ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 13 (3)
Cilt: 13  Sayı: 3 - 2010
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Şizofrenide ve Diğer Psikotik Bozukluklarda Çoklu İlaç Kullanımı: Uzun Etkili Antipsikotik İlaçların Rolü
Polipharmacy in Schizophrenia and Other Psychotic Disorders: The Role of Long-acting Antipsychotics
Uğur Hatıloğlu, Hasan Karadağ, Serkan Akkoyunlu, Olga Güriz, Akfer Karaoğlan Kahiloğulları, Sibel Orsel
Sayfalar 101 - 107
Amaç: Şizofreni tedavisinde çoklu ilaç kullanımı nedenleri arasında uzun etkili formların yeri üzerine kısıtlı veri bulunmaktadır. Çalışmamızda yatan şizofreni hastalarında çoklu antipsikotik uygulama sıklığı, bu uygulamaya yol açan risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: 2008 yılı içerisinde yatarak tedavi gören 561 hastanın dosyaları incelenerek şizofreni ve diğer psikotik bozukluk tanısı alan 261 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik ve klinik veriler tanımlayıcı istatistik yöntemlerle değerlendirilmiş, çoklu antipsikotik kullanımını öngören etkenler için lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma grubunda çoklu antipsikotik kullanımı olan hasta oranı %50,2'dir. Bu grubun %44,2'sinde (n=58) "tipik+atipik antipsikotik" ilaçların birlikte kullanımı mevcuttu. Çalışmayan, daha önce tanısı olan, yatış sayısı fazla olan, hastalık süresi ve ilaç kullanım süresi uzun olan gruplarda istatistiksel olarak çoklu ilaç kullanımı oranı yüksekti. Çoklu ilaç kullanımı olan grupta düzenli ilaç kullanım oranı %21,4 ile anlamlı düzeyde düşüktü. Lojistik regresyon analizinde ilaç tedavilerinde uzun etkili antipsikotik ilacın yer alması ve geçmiş yatış sayılarının fazlalığı çoklu ilaç kullanımında yordayıcı değişkenler olarak saptandı. Sonuç: Çalışmamızda çoklu ilaç kullanımını yordayan etkenler olarak saptanan uzun etkili antipsikotik kullanımı ve geçmiş yatış sayılarının fazlalığı, hastalığın tedaviye yanıt azlığına ve tedaviye dirence işaret ediyor olabilir. Diğer yandan şizofrenide tedaviye yanıt düşüklüğü ve direnç konusu daha bütüncül bir yaklaşımla ele almayı gerektirmektedir. Anahtar Sözcükler: Çoklu ilaç kullanımı, şizofreni, uzun etkili antipsikotik.
Objectives: There is limited data on the effects of long acting drugs on antipsychotic polypharmacy in the treatment of schizophrenia in litherature. Our study is aimed to find the prevelance and the risk factors of inpatient antipsychotic polypharmacy. Method: The records of 561 inpatients treated in 2008 were examined and 261 patients diagnosed schizophrenia and other psychotic disorders were enrolled. Sociodemeographic, clinical data and the predictors of antipsychotic polypharmacy were evaluated by descriptive and logistic regression statistics. Results: Antipsychotic polypharmacy rate is 50,2% in the whole sample. 44,2% (n=52) of this group was "typical and atypical antipsychotic" combination. Polypharmacy incidence was higher in currently unemployed, previously diagnosed, longer duration of disorder and drug use groups. Treatment compliance was statistically lower as 21,4% in polypharmacy group. Referral type, rehospitalization in the same year, duration of hospitalization were similar between groups. Use of long- acting antipsychotics and number of previous hospitalization were predictive factors of polypharmacy in logistic regression analyze. Conclusion: In our study the results of long-acting antipsychotics and higher hospital- iztion numbers as predictors for polipharmacy might assign to treatment resistance and low response rate. On the other hand low response rate and treatment resistance of schizophrenia warrant more integrated treatment approaches.

2.
20 Maddelik Toronto Aleksitimi Ölçeği Türkçe Uyarlamasının Kesme Noktalarına ¦¦ Göre Psikometrik Özellikleri
Psychometric Properties of the Turkish Version 20 Item Toronto Aiexithymia Scala: According to Cut-off Score
Hüseyin Güleç, Aynil Yenel
Sayfalar 108 - 112
Amaç: Bu çalışmada aleksitimi yapısı, primer ve sekonder özelliklerinin görünümü süreklik ve kategorik oluş özelliği üzerine literatür taranması ve tartışması yapılmış ve alek- sitimik yapının varlığının değerlendirilmesine izin vermesi amacıyla, Bagby ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan 20 soruluk Toronto Aleksimi Ölçeği'nin (TAÖ) Türkçe uyarlamasının kesme puanının belirlenmesine çalışılmıştır. Yöntem: Bu çalışma Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne ayaktan başvuran ardışık 100 poliklinik hastası ile yürütüldü. Katılımcılara 20 ve 26 maddelik TAÖ ölçeği ile birlikte sosyodemografik veri toplama formu uygulandı. Bulgular: Katılımcıların 84'ü kadındı ve ortalama yaşları ise 26.41 ±1.15 olarak bulundu. TAÖ-26'da belirlenen "10" ve "11" puanına göre; TAÖ-20 için "51" puanının alt değer "59" puanının üst değer olarak alınması uygun görüldü. Sonuç: Aleksitimiklerin kaçmaması isteniyorsa "51" puanının alt değer olarak alınması; saf aleksitimik grupla çalışılmak isteniyorsa (TAÖ-26'da belirlenen "11" puanına göre), "59" puanının üst değer alınması uygun olacaktır.
Objectives: In the present study, literature survey and discussion on the features of the structure and continuity and categorical manifestation of the properties of primary and secondary aiexithymia have been made and the Turkish version of the twenty- item Toronto Aiexithymia Scale (TAS), which was developed by Bagby et al., was studied to determine the cut-off score in order to be allowed to assess the presence of aiexithymia. Method: This study was conducted in Erenköy Mental Research and Training Hospital Psychiatry Clinic. A total of 100 consecutive outpatients who applied to the outpatient clinic were enrolled to the study. In addition to the 20 and 26-item-TAS, a socio-demographic data collection form was used for all research participants. According to 26-item-TAS analysis, it has two cut-off scores: "1 0" and "11". Determination of cut-off score was calculated for each point separately. Results: 84 participants were female and the mean (±SD) ages of patients in the study group were found to be 26.41 ±1.15. According to "1 0" and "11", scores designated in the TAS- 26, "51" and "59" were found to be appropriate scores for the lower value and top score for TAS-20 respectively. Conclusion: If the elope of alexithymics is not wanted, "51" should be taken as the lower score; if a study with pure alexithymic group is required, it will be appropriate to take " 59" as the top score (according to "59" points designated forTAS-26).

3.
Antisosyal Kişilik Bozukluğu Olgularının Şiddet Suçu Niteliğine Göre Mizaç ve ¦¦ Karakter Özellikleri
Temperament and Character Features of Subjects with Antisocial Personality Disorder According to Criminal Profile
Murat Erdem, Barbaros Özdemir, Cemil Çelik, Adem Balıkçı, Türker Türker, Kamil Nahit Özmenler
Sayfalar 113 - 118
Amaç: Yapılan çalışmalarda Antisosyal Kişilik Bozukluğu (AKB) olgularında şiddet suçu niteliğine göre sosyode- mografik özelliklerin ve saldırganlık düzeylerinin farklı olduğu ortaya konulmuştur. Bu çalışmada düşük ve yüksek düzeyde şiddet suçu işleyen AKB olgularının mizaç ve karakter özelliklerinin farklılık gösterip göstermediğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: AKB tanısı konmuş olgulardan Taylor şiddet derecelendirme ölçeğine göre 0-2 düzeyinde değerlendirilen 26 olgu hafif şiddet grubunu, 3-4 olarak değerlendirilen 28 olgu ağır şiddet grubunu oluşturmuştur. Her iki grup AKB olguları ve bu olgular ile yaş ve eğitim düzeyi yönünden eşleştirilmiş sağlıklı kontrol grubunun Mizaç ve Karakter Envanteri (MKE) puanları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Ağır şiddet grubu AKB olgularının Yenilik Arayışı alt ölçeği toplam puanının hafif şiddet AKB grubu ve kontrol grubundan yüksek, Zarardan Kaçınma ve Ödül Bağımlılığı alt ölçeği toplam puanının hafif şiddet AKB grubu ve kontrol grubundan düşük, Kendini Yönetme alt ölçeği toplam puanının kontrol grubundan düşük, işbirliği Yapma alt ölçeği toplam puanının hafif şiddet AKB grubu ve kontrol grubundan düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Ağır şiddet grubu AKB olgularının hafif şiddet grubu AKB olgularından mizaç ve karakter özellikleri yönünden ayrıştığı, bu ayrışmanın önceki çalışmaların bulguları ile uyumlu olduğu değerlendirilmiştir.
Objectives: It was determined that the Antisocial Personality Disorder subjects with violent criminal behavior were different from Antisocial Personality Disorder subjects without violent criminal behavior in sociode- mografic characteristics and aggression levels. The aim of this study is to investigate temperament and character traits of Antisocial Personality Disorder subjects with and without violent criminal behavior. Method: 26 Antisocial Personality Disorder subjects who were evaluated 0-2 and 28 Antisocial Personality Disorder subjects who were evaluated 3-4 levels according to Taylor's violence rating scale constitute low violence group and severe violence group. Temperament and Character Inventory scores of both groups of Antisocial Personality Disorder subjects and healthy control subjects who were matched for age and education level to Antisocial Personality Disorder group were compared. Results: In temperament dimensions of Temperament and Character Inventory, severe violence Antisocial Personality Disorder group have higher scores in novelty seeking and lower scores in harm avoidance and reward dependence than low violence Antisocial Personality Disorder group and control group. In character dimensions of Temperament and Character Inventory severe violence Antisocial Personality Disorder group have lower scores in self directedness than control groups and lower scores in cooperativeness than low violence of Antisocial Personality Disorder and control groups. Conclusion: It was evaluated that severe violence Antisocial Personality Disorder subjects differed from low violence Antisocial Personality Disorder subjects in temperament and character dimensions. This difference is concurrence with results of previous studies.

4.
Bağımlılığı Olan Hastalarda Servis Ortamı ve Tedavi Motivasyonu İlişkisinin İncelenmesi
Investigation of Relationship Between Ward Atmosphere and Treatment Motivation in Patients with Dependence
Ayşegül Savaşan
Sayfalar 119 - 126
Amaç: Servis ortamı, diğer tedavi yöntemlerinin tedavi edici etkilerini azaltan yada artıran önemli bir faktördür. Tedavi motivasyonu, tedaviye cevap vermeyi ve istenen tedavi sonuçlarını destekleyen önemli bir unsur olarak görülmektedir. Bu çalışma, servis ortamının tedavi motivasyonuna etkisini belirlemek amacıyla yapılmış, tanımlayıcı bir araştırmadır. Yöntem: Çalışmaya AMATEM'de yatarak tedavi gören 82 hasta katılmıştır. Veriler, birey tanıtım formu, Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) ve Servis Ortamı Ölçeği (SOÖ) Form-R ile toplanmıştır. Bulgular: SOÖ'nin alt ölçek puan ortalamaları şöyledir: Katılım 6.5±2.01, Destek 8.23±1.63, Spontanlık 4.84± 1.23, Otonomi 4.57±1.38, Pratik Yönelim 7.54±1.57, Kişisel Sorun Yönelimi 5.29±1.7, Öfke ve Agresyon 3.1 7±1.5, Düzen ve Organizasyon 8.79±1.21, Programın Açıklığı 7.46+1.14, Çalışanların Kontrolü 7.34±1.13. TMA'nin alt ölçek puan ortalamaları: içsel Motivasyon 49.31 ±5.83, Dışsal Motivasyon 11,26±2.95, Kişilerarası Yardım Arama 23.59±4.37, Tedaviye Güven 21,34±3.372'dir. Toplam ölçek puan ortalaması ise 105.52±11,22'dir. SOÖ alt ölçek puan ortalamaları ile tedavi motivasyonu arasındaki ilişkiler incelendiğinde, kişisel sorun yönelimi ile içsel motivasyon, kişilerarası yardım arama ve toplam tedavi motivasyonu arasında; spontanlık ile içsel motivasyon ve toplam tedavi motivasyonu arasında; otonomi ile dışsal motivasyon arasında; programın açıklığı ile tedaviye güven arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Kişisel sorun yönelimi ve otonominin geliştirilmesi, tedavi programının açıklığına önem veren girişimlerde bulunulması, hastaların tedavi motivasyonlarını artıracaktır.
Objectives: Ward Atmosphere is an important element which decreases or increases terapeutic efect of other treatment methods. Treatment motivation has been viewed as a crucial element promoting client responsiveness to treatment and favorable treatment outcomes. In this descriptive study, it's aimed to investigate the relationship between treatment motivation and perceptions of ward atmosphere. Method: The study was conducted with 82 patients who hospitalized in the Alcohol and Drug Research, Treatment and Education Center in Izmir. Data was collected with Personal Information Form, Treatment Motivation Questionnaire (TMQ) and Ward Atmosphere Scale-Form R. Results: Ward Atmosphere Scale point means were 6.5±2.01 for Involvement; 8.23±1.63 for Support; 4.84±1.23 for Spontaneity; 4.57±1.38 for Autonomy, 7.54±1.57 for Practical Orientation; 5.29±1.7 for Personal Problem Orientation; 3.17±1.5 for Anger and Aggression, 8.79±1.21 for Order and Organization, 7.46±1.14 for Program Clarity; 7.34±1.13 for Staff Control. TMQ point means were 49.31 ±5.83 for Internalized Motivation; 11,26±2.95 for External Motivation; 23.59±4.37 for Interpersonal-helpseeking; 21.34±3.372 for Confidence-in-treatment; 1 05.52±11.22 for total motivation for treatment. There is a positive correlation between personal problem orientation and internalized motivation, interpersonal- help-seeking, total motivation for treatment. There is a positive correlation between spontaneity and internalized motivation, total motivation for treatment. Also, there is a positive correlation between autonomy and external motivation; between program clarity and confi- dence-in-treatment. Discussion: Developing personal problem orientation and spontaneity and interventions for program clarity will increase motivation for treatment.

5.
Aile İşlevi ile Psikolojik Belirtiler Arasındaki İlişki: Erken Dönem Uyum Bozucu Şemaların Aracı Rolü
The Relationship Between Family Dysfunction and Psychological Symptomatology: The Meditating Role of Early Maladaptive Schemas
Emine Gül Kapçı, Zeynep Hamamcı
Sayfalar 127 - 136
Amaç: Son yıllarda bilişsel terapi yaklaşımında, danışanların değerlendirilmesinde ve tedavisinde, şema ya da temel inanç olarak adlandırılan temel bilişsel yapılar üzerinde durulmaktadır. Şema terapinin kurucusu Young temel bilişsel yapılar olarak "erken dönem uyumsuz şemalar" kavramını önermektedir. Bu araştırmada ise algılanan aile işlevi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide erken dönem uyum bozucu şemaların aracı rolü incelenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 241 kız ve 111 erkek olmak üzere 352 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır Veriler Aile Değerlendirme Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Young Şema Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: Regresyon analizleri sonucunda, aile işlevlerinin duygusal yalıtılmışlık, zedelenmiş sınırlar, yetersizlik ve adil-sorumlu-kaygılı şema alanlarını yordadığı bulunmuştur. Aile işlevleri kontrol edildiğinde, dört şema alanının her biri psikolojik belirtileri yor- damıştır. Young Şema Ölçeği'nin yalnızca duygusal yalıtılmışlık şema alanının algılanan aile işlevi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide aracı bir rolü olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Sonuçlar, bilişsel terapi ve olumsuz aile işlevleri ile erken dönem uyumsuz şemaların psikolojik belirtilerle ilişkisi açısından tartışılmıştır.
Objectives: In the last decade, identification and modification of basic cognitive structures which were named with core beliefs or schemas by different theoreticians, have been emphasized in cognitive-behavioral therapy. Young, the founder of schema focused approach, proposed the Early Maladaptive Schemas as the deepest level of cognition, and Early Maladaptive Schemas refer to extremely stable and enduring themes that develop during childhood and elaborated upon throughout an individual's lifetime. Young argued that psychopathology arises from the development and maintenance of the Early Maladaptive Schemas. Most of chronic patients have more than one of these core schemas. The present study aimed to examine the hypothesis that Early Maladaptive Schemas serve as a mediator variable in the relationship between family dysfunction and psychological symptoms. Method: A total of 352 university students (female=241; male=111) filled in self-report instruments of the Family Assessment Device, the Brief Symptom Inventory and the Young Schema Questionnaire-Short form. Results: Regression analyses demonstrated that family dysfunction predicted emotional isolation, impaired limits, insufficiency and fair- responsible-anxious sub-schemas of the the Young Schema Questionnaire. In turn, these four schemas were found to predict psychological symptoms as measured by the Brief Symptom Inventory. Only the emotional isolation subscale of the Young Schema Questionnaire was found to serve as a mediator variable between the family dysfunction and psychological symptomatology. Conclusion: Findings were discussed in relation to cognitive therapy, family dysfuntion and the relationship between Early Maladaptive Schemas and psychological symptomatology.

DERLEME
6.
Uğraş Terapisi (Ergoterapi)
Occupational Therapy (Ergotherapy)
Alev Büyükkınacı
Sayfalar 137 - 142
Bu gözden geçirme çalışmasının amacı Türkiye'de hız kazanan şizofreni gibi kronik ruhsal hastalıklara yönelik rehabilitasyon uygulamaları için uğraş terapisinin tanıtılması ve bu alanda yapılmış çalışmalarla uğraş terapisinin Avrupa ve Amerika'daki uygulamalarını tanımlamaktır. Bu amaçla uğraş terapisinin nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği, nasıl ve ne süreyle eğitim alındığı ve bu konuda yapılmış çalışmalar incelenmiştir. Bu gözden geçirme çalışması için uğraş terapisi üzerine yazılmış kitaplar incelenmiş ve bu alandaki çalışmalar pubmed ve medline taranarak belirlenmiştir. Bu tarama için 'occupational therapy' ve 'ergotherapy' anahtar kelimeleri kullanılmıştır. Uğraş terapisi Avrupa ve Amerika'da nöroloji, ortopedi, romatoloji, çocuk hastalıkları, psikiyatri, geriatri gibi alanlarda rehabilitasyon amacıyla uzun zamandır kullanılan, yaygın bir yöntemdir. Uğraş terapisinin temel amaçları kişileri günlük yaşam aktivitelerine katılımlarını sağlamak ve bu aktivitelerin rehabilitasyon için kullanılmasıdır. Uğraş terapisinin uygulanma sürecinde değerlendirme, uğraş terapisi tanısı, planlama, uygulama ve yeniden değerlendirme hizmetleri sunulur. Bu alanda ülkeler arasında bazı farklılıklar olsa da 3-4 yıllık eğitimler verilmektedir. Uygulamayla ilgili yapılan çalışmalar ise uğraş terapisinin kişilerin sosyal alanda gelişmesine katkıda bulunduğunu göstermiştir. Uğraş terapisini en kısa zamanda Türkiye'de de rehabilitasyon alanında kullanılması için gerekli girişimlerin yapılması, kronik ruhsal hastalığı olanlar için ve rehabilitasyon uygulamalarının geleceği için önemli görünmektedir.
The aim of this review is to introduce occupational therapy for rehabilitation of chronic mental disorders like schizophrenia which is speeding up in Turkey and to define applications of occupational therapy in Europe and America by using published papers on this issue. For that reason, how occupational therapy started and developed,how long education for occupational therapy lasts and what it contains and the studies published on this issue are investigated and outlined For this review, published books on occupational therapy were used and the studies published on this issue were scanned by using pubmed and medline. Fort this scanning, 'occupational therapy1 and 'ergotherapy' key words were used. Occupational therapy is an old and widely used instrument for rehabilitation in neurology, orthopedics, reumatology, child diseases, psychiatry and geriatrics in Europe and United States.The main aims of occupational therapy are to help patients join daily life activities and to use these activities for rehabilitation. In the process of occupational therapy, evaluation, occupational therapy diagnosis, planning, application and reevaluation services are offered. Despite the minor differences between countries, education of this profession lasts 3-4 years. And the studies published on its applications showed that occupational therapy contributes the improvements in social area. It seems, is important to make appropriate interventions to use occupational therapy in rehabilitation field in Turkey as soon as possible for both patients with chronic mental disorders and the future of rehabilitation applications.

OLGU SUNUMU
7.
EMDR Fibromiyalji Tedavisinde Yeni Bir Seçenek Olabilir mi? Olgu Sunumu ve Gözden Geçirme
EMDR: A New Choice of Treatment in Fibromyalgia? A Review and Report of a Case Presentation
Önder Kavakçı, Ece Kaptanoğlu, Nesim Kuğu, Orhan Doğan
Sayfalar 143 - 151
Fibromiyalji Sendromu (FMS) etyolojisi belli olmayan yaygın vücut ağrıları, belirli anatomik bölgelerde hassasiyet, azalmış ağrı eşiği, uyku bozuklukları, yorgunluk ve sıklıkla psikolojik sıkıntı ile karakterize eklem dışı romatizmal bir hastalıktır. FMS'de psikiyatrik komorbidite yüksektir ve son zamanlarda FMS ve psikolojik travma ilişkisini gösteren yayınlar artmaktadır. Bu olgu sunumunun amacı psikolojik travmaya yönelik bir tedavinin FMS'nin belirtilerini yatıştırıp yatıştırmayacağını değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) kliniğinden ilaç tedavisine iyi yanıt vermemiş FMS tanısı konulan bir hastada önce travma yaşantısı olup olmadığı değerlendirilmiş, ardından saptanan travmalarına yönelik göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR: Eye Movement Desensitization and Reprocessing) uygulanmıştır. Hasta; Beş yıldır şikâyetleri olan 34 yaşında, evli, kadın, ilaç kullanmıyor. Visuel Ağrı Skalasında (VAS) ağrı düzeyi 9-10, hassas nokta sayısı 15/18 olarak belirlendi. Beck Depresyon Ölçeği puanı (BDÖ) 22 ve Foa Travma Değerlendirme Ölçeği (TDÖ) puanı 41 olarak saptandı. EMDR tedavisi sonrasında; VAS 3, hassas nokta sayısı 11/18, TDÖ 6, BDÖ puanı 2 olarak bulundu. Hastanın 3 ve 6 aylık takipte iyilik halinin sürdüğü tespit edildi.Bu olgunun travmalarına yönelik tedavi uygulanması sonrasında hem psikiyatrik hem de somatik yakınmalarında belirgin düzelme görülmüş ve bu iyileşmenin olası mekanizmaları tartışılmıştır. FMS'li olgularda travmatik deneyimlerin aranması ve EMDR veya başka travma yönelimli yaklaşımların uygulanması olumlu sonuçlar verebilir.
Fibromyalgia syndrome (FMS) is a nonarticular rheumatic disease with unknown etiology and is characterized by widespread pain, increased tenderness in some anatomical regions, increased pain sensitivity, sleep disorders, fatigue and frequently by psychological distress. Psychiatric comorbidity is high in FMS and reports denoting to relationship of FMS and psychologial trauma have increased recently. We aimed to assess whether or not a treatment modality concerning trauma can alleviate symptoms of FMS. One of the FMS patients who was admitted to the outpatient department of Physical Medicine and Rehabilitation was randomly assigned to the present study. After that, assessed whether patients's traumatic experiences, and the Eye Movement Desensitization and Reprocessing (EMDR) therapy was performed to the patient. A thirty-four year old female married patient, had symptoms of FMS for five years. She was not on any medication. Intensity of her pain was identfied as 10 by visuel analog scale (VAS), tender point count was 15 out of 18 and the scores of Beck Depression Scale (BDS) and The Post Traumatic Diagnostic Scale (PDS) were 22 and 41, respectively. After the EMDR treatment VAS score was 3, tender point count was 11 and the scores of BDS and PDS were 2 and 6, respectively. The recovery was sustained at the 3rd and 6th months of follow up. In this case, we observed amelioration in both psychiatric and somatic symptoms of the patient after EMDR therapy and we discussed the possible mechanisms of this recovery. Searching for traumatic experiences and treating those traumas in FMS patients by EMDR or similar methods may result in favourable results.

 
 
Copyright © 2020 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale