurgularının ergenlerin yaşam doyumu ve depresyon ölçeklerinden alınan puanlarına olan etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya toplam 494 lise öğrencisi katılmıştır. Katılımcıların 184'ü erkek, 210'u ise kadındır. Katılımcıların yaşları 14-17 arasında değişmektedir ve yaş ortalaması 15.87'dir (Ss=0.86). Veri toplamak amacıyla Ailede Özerk-İlişkisel Benlik Ölçekleri, Yaşam Doyumu Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde Pearson momentler çarpımı korelasyonu ve Path analizi yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonuçları, benlik kurgularının ergenlerin yaşam doyumu ve depresyon puanlarını anlamlı biçimde yordadığını göstermiştir. Sonuçlar özerk benlik kurgusunun yaşam doyumunu anlamlı olarak yordayamadığını ancak depresyonu pozitif yönde yordadığını, ilişkisel benlik kurgusunun yaşam doyumunu pozitif yönde yor- dadığını depresyonu ise anlamlı olarak yordayamadığını ve son olarak da özerk-ilişkisel benlik kurgusunun ergenlerin yaşam doyumlarını pozitif yönde, depresyonu ise negatif yönde anlamlı olarak yordadığını göstermiştir. Sonuç: Özerk-ilişkisel benlik kurgusu özerklik ve ilişkisellik gibi iki temel ihtiyacı içinde barındırdığı için hem bireylerin yaşam doyumunu artırmakta hem de depresyon belirtilerine karşı korumaktadır. Bu çalışmanın sonuçları ergenlerin ruh sağlıkları için özerklik ve ilişkisellik ihtiyaçlarının önemli olduğunu göstermiştir.
Objectives: Life satisfaction and depression are important variables which effect adolescent's mental health. Autonomy is an important developmental task in adolescent period. Autonomy has been explained with the concept of self construal in context of cultural psychology. The purpose of the study is to investigate the effect of self construals that defined by Kagitsibasi on adolescent's scores of life satisfaction and depression. Method: A total of 494 high school students participated in the study. Of these 184 were male and 210 were female. Their age range was from 14 to 17 and mean age was 15.87 (Sd=0.86). Autonomous-Related Self-in-Family Scales, Satisfaction with Life Scale and Beck Depression Inventory were administered to collect data. Pearson Correlation and Path analysis were used to analyze the data. Results: The results revealed that self construals predicted significantly adolescent's life satisfaction and depressive symptoms. Results showed that autonomous self predicted positively depression but did not predict significantly life satisfaction, related self predicted positively life satisfaction but did not predict depression and finally autonomous-related self positively predicted life satisfaction and negatively predicted depression. Conclusion: Autonomous-related self both increase individuals' life satisfaction and prevail depression because it covers two basic needs: autonomy and relatedness. The results of this study showed that autonomy and relatedness are both important for the adolescents' mental health. According to results of this study parents and specialists should support adolescents' autonomy and relatedness.

3.
Whiteley İndeksi Türkçe Versiyonunun (Türkçe WI-7) Geçerlik, Güvenirliği ve Faktör Yapısı
Turkish Version of the Whiteley Index (Turkish WI-7): Reliability, Validity, and Factorial Structure
Hüseyin Güleç, Medine Yazıcı Güleç, Elif Keleş Ünal, Aytül Karabekiroglu, Kemal Sayar, Samet Köse
Sayfalar 27 - 33
Amaç: Bu çalışmada bedensel uyarı ya da değişikliklerin hastalık göstergesi olarak yaşantılanma davranışı olan hipokondriyazisin/sağlık anksiyetesinin ölçülmesinde kullanılan, Pilowsky tarafından geliştirilmiş, Fink ve ark. tarafından modifiye edilmiş olan yedi maddelik Whiteley indeksi (WI-7) Türkçe uyarlamasının geçerliği, güvenirliği ve faktör yapısı araştırıldı. Yöntem: Bu çalışma 240 lisansüstü öğrencisi ve 170 hasta ile yürütüldü. Katılımcılara WI-7, Belirti Tarama Listesi (SCL-90R) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) verildi. Bulgular: Ölçeğin toplam puanı (r: 0.49) ve sorular tek tek (r: 0.27-0.52) ele alındığında düşük-orta düzeyde bir test-tekrar test tutar- lığı gösterdi. Ölçeğin iç tutarlık incelenmesinde Cronbach alfa değeri 0.78 olarak bulundu. Geçerlik analizinde, hasta grubu ile kontrol grubu ortalamaları arasında Wl- 7'nin istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği saptandı. Bedensel belirtiler/bedensel düşünce uğraşı ile hastalık kaygısı/fobisi olmak üzere 2-faktörlü bir yapı ortaya çıktı. Ölçüt bağıntılı geçerliği için BDÖ ve SCL-90R alt-ölçekleri ile pozitif yönde ilişki gösterdiği bulundu. Sonuç: Wl-7'nin iç tutarlık, test-tekrar test tutadığı ve madde toplam ilişkisi, faktör yapısı, özel grupları ayırt edici geçerlik ve ölçüt bağıntılı geçerlik bulguları ölçeğin, Türk toplumunda belli kısıtlamaları olmakla birlikte kabul edilebilir ölçülerde geçerli ve güvenilir olduğunu göstermektedir.
Objectives: In this study, we examined the reliability, validity, and factorial structure of the Turkish version of the Whiteley Index (Wl -7), a scale developed by Pilowsky and modified by Fink et al to measure hypochondriasis or health anxiety as an indicator of somatic stimulus and /or changes along with its reliability, validity, and factorial structure. Method: The study was conducted in healthy volunteers at a university school (n=240) and in patients who are attending outpatient Psychiatry Clinic (n=120). Participants were administered the Turkish version of the Whiteley Index (Turkish Wl -7), the Symptom Check List (SCL-90R), and the Beck Depression Inventory. Results: Individual items (r=0.27-0.52) and total score (r=0.46) showed weak - to - moderate test -retest correlations. The Cronbach's coefficient was 0.78. In validity analysis, significant differences were found between total Wl -7 scores of patients and healthy controls. Factor analysis yielded a two factor structure: somatic symptoms / somatic preoccupation (items #1, #2, #4, #5 and #7) and disease worry / phobia (items #3 and #6). The Turkish Wl -7 were correlated well with the SCL -90R subscales and the BDI. Conclusion: Despite certain limitations, the internal consistency, test-retest reliability, validity and factorial structure of the Turkish version of the Whiteley Index were supported by its reliable psychometric properties and construct validity in a representative Turkish sample.

4.
Depresyon Tanısı Almış Hastalarda Ölüm Kaygısının Araştırılması
Investigation of Death Anxiety Among Depressive Patients
Nilgün Öngider, Suna Özışık Eyüboğlu
Sayfalar 34 - 46
Amaç: Bu çalışmanın temel amacı, depresyon tanısı almış hastalarda ölüm kaygısının incelenmesidir. Yöntem: Araştırma örneklemi, İstanbul'daki bir devlet hastanesinin psikiyatri polikliniğinde depresif bozukluk tanısı ile tedavi gören ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, yaşları 18 ile 60 arasında değişen 135 hastadan (%74.1'i kadın ve %25.9'u erkek) oluşmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla, Beck Depresyon Envanteri (BDE), Templer'in Ölüm Kaygısı Ölçeği (ÖKÖ) ve bireysel bilgi formu kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen en önemli bulgu, BDE puanları ile ÖKÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmasıdır (r=0.366; p<.01). Bu bulguya göre depresyon puanları arttıkça ölüm kaygısı puanları da artmaktadır. Bunun yanı sıra, örnek- lem BDE puanlarına göre değerlendirilerek hafif, orta ve ağır düzey depresyon gruplarına ayrılmıştır. Daha sonra hafif, orta ve ağır düzey depresyon gruplarına atanan hastalar ÖKÖ puanları açısından karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, orta ve ağır düzey depresyon grubuna atanan hastaların hafif depresyon düzeyi grubundakilere göre anlamlı düzeyde daha yüksek ölüm kaygısı yaşadıkları bulunmuştur (F=10.765, p<.001). Sonuç: Bu araştırmanın hipotezi, hastaların depresyon düzeyleri arttıkça ölüm kaygısı düzeyleri de artacaktır şeklinde belirlenmiştir. Araştırma bulguları, hastaların depresyon düzeyi arttıkça ölüm kaygısı düzeylerinin arttığını göstermektedir. Böylece araştırma hipotezinin doğrulandığı bulunmuştur. Bu bulgunun, depresif duygudurumu olan bireylerin ölümü daha fazla düşündükleri şeklinde yorumlanabileceği düşünülmüştür.
Objectives: The general aim of this study was to examine the relationship between depression levels and death anxiety levels among patients diagnosed with depressive disorder. Method: The research sample consists of 135 (100 women 74.1% and 35 men 25.9%) patients who are diagnosed with depressive disorder at one of the psychiatry out-patient clinics of a state hospital in Istanbul. Individuals who volunteered to attend the research are between ages 18 and 60 years. The patients are given Beck Depression Inventory (BDI), Templer's Death Anxiety Scale (DAS) and a questionnaire for demographics. Results: Correlation analysis pointed out that there was a significant relation between the depression points and death anxiety points in the depressive patients group (r=.366, p<01). Furthermore, research sample is divided into 3 groups as high, moderate and low levels of depression. Then all three depression groups are compared for death anxiety levels. It was found that, there were significant relation between the level of depression and death anxiety (F=10.765, p<.001). This finding suggests that the high and moderate level depression groups had higher death anxiety than low level depression group. Conclusion: The hypothesis of this study was that when depression levels get higher the death anxiety level would be higher. Consistent with the study hypothesis, results demonstrated that, depression levels effects death anxiety level. Consequently, the results of this study highlight the relationship between depression level death anxiety. In addition, it was speculated that depressive people think more about death.

5.
Yataklı Tedavi Hizmeti Sunan Psikiyatri Kliniklerinde Ektanılar
Common Medical Problems in Inpatient Psychiatric Care Clinics
Çağatay Karşıdağ, Umut Mert Aksoy, Gökşen Yüksel, Nihat Alpay, Atilla Uysal
Sayfalar 47 - 52
Amaç: Son yıllarda psikiyatrik hastaların yaşam kalitesinin arttırılmasına yönelik birçok tedavi ve rehabilitasyon programları geliştirilmiştir. Ancak ek tanı psikiyatri hastalarında halen ihmal edilmektedir. Bu durum da hastada öngörülemeyen komplikasyonlara veya var olan psikiyatrik bozukluğun şiddetinin artmasına neden olabilmektedir. Bu amaçla bir psikiyatri hastanesine yatan tüm hastalardan istenen konsültasyonlar incelenmiş ve yatan psikiyatrik hastaların eş tanılarına dikkat çekilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Ocak 2007 - Aralık 2009 tarihleri arasında hastanenin psikiyatri kliniklerine yatan hastalar çalışmaya alınmıştır. Bu amaçla hastanemiz otomasyon sistemine kayıtlı 6334 konsültasyon isteği taranmıştır. Bu hastaların yaş, cinsiyet, yattığı psikiyatri kliniği, yattığı gün sayısı, konsültasyon istenen branş ve hastanın çıkış tanıları incelenmiştir. Bulgular: Konsültasyon isteyen servislerin dağılımına bakıldığında en fazla akut psikiyatri servislerinden (n=5158, %81.4), sonra da adli servislerden (n=674, %10.6) hastaya konsültasyon istendiği belirlenmiştir. İstenen branşlara göre konulan tanılar incelendiğinde merkezi sinir sitemi ile ilgili ön tanılar olguların %23.7'sini oluşturmaktadır. Bunu solunum sistemi hastalıkları (%15.5), kas-iskelet sistemi hastalıkları (%14.4), endokrin ve metabolizma hastalıkları (%13.3) izlemektedir. Sonuç: Ek tanılar hem psikiyatrik tablonun ağırlaşmasına hem de mevcut tıbbi hastalığın normalden daha şiddetli yaşanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle psikiyatri hastalarının genel tıbbi durumları göz ardı edilmemeli, ayrıca psikiyatri hekimlerinin de genel tıbbi bilgilerinin güncellenme gereği unutulmamalıdır.
Objectives: Recently, many treatment and rehabilitation programs have been developed to increase life quality of psychiatric patients. Nevertheless, comorbid medical problems of psychiatric patients are still being neglected. This may lead to unpredictable complications or exacerbation of the existing psychiatric disorder of the patient. Consultations of all psychiatric patients treated in a psychiatric hospital were examined. We aimed to pay attention to the comorbidity in the psychiatric inpatients. Method: Patients hospitalized to psychiatry services of the mental hospital between January 2007 and December 2009 were enrolled in the study. With this object in mind, we screened 6334 consultation request recorded in our hospital's automation system. Age, gender, inpatient psychiatry clinic, number of hospitalized days, specialty from which a consultation is required and the discharge diagnostics of the patients were investigated. Results: Although the number of hospitalized patients has decreased the power of the study, size of the case number increased it. The evaluation of the diagnosis based on the requested specialties revealed that 23.7% of the cases were requested from neurology. It was followed by respiratory system diseases (15.5%), musculoskeletal system diseases (14.4%), endocrine and metabolic diseases (13.3%) and cardiovascular diseases (11.3%) respectively. Conclusion: Comorbid diseases will exacerbate the clinical manifestation of the psychiatric diseases and on the other hand this will increase the severity of the existing medical condition. Therefore, general medical condition of the psychiatric patients must not be neglected. It is obvious that psychiatrists should update their general medical knowledge in this respect.

OLGU SUNUMU
6.
Araknoid Kistleri Bulunan Bipolar Bozukluk Tamlı Hasta: Bir Olgu Sunumu
A Bipolar Disorder Patient with Arachnoid Cysts: A Case Report
Hatice Harmancı, Aziz Mehmet Gökbakan
Sayfalar 53 - 56
Araknoid kistler çoğunlukla klinik bulgu göstermeyen, radyolojik araştırmalar sırasında rastlantısal olarak saptanan ve içi beyin omurilik sıvısına benzer sıvıyla dolu, kistik beyin kitleleridirler. Çoğunlukla konjenital olarak oluşan kitleler travma, kanama veya enfeksiyonlardan sonra da gelişebilirler. Bütün beyin kitlelerinin yaklaşık %1'ini oluştururlar. En sık beyin orta hatta yerleşim gösterirler. Klinik yansımaları yerleştikleri bölge ve büyüklüklerine göre değişmekle birlikte, çoğu kitle semptom vermez. Sık görülen belirtileri arasında, epileptik nöbet, baş ağrısı, kafa içi basınç artışına bağlı bulgular bulunmaktadır. Ayrıca, endokrin bozukluklar, optik nörit, hidrosefali gibi durumlar da hastaların hekime başvuru nedenleri arasında yer almaktadır. Araknoid kistlere bağlı gelişen psikiyatrik hastalıklar az sayıda olmakla birlikte literatürde bildirilen vaka örnekleri bulunmaktadır. Bildirilen vakaların önemli bir çoğunluğunda, araknoid kist ve psikoz birlikteliğinden bahsedilmektedir, bu olgularda en sık görülen semptomlar, gerçekte olmayan varlıklar görme, bu görüntülerle konuşma, sinirlilik, iritabilite, düşmanca düşünceler besleme, şüphecilik ve hareketlilikte artış olarak bildirilmiştir. Literatürdeki yayınlara bakıldığında iki tane bipolar bozukluk ve araknoid kist birlikteliği olan olgu paylaşılmış olduğu görülmektedir. Sunduğumuz olgu bildiriminde, bipolar bozukluk tanısı alan, sağ temporal lobunda ve sol silvian fissüründe araknoid kistleri olan bir hasta tartışılmıştır.
Arachnoid cysts are cystic brain masses, filled with a liquid similar to cerebrospinal fluid. They generally do not show clinical presentation and they are incidentally detected during routine radiological evaluations. Although generally congenital, they can also develop following a trauma, a haemorrhage or an infection. They constitute approximately 1% of all brain tumours. In general, these masses are located on midbrain. Even though their clinical presentation depends on their localization and their size, arachnoid cysts are generally asymptomatic. Epileptic seizures, headache, discomfort due to the increase in intracranial pressure are among symptoms of these masses. In addition, conditions such as some endocrine disorders, optic neuritis, hydrocephalus can be cited among reasons by which patients apply to a medical institution. Psychiatric disorders which ocur because of the arachnoid cysts are rare but there are case reports depicted in the literature. In a great majority of the case reports, the co-ocurrence of arachnoid cysts and psychosis are brought up. Symptoms and signs most encountered in these cases are mentioned such as visual hallucinations, talking with unreal creatures, nervousness, irritability, persecutory way of thinking, suspiciousness and motor excitation. As we investigated case reports already published, we stated that two group of researchers put forth the accompaniment of bipolar disorder and arachnoid cysts. In the present case report, we report a patient with the diagnosis of bipolar disorder and, arachnoid cysts in the right temporal lobe and left sylvian fissure.

7.
Erişkinde Birincil Enürezis Nokturna
Primary Enuresis Nocturna in Adult

Sayfalar 57 - 61
Enürezis, tekrarlayıcı nitelik taşıyan idrar kaçırmadır. Beş yaşından önce kontinans kazanılıp kazanılmamasına göre primer ve sekonder olarak, geceleri olursa noktur- nal, gündüz de eklenirse diurnal olarak sınıflandırılır. Enürezis nokturnanın DSM-IV-TR' de bahsedilen yaygınlığı 5 yaş çocuklarda erkekler için %7 ve kızlar için %3 olarak belirtilmektedir. Onsekiz yaşa gelindiğinde ise erkeklerin sadece %1'i, kızların ise daha az bir kısmı hala altını ıslatmaya devam etmektedir. Enürezisin oluş nedenleri arasında, uygun olmayan tuvalet eğitimi, kötü yaşam koşullan, düşük sosyo-kültürel düzey, üriner enfeksiyonlar, uyku bozuklukları, spina bifida ve diyabet sayılabilir. Ayırıcı tanıda tüm bu etkenler gözden geçirilmeli ve organik patoloji dışlanmalıdır. Erken tanı konup tedavi edilmeyen olgularda erişkin yaşlara kadar sürebilen bu hastalık beraberinde çeşitli psikiyatrik bozuklukların ortaya çıkmasına ve tedavinin güç hale gelmesine neden olabilir. Enürezis çocukluk çağında tedavi edilmediğinde, erişkinde özgün, karmaşık ve psikoso- matik bir görüngüdür. Bu yazıda erken tanı almış olsa da, tedavideki aksamalar nedeniyle tam bir düzelme sağlanamamış, 22 yaşında, kadın, enüretik bir olgu tartışılmaktadır. Olgu yineleyen depresif dönemleri nedeniyle eğitimini yarıda bırakmış, karşı cins ile dönemine uygun ilişkiler geliştirememiştir. Bu olgu bildiriminin amacı tedavi edilmeyen birincil enürezis nokturnanın, erişkin çağda ortaya çıkardığı ilişki sorunları ile eştanılı birinci eksen psikopatolojilere dikkati çekmektir.
Enuresis nocturna is defined as recurrent urinary leakage. Classified as primary and secondary according to acqusition of urinary continans before age of 5 and nocturnal if it is at only nights and diurnal if at days and nigths. The mentioned prevalance of enuresis nocturna in DSM-IV-TR is 7% for boys and 3% for girls, at age of 5. By age 18 only 1% of boys and even fewer girls are stil continuing bed wetting. The causes are inappropriate toilet training, poor living conditions, low socio-cultural level, urinary infections, various slepping disorders, spina bifida and diabetes. The differential diagnosis of all these factors should be reviewed and organic pathology should be ruled out. If not early diagnosed and treated, this disease can persist for up to adult ages, along with the emergence of a variety of psychiatric disorders and the treatment can become more difficult. When enuresis nocturna is left untreated in children, it becomes a unique, complex psychosomatic phenomenon in adulthood. In this case report, an early diagnosed but not completely treated 22 year-old, female enuretic patient is discussed. The case has left her formal education and didn't have a proper relationship with the opposite sex because of comorbid recurrent depresive episods. The purpose of our paper is to highlight the social relationship problems and comorbid axis I psychiatric disorders of untreated enuresis nocturna in adults.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale