ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 13 (4)
Cilt: 13  Sayı: 4 - 2010
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Cinsel Benlik Şeması Ölçeği'nin Üniversite Ornekleminde Geçerlik ve Güvenilirlik Çalışması
A Validity and Reliability Study of the Sexual Seif-Schema Scale Among Undergraduate Students
Gözde Koçak, Hürol Fışıloğlu
Sayfalar 159 - 169
Amaç: Bu çalışmanın amacı "Cinsel Benlik Şeması Ölçeği"nin Türkçe'ye çevrilmesi ve ölçeğin temel psikometrik özelliklerinin belirlenmesidir. Yöntem: 306 üniversite öğrencisinden oluşan bir örneklemde Cinsel Benlik Şeması Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Eysenck Kişilik Anketi Gözden Geçirilmiş/Kısaltılmış Formu'nun Dışa Dönüklük Alt Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan geçerlilik ve güvenirlik çalışması sonucunda, "Cinsel Benlik Şeması Ölçeği"nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin Türkçe formunun faktör yapısı orijinal formla tutarlılık göstermiştir, iç tutarlılık alt ölçekler olan "Sevgi dolu/Şefkatli", "Şehvetiİ/Tahrik edici olan" ve "Dolaysız- /Açık sözlü" için sırasıyla.85,.82 ve.77 ve toplam ölçek için.86 olarak bulunmuştur. Yapı geçerliğine ek olarak, cinsel davranışların varyansında saptanan cinsel benlik şemalarının sağladığı anlamlı artışların cinsel benlik şeması ölçümünün diğer kavramların katkısının ötesinde cinsel davranışları yordamada kullanımı için ayırt edici ve artımsal geçerliği destekler durumda olduğu gösterilmiştir. Sonuç: Cinsel Benlik Şeması Ölçeği yetişkin kadın ve erkeklerde cinsel benlik şemalarının ölçümünde kullanılabilecek ve yeterli düzeyde iç tutarlığa sahip bir araçtır. Cinsel benlik şemaları üzerine yapılacak araştırmaların yaygınlaşması ile cinsellik kavramının daha kapsamlı şekilde anlaşılması ve farklı cinsel benlik şemalarına sahip olmanın psikolojik sonuçlarının ortaya konulması mümkün olabilecektir.
Objectives: The purpose of the present study was to translate the Sexual Self-Schema Scale into Turkish and to determine its basic psychometric properties. Method: In a sample of 306 undergraduate university students, the Sexual Self-Schema Scale, the Rosenberg Self-Esteem Scale and Extraversion subscale of the Eysenck Personality Questionnaire Revised-Abbreviated Form were applied. Results: Results indicated that the Turkish version of the Sexual Self-Schema Scale had an adequate level of reliability and validity. The factor structure of the Turkish version of the scale was found to be similar to the original version. Internal consistency coefficients of subscales, "Loving/Compassionate", "Sensual/Sti mu la- ting", and "Direct/Outspoken", and the total scale were shown to be.85,.82,.77, and.86, respectively. In addition to construct validity, observed significant increments in variance of sexual behaviors support the discriminant and incremental validity of the sexual selfschema measure for use in the prediction of sexual behaviors beyond the contribution of other constructs. Conclusion: The Sexual Self-Schema Scale is shown in the study to be an instrument aiming to measure sexual self-schemas of adult women and men. It was also demonstrated that the scale had reasonable internal consistency. Through the investigation of sexual selfschemas in an increased number of studies, it would be possible to better understand the concept of sexuality and the psychological consequences of holding different types of sexual self-schemas.

2.
Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgularında Heyecan Arama Davranışı
Sensation Seeking Behavior in Patients with Obsessive Compulsive Disorder
Nergis Lapsekili, Özcan Uzun, Mehmet Ak
Sayfalar 170 - 176
Amaç: Bu çalışmada, tedavi kullanımı olmayan Obsesif- Kompulsif Bozukluk (OKB) olgularında heyecan arama davranışı incelenmiştir. Yöntem: Çalışmaya DSM-IV'e göre OKB tanısı almış 27 olgu ve 27 sağlıklı birey alınmıştır. Zuckerman Heyecan Arama Ölçeği ve Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) uygulanmıştır. Bulgular: Hastalar; heyecan arama ölçeğinden toplamda ve alt ölçeklerde daha düşük puanlar almıştır. Olgularda heyecan arama toplam puanları ile MOKSL'dan alınan puanlar negatif korelasyon göstermiştir. Heyecan arama toplam puanı ile MOKSL alt ölçek puanlarının arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; en anlamlı ilişkinin heyecan arama toplam puanı ile kuşku alt ölçeği puanı arasında olduğu görülmüştür. Sonuç: Hastalarda kontrollere göre heyecan arayışı düşüktür. Heyecan arayışı fazla olan bireylerde, riskin tahmin edilen tehlikesi, kişi o aktiviteyi daha önce yapmamış da olsa daha azdır. Bu durum riskin öngörülen derecesinin olgularda daha fazla olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Cloninger'in kişiliğin biyososyal modelinde açıkladığı şekilde, yüksek zarardan kaçma davranışının, obsesyon ve kompulsiyonların oluşumu ve devamına katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Riskin fazla algılanması, zarardan kaçma davranışının yüksek olmasını açıklayabilmektedir. Bu da obsesyon ve kompul- siyonların oluşumuna zemin hazırlayacaktır. OKB'de hastalığın devamını sağladığı düşünülen değerlendirmelerden biri riskin yüksek algılanmasıdır. Bu anlamda heyecan arayışı düşük olanlarda, riskin yüksek algılanmasıyla ilgili düşünce üzerinde yapılacak müdahalelerin heyecan arayışını arttırabileceği düşünülebilir.
Objectives: In this study, sensation seeking behavior was investigated in obsessive-compulsive disorder patients who did not use any treatment before. Method: 27 cases diagnosed according to DSM-IV and 27 healthy individuals were included in the study. Zuckermen Sensation Seeking Scale and Maudsley Obsessive Compulsive Questionnaire were administered. Results: Total and sub-scale sensation seeking scores of patients were lower than controls. In patient group, total scores of sensation seeking showed negative correlation with scores obtained from Maudsley Obsessive Compulsive Questionnaire. When relationship between sensation seeking total score and Maudsley Obsessive Compulsive Questionnaire sub-scale scores was assessed; most significant relationship was between sensation seeking total score and “suspicious" sub-scale. Conclusion: It was seen that sensation seeking of the cases was lower than the controls. This can be evaluated as the predicted degree of risk is higher in cases than the controls. It is thought that high harm avoidance behavior Cloninger had explained in the biosocial model of personality contribute to the formation and continuation of obsession and compulsion. High risk perception can explain high harm avoidance; and this-in accordance with the above study-will prepare ground for the formation of obsessions and compulsions. In Obsessive Compulsive Disorder, high risk perception is one of the patient's appraisals about the obsession thought to provide the continuation of the disease. In this sense, it can be thought that interventions on the thought about high risk perception of low sensation seekers can increase sensation seeking.

3.
Cinsel İstismar Mağduru Bir Grup Çocuk ve Ergende TSSB Belirtileri ve WISC-R Puanları
The Relationship Between PTSD Symptoms and W/SC-R Scores in a Group of Sexually Abused Children and Adolescents: A Preliminary Study
Şahika Gülen Şişmanlar, Işık Karakaya, Sevda Özer, Belma Ağaoğlu
Sayfalar 177 - 184
Amaç: Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ile zeka düzeyi arasındaki ilişkiye dair yazında çelişkili sonuçlar bulunmaktadır. Çalışmamızda TSSB belirti kümeleriyle Wechsler Çocuklar için Zeka Testi (WISC-R) sonuçları arasındaki bağlantıyı değerlendirerek bu ilişkiyi daha iyi anlamayı amaçladık. Yöntem: 7-13 yaş grubunda TSSB tanısıyla takip edilmekte olan, cinsel istismar mağduru 35 çocuk çalışmamıza alındı. DSM-IV'e (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı- Dördüncü Baskı) dayalı klinik görüşmelerin yanı sıra travma sonrası stres belirtilerini taramaya yönelik olarak Çocuklar için Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği (ÇTSS-TÖ) uygulandı. Çocukların zeka düzeyleri Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (WISC-R) ile değerlendirildi. Bulgular: WISC-R testine göre sözel zeka puanı, performans ve toplam zeka puanından anlamlı düzeyde düşük bulundu. TSSB belirti kümeleri ile WISC-R puanlarının ilişkisine bakıldığında, “yeniden yaşantılama" belirti kümesi ile sözel zeka puanı arasında zıt bir ilişki saptandı. Çocukların "aritmetik ve sayı dizisi" testlerinde, diğer alt testlerden daha düşük performans sergiledikleri görüldü. Sonuç: Çalışmamız TSSB ile sözel zeka düzeyi arasında zıt bir ilişki olduğunu, sözel zeka düzeyi düşük çocuklarda yeniden yaşantılama belirtilerinin daha fazla görüldüğünü göstermektedir. Çalışma sonuçlarımız TSSB'nin dikkat ve çalışan bellek üzerine olumsuz etkisinin olabileceğini düşündürmekle birlikte kısıtlılıkları nedeni ile sonuçlar dikkatle yorumlan- malıdır.
Objectives: There are conflicting results about the relationship between Posttraumatic Stres Disorder (PTSD) and IQ (intelligence quotient). So, aim of this study is to get a better understanding about this relationship by evaluating the connection between PTSD symptoms and WISC-R (Wechsler Intelligence Scale for Children- Revised) scores. Method: Thirty five children aged between 7-13 years were recruited for the study. They had been sexually abused and were followed with the diagnosis of PTSD. Besides of DSM-IV-based (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-Fourth Edition) clinical interviews, they were applied Children's PTSD-Reaction Index (CPTS-RI). Moreover, IQ level of the children were evaluated by WISC-R. Results: Verbal IQ score were found to be significantly lower than both performance and full scale IQ scores of WISC-R. When examining the correlation of PTSD symptom categories and WISC-R scores, a negative correlation between "re-expe- riencing" symptoms and verbal IQ score were observed. Additionally, the performance of children in "arithmetic and digit span" subtests were worse than that in the other subtests of WISC-R. Conclusion: Our study states a negative correlation between PTSD symptomatology and verbal IQ, more re-experiencing symptoms in children with lower verbal IQ level. The results of this study also give rise to thought that PTSD may negatively effect functions of attention and working memory.

4.
Eskişehir'de Tıp Fakültesi Öğrencilerinin Şizofreniye Yönelik Bilgi ve Tutumları
Attitudes and Knowledge of Medical Students in Eskişehir About Schizophrenia
Çınar Yenilmez, Gülcan Güleç, Damla Ernur, Anıl Aydın, Özge Yücel, Göksu Asil, Nuri Şengüleroğlu, Ömer Ayçan, Serenay Çetinoğlu, Zeynep Vatanseven, Derya Öktem, Meltem Genç
Sayfalar 185 - 195
Amaç: Eskişehir'deki tıp fakültesi öğrencilerinde psikiyatri eğitiminin şizofreni konusundaki bilgi ve tutumları üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır Yöntem: Bu çalışmaya, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1.sınıftan 101 ve 5.sınıftan 101 öğrenci katılmıştır. Öğrencilere cinsiyet, kendisi veya yakınında ruhsal hastalık tedavi öyküsünü sorgulayan bilgi formu yanında, bir olguyla bağlantılı olarak Psikiyatrik Araştırmalar ve Eğtim Merkezi Derneği tarafından Şizofreni için hazırlanan tutum anketinin bir bölümündeki sorular uygulanmıştır. Analizlerde SPSS (13.0) istatistik programı kullanılmış, Kolmogorov-Smirnov ve Mann-Whitney-U testi uygulanmışır. Bulgular: 1. ve 5.sınıf öğrenciler arasında cinsiyet, kendisi ve 1.derece yakınında psikiyatrik bozukluk tedavi öyküsü bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Şizofreni olgusu ile ilişkili sorulardan ilk kısımdaki, "genel bakışı ve etyolojisi" ile ilgili soruların 5/8'inde, ikinci kısımdaki "toplum içinde yaşamı" ile ilgili soruların 5/8'inde, üçüncü kısımdaki "tedavisi" ile İlgili soruların 5/8'inde ve dördüncü kısımdaki "çare arama davranışı" ile ilgili soruların 3/9'unda 1 ve 5. sınıf öğrenciler arasında ista- tistiki farklılıklar saptanmıştır. Sonuç: Psikiyatri stajının, şizofreniyi kavrama, etyoloji, toplum içinde yaşama, tedavi ve çare arama davranışı ile ilgili soruların önemli bir kısmında olumlu tutumlar geliştirdiği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Tıp öğrencisi, tutum, şizofreni.
Objectives: This study aimed to investigate the effects of psychiatric education on attitudes and knowledge of medical students in Eskişehir about schizophrenia. Method: 101 first-year and 101 fifth-year students at the University of Eskişehir Osmangazi Faculty of Medicine participated in the study. Students were given a form questioning gender, personal and family history of psychiatric disorder and were asked to answer some questions in an attitude questionnaire prepared for schizophrenia by "Association of Psychiatric Researches and Education Center" related to a case. The data were analyzed with the SPSS statistical package version 13.0 and Kolmogorov-Smirnov and Mann-Whitney-U tests were used. Results: There was no significant difference between the first and fifth year students in gender, personal or family history of psychiatric disorder ( P>0,05). Some statistical differences were found between the first and fifth year students in 5/8 questions of "overview and etiology" part, 5/8 questions of "public life" part, 5/8 questions of "treatment" part and 3/9 questions of "seeking behavior " part related to the schizophrenia case. Conclusion: It was found that the psychiatry internship provides students a positive attitude to understand schizophrenia and the significant proportion of questions about etiology, public life, treatment and seeking behavior.

DERLEME
5.
DSM-5 Taslak Tanı Ölçütlerine Genel bir Bakış:
An Overview of the Proposed DSM-5 Diagnostic Criteria: is
Vedat Şar
Sayfalar 196 - 208
Amerikan Psikiyatri Birliği Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve istatistiksel El Kitabı'nın beşinci baskısının (DSM-5) 2013 yılında yayınlanması planlanmaktadır. Şimdiye dek çeşitli bozukluk kategorilerine yoğunlaşmış çalışma gruplarının tanı ölçütleri için önerdiği değişiklikler ortaya konulmuş ve üzerinde çalışılmaya devam edilmektedir. Ülkemizde henüz az tartışılan bu değişiklik önerilerinin tanınmasını kolaylaştırmak düşüncesi ile şimdiki durumu gözden geçiren bu yazıya gereksinim duyulmuştur. DSM-IV'ün en önemli özelliği araştırma bulgularına ağırlık tanıması, bu uğurda yüksek sayıda eştanıya izin vermesi, ve hatta beş eksenli bir sistem oluşturarak bu yapıyı desteklemesi idi. DSM-5 için getirilen öneriler ise klinik görünüme daha uygun olma, eştanıyı azaltma, ve ilk üç eksenin birleştirilmesi ile bu tutumu desteklemek yönündedir. Buna karşın, bir çok psikopatolojinin değerlendirilmesinde ağırlığın bir boyut olarak ölçülebilmesi için çalışılmaktadır. Bu yazıda DSM-5'de yer alan bir çok tanı grubu bölümler halinde gözden geçirilmiş ve özellikle değişiklik önerilerinin altı çizilmiştir. Geleneksel şizofreni alt tiplerinin kaldırılması, şizofreni tanısında Schneider belirtilerine tanınan ayrıcalıklı role son verilmesi, ve çevresel etkenlerin katkısı ile oluştuğu kabul edilen Travma Sonrası Stres Bozukluğu başta olmak üzere tüm travma ile ilişkili bozuklukların bir bölümde toplanması düşüncesi, bir çok başka öneri yanında, kanımızca psikiyatri tarihi için önem taşıyan ilginç değişiklikler olarak dikkati çekmektedir.
American Psychiatric Association's Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders - Fifth Edition (DSM-5) will be published in 2013. Proposals of revisions on diagnostic criteria of the existing DSM-IV categories and newly proposed disorders have been announced alongside recommendations about those to be eliminated or moved to other sections. This paper is concerned with overview and introduction of the current version of the proposed DSM-5 diagnostic criteria. DSM-IV was concerned with accurate representation of research findings, allowing a high number of concurrent diagnoses supported by a five axes evaluation system. Revisions proposed by DSM-5 project are aimed at achieving better clinical utility and prevention of excessive use of concurrent diagnoses supported by integration of the first three axes to a single one. On the other hand, a measure of severity is proposed for several diagnostic categories as a step toward dimensionality. In this paper, several sections of DSM-5 have been reviewed and rationals for proposed changes have been summarized. Among others, removal of traditional subtypes of schizophrenia, cancellation of the priority of Schneiderian symptoms as pathognomonic features of schizophrenia, and subsuming clinical consequences of environmental stress in a single section of trauma-, stres- or event-related disorders (including post-traumatic stress disorder) attract attention as revisions reflecting a progressive step in the history of psychiatry.

OLGU SUNUMU
6.
Geçici Global Amnezi ve Demansiyel Bulgular ile Başlayan Glioblastome Multiforme Olgusu
Glioblastome Multiforme Case Starting with Global Amnesia and Dementia! Findings
Ebru Timur Parlayan
Sayfalar 209 - 214
Demans ve depresyon yaşlı popülasyonda en sık karşılaşılan nöropsikiyatrik sendromlardandır. Geçici global amnezi de en sık 56-75 yaşları arasında görülmektedir. Yaşlılık döneminde ortaya çıkan depresyonlarda bilişsel bozukluklar daha fazla görülmektedir. Yaşlılıkta çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan demanslara da depresif belirtilerin eşlik ettiği bilinmektedir. Beynin bazı bölgelerinde, özellikle corpus callosum, fronto-bazal bölge ve temporal lobda yerleşen tümörlerin ise ilk bulgusu, yanlışlıkla demans veya depresyon olarak değerlendirilebilen mental değişikler olabilir. Geçici global amnezi de beyin tümörlerinin ilk semptomu olabilir. Altmışaltı yaşında erkek hasta; başvurusundan iki hafta önce geçici bilinç kaybı nedeniyle yolunu kaybeden ve sonrasında unutkanlık problemleri başlayan hastanın, yapılan nöropsikiyatrik testlerinde demansiyel bulgular saptandı. Geçmiş döneme ait öyküsünden hastada iki yıldır depresyon semptomlarının mevcut olduğu anlaşıldı.Geçici global amnezi ardından devam eden atipik demansiyel özellikler gösteren olgunun, yapılan Kranial Manyetik Rezonans görüntülemesinde; multi- fokal tümoral lezyonlar saptandı. Tümör rezeksiyonu operasyonu sonrasında patoloji sonucu glioblastome multiforme idi. Ani başlangıçlı ve hızlı ilerleyen mental değişiklikler ve atipik demansiyel bulgular saptanan hastalarda, klinik bulguların dikkatli olarak değerlendirilmesi ve nörogörüntüleme yapılmasının doğru tanı açısından önemini vurgulamak istedik.
Dementia and depression are the most common neuropsychiatric syndromes seen in elder peoople. Transient global amnesia is most commonly seen in ages between 56 and 75. Depressions in older ages also show more cognitive deficiency. It is known that the depressif symptoms also accompany dementias which appear due to various resons in the old ages. The first sign of tumors located in some parts of the brain, especially in the corpus callosum, frontal- basal region and temporal lobe may be mental variations which may be mistakenly assessed as dementia or depression. Transient global amnesia may also be the first sign of brain tumors. 66 years old male patient demential findings were determined by neuropsychiatric tests on patient who lost his way due to transient loss of consciousness two weeks ago as he beat his head and who had forgetful I ness problems. The patient's story uncovered that he has been suffering from depression symptoms for the last two years. In his cranial MR, multifocal tumoral lesions were determined on patiens demonstrating atypical demential features following transient global amnesia. As a result of the operation after tumor resection, pathology was glioblastome multiforme. We wanted to show that clinical findings should be carefully evaluated on patients having mental changes with sudden onset and atypical demantial findings and wanted to emphasize the importance of neuroimaging.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale