ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 13 (2)
Cilt: 13  Sayı: 2 - 2010
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Şizofrenide Cinsel İşlev Bozuklukları: Kesitsel Bir Değerlendirme
Sexual Dysfunction in Schizophrenia: A Cross-Sectional Evaluation
Soner Çakmak, Gonca Karakuş, Yunus Emre Evlice
Sayfalar 55 - 64
Amaç: Bu çalışmanın amacı psikotik bzukluk birimimizde düzenli olarak izlenmekte olan şizofreni hastaları arasında cinsel işlev bozukluğu yaygınlığını ve bunun klinik ve sosyodemografik değişkenler, antipsikotik ilaçların yan etkileri ile ilişkisini araştırmaktır. Yöntem: Şizofreni tamlı kırküç hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların sosyodemografik ve klinik değişkenleri hasta kayıt formu kullanılarak toplandı. Cinsel işlev bozuklukları Golombok- Rust Cinsel doyum ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %74'ü erkekti. Ortalama yaşları 42.8±9.95 idi. Hastaların %74.4'ünde cinsel ilişki sıklığı; %48.8'inde cinsel iletişim; %27.9'unda cinsel doyum; %48.8'inde kaçınma; %4.65'inde dokunma alanlarında sorun belirlenmiştir. Tartışma: Çalışma bulgularımız bu alanda literatürde yayınlanmış çalışmalarla benzerdir. Şizofreninin yaşa boyu seyri ve işlevsellikte yaptığı bozulmaya ek olarak hastalığın doğal seyrine ve kullanılan ilaçlara bağlı olarak cinsel işlevlerde ciddi problemler vardır. Cinsel işlev bozukluğu yaygınlığını artırıp, dolayısıyla yaşam kalitesini azaltan ve ilaç uyumunu bozan çok sayıda faktör vardır. Klinisyen tarafından bu konunun hastalarla konuşulması, sorun kaynaklarının belirlenerek azaltılması hastaların yaşam kalitesi ve tedaviye uyum açısından yararlı olacaktır.
Objective: Aim of this study was to investigate the prevalence of sexual dysfunction and associated clinical and sociodemographic variables and sexual side effects of antipsychotic drugs among patients with schizophrenia who are regularly followed in psychotic disorders outpatient unit. Method: Forty three patients with schizophrenia were recruited among outpatients of Psychotic Disorders Unit. A patient registry form was used to collect sociodemographic and clinical variables. Sexual dysfunction was evaluated by using Turkish version of Golombok-Rust Sexual Satisfaction Inventory. Results: Seventy-four percent were male. Mean age was 42.80±9.95 years. Problem in sexual intercourse frequency was 77.4%; problem in communication during sex was 48.8%; problem in sexual satisfaction was 27.9 %; problem in sexual aversion was 48.8 % and problem in sexual contact was 4.65 % among patients with schizophrenia. Conclusion: Results of our study is similar to the relevant literature. In addition to a life-long course and impairment of functionality in patients with schizophrenia, there are a variety of serious problems in sexual functionality due to both natural course and applied pharmacotherapy. There are many factors increasing the frequency of sexual dysfunction, and thus decreasing the quality of life and causing incompliance to drug usage. Clinician should talk to their patients on this topic to pinpoint the source of the problem and to minimize them, to enhance the quality of life and treatment compliance.

2.
Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tamlı Bireylere Verilen Psikoeğitimin Tedavideki Etkinliğinin ¦ İncelenmesi
The Efficacy of Psychoeducation as an Adjuvant Therapy in Generalized Anxiety Disorder
Havva Gezgin, Olcay Çam, Mustafa Karademir
Sayfalar 65 - 76
Amaç: Araştırma, İzmir Asker Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvurup muayene olan ve "nevrotik kişilik özelliği zemininde orta düzeyde yaygın anksiyete bozukluğu" tanısı alan bireylere verilen psikoeğitimin tedavideki etkinliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine Mart-Nisan 2009 arasında başvuran hastalar araştırmanın evrenini, yaş, eğitim durumu, meslek ve daha önce yaygın anksiyete bozukluğu tanısı almayan hastalar (30 kontrol 30 deney grubu toplam 60 kişi) örneklemi oluşturmuştur. Araştırma, öntest-sontest kontrol gruplu araştırma modeline göre desenlenmiş yarı deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Veriler, 13 sorudan oluşan Tanıtıcı Bilgi Formu, Spielberger Sürekli- Durumluk Kaygı Envanteri ve Psikoeğitim Sonrası Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki bireylerin anksiyete düzeyleri belirlenerek psikoeğitim programına alınmıştır. Eğitimler sonunda ilacı önerildiği gibi kullanıp kullanmama, ilacı bırakıp bırakmama durumu, ilaç yan etkileri ile ilgili yaşadığı sıkıntılar ve işlevselliği yüzyüze görüşme yöntemiyle doldurulan formla değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde sayı ve yüzde analizleri ile Independent t testi, ki- kare testleri, Paired Simple T test kullanılmıştır. Bulgular: Deney grubuna verilen psikoeğitimin bireylerinx ilaca devam etme durumlarını arttırdığı, ilacı bırakmalarını engellemeye yardımcı olduğu ve durumluluk-süreklilik anksiyete düzeylerini düşürdüğü görülmüştür. Sonuç: Eğitim içerikleri ile durumluluk ve süreklilik anksiyete düzeyi birlikte değerlendirildiğinde ikinci oturumda verilen bireyin hastalığına yönelik içgörü kazandırmaya yönelik eğitimden hastaların daha çok fayda gördüğü değerlendirilmiştir.
Objective: The aim of the study was to understand the effects of psychoeducation in patients, who were admitted to Izmir Military Hospital psychiatry department and were diagnosed as "moderate Generalized Anxiety Disorder" with neurotic personality traits. Method: Participants who were admitted between March-April 2009 were selected as study group without considering their age, education, and occupation (30 participants were assigned to experimental group and 30 to control group). These participants had not been diagnosed as generalized anxiety disorder previously. This research has been conducted with a quasi-experimental method with pretest-posttest control groups. Data were collected by using an evaluation form with 13 questions prepared by the researcher, Spielberg state-trait anxiety inventory and a post-psycho-education evaluation form. The experimental group has been taken into psychoeducation program after determining their anxiety levels. At the end of the psychoeducation program the experimental group was evaluated by a face to face interview form to assess whether they used their treatments as prescribed, whether they quitted pharmacologic treatment and for assessing the side effects of treatment and their functionality. Data of sociodemographic features and scores of the scales used were analyzed with Independent t test, chi-square test and Paired Simple T test. Results: It was seen that, with psycho education of the experimental group, drug compliance have increased and discontinuation to pharmacological treatment rates and also levels of state & trait anxiety have decreased. Conclusion: When psychoeducational content is assessed together with state & trait anxiety levels, results show that patients gain more benefit on the second session which aims to give insight to patients about their illnesses.

3.
Ergenlerde Öznel İyi Oluşu Artırma Stratejilerini Kullanma ile Akademik ¦ Motivasyon Arasındaki İlişki
The Relationship Between Using of Subjective Well Being Increasing Strategies and Academic Motivation in Adolescence
AN Eryilmaz
Sayfalar 77 - 84
Amaç: Günümüz psikoloji literatüründe, araştırmacılar pozitif psikolojinin verilerinden faydalanarak, çocukların ve ergenlerin ruh sağlıklarını artırıcı çalışmalar üzerine yoğunlaşmaktadırlar. Öznel iyi oluşu artırma stratejileri ve akademik motivasyon, psikolojide ele alınan iki önemli konu alanıdır. Bu çalışmanın amacı, ergenlerin öznel iyi oluşu artırma stratejilerini kullanmaları ile akademik motivasyon arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya Ankara Keçiören İlçesinde lise eğitimi gören 14-16 yaşları arasındaki 122 kız (%51.7) ve 114 (%48.3) erkek olmak üzere toplam 236 ergen katılmıştır. Çalışmada Ergenler İçin Öznel İyi Oluşu Artırma Stratejileri Ölçeği ve Akademik Motivasyon Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde basit doğrusal regresyon analizi yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre, içsel ve dışsal motivasyonun, öznel iyi oluşu artırma stratejilerini kullanma ile anlamlı düzeyde ve pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Motivasyonsuzluk ile öznel iyi oluşu artırma stratejilerini kullanma arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Ergenlerin öznel iyi oluşu artırma stratejilerini kullanmalarında içsel ve dışsal olarak motive olmaları önemlidir.
researchers' stress on the importance of the advancement of positive mental health and adjustment in adolescents, in addition to traditional emphasis on the treatment of accomplished psychological disorders. Subjective well-being increasing strategies and academic motivation are the most important study areas of psychology. This study examines the association between motivation and subjective well-being increasing strategies among Turkish adolescents. Method: This study is carried out following the scanning model. The participants of the study include a total of 236 adolescents (114 male and 122 female). The ages of them range between 14 and 16. The data of the study were obtained through the use of the following scales: Subjective Well- Being Increasing Strategies Scale for Adolescents and Academic Motivation Scale. The data were analyzed through the use of simple regression analysis method. Results: The findings obtained indicate that subjective well being increasing strategies, intrinsic and extrinsic motivations have moderate positive relationships. There is no relationship between using of subjective well being increasing strategies and amotivation. Discussion and Conclusion: The findings of the study suggest that there is a statistically significant relationship between using of subjective well-being increasing strategies and academic motivation of adolescents. Using the findings of this study may be functional in the professions of psychiatry, clinical psychology, psychological counseling and social services, which all help adolescents clinically. For instance, programs to boost the subjective well-being of adolescents may be designed.

DERLEME
4.
Farkındalık Temelli Terapiler ve Terapötik Süreçler
Mindfulness Based Therapies and Therapeutic Processes
Pelin Devrim Çatak, Kültegin Ögel
Sayfalar 85 - 91
Farkındalık (mindfulness), dikkatin şimdiki ana yöneltilerek, anlık deneyimlerin yargılanmadan ve kabullenmeyle gözlemlenmesine dayanmaktadır. Farkındalık, otuz yıla yakın bir süredir Batı'daki psikoterapi yaklaşımları içerisinde bir terapi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Kökenleri Doğu'nun kişisel gelişim pratiklerine dayanan farkındalığı, psikolojik süreçler temelinde açıklamaya çalışan pek çok çalışma olduğu görülmektedir. Farkındalıkla ilgili araştırmaların bir bölümü Farkındalık Temelli Terapilerin etki mekanizmalarına yöneliktir. Üst biliş, duygulanım düzenleme, dikkat düzenleme ve içsel maruz bırakma Farkındalık Temelli Terapilerin içerdiği değişim mekanizmaları olarak önerilmiştir. Farkındalığı üstbilişsel bir bilgi işlemleme süreci olarak ele alan görüşlerde, farkındalığın içerdiği bilişsel uzaklaşma yoluyla, işlevsiz üst biliş inanışlarının etkisinin azaldığı belirtilmektedir. Farkındalığın duygulanım düzenleme üzerindeki olumlu etkileri Farkındalık Temelli Terapi uygulamalarına önemli bir etki mekanizması olarak ortaya çıkmaktadır. Farkındalığın duygulanımsal toleransı ve işlevsel duygulanım düzenlenmesini desteklediğini belirten görüşler bulunmaktadır. Şimdiki ana odaklanmış dikkatin, farkındalığın temel bileşenlerinden olduğu düşünülmektedir. Farkındalığın dikkat süreçleri üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalarda, farkındalık ile dikkat bileşenleri arasında ilişki bulunduğu görülmüştür. Olumlu veya olumsuz tüm içsel yaşantılara yönelimi içeren farkındalığın, içsel maruz bırakma yöntemiyle benzer etki mekanizmasına sahip olduğu düşünülmektedir. Farkındalığın bilişsel ve duygulanımsal süreçlerle ilişkisini açıklayan pek çok görüş ve bulgu ortaya konulduğu görülmektedir. Anılan bulgular farkındalığın operasyonel düzeyde tanımlanması ve Farkındalık Temelli Terapilerin etkililiğinin yükseltilmesi açısından önemli bir adımdır. Anahtar Sözcükler: farkındalık, üst biliş, dikkat, duygu düzenleme, maruz bırakma.
Mindfulness is based on focusing attention to present moment and observing present moment experiences in a non-judgmental and accepting way. Mindfulness has been applied as a therapy method in Western psychotherapy practice for almost thirty years. While mindfulness stems from Eastern contemplative practices, a number of studies had investigated the psychological processes underlying mindfulness. Some of these studies focused on explaining the change mechanisms through which mindful ness-based interventions have their therapeutic effects. Meta-cognition, emotion regulation, attention regulation and interoceptive exposure have been suggested as change mechanisms involved in mindfulness based therapies. The notion explaining mindfulness as a meta-cognitive information processing asserts that the decentering involved in mindfulness decreases the effects of maladaptive meta-cognitive beliefs. The incremental effect of mindfulness on emotion regulation is another proposed effect mechanism in mindfulness-based interventions. This view suggests that mindfulness supports emotional tolerance and adaptive emotion regulation. The present-focused attention is regarded as a fundamental component of mindfulness. In studies investigating the effects of mindfulness on attentional processes, relationships have been found between mindfulness and the components of executive attention. It has also been proposed that interoceptive exposure technique and mindfulness operate through a similar therapeutic mechanism since mindfulness involves orientation towards all negative and positive subjective experiences. A number of views have been proposed regarding the relation between mindfulness and cognitive and emotional processes and the findings supported the effects of mindfulness on these processes. This is an important step towards explaining mindfulness on an operational level and increasing the effectiveness of mindful ness-based interventions.

OLGU SUNUMU
5.
Kleine-Levin Sendromu: Bir Olgu Sunumu
The Kleine-Levine Syndrome: A Case Report
Hasan Karadağ, Sibel Örsel, Hakan Türkçapar
Sayfalar 92 - 96
Kleine-Levin sendromu periyodik hipersomnia, mental bozukluklar, hiperfaji ve hiperseksüalite gibi davranış bozuklukları ile karakterize nöropsikiyatrik bir hastalıktır. Sendrom ataklar halinde seyreder, ani olarak başlar ve sonlanır, birkaç gün ile birkaç hafta arası sürer. KLS çok nadir görülmekle birlikte yaygınlığı bilinmemektedir. En sık 16-20 yaşlarında görüldüğü ve daha çok erkek cinsiyeti etkilediği bildirilmektedir. Etiyopatogenezi bilinmemektedir. Hipotalamik, serotonerjik ve dopaminerjik yolaklardaki disfonksiyonun KLS zemininde yer aldığı ileri sürülmektedir. Epizotlar genellikle bir viral enfeksiyonu, kafa travmasını veya psikojenik stresi takiben aniden başlayabilir. Epizotlar arasında uyku bozukluğu görülmez, hastalar fiziksel ve mental olarak normaldir. Literatürde epizot sıklığı ile ilgili olarak kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte, yılda ortalama iki -oniki epizot geçiren olgular bildirilmektedir. KLS için objektif tanı ölçütler bulunmamaktadır. Literatürdeki hastaların elek- troensefalografik ve polisomnografik çalışmaları özgün değişiklikler içermemektedir. Bu tanıyı alan pek çok hasta uluslararası uyku bozuklukları sınıflandırmasının tanı için gerekli olan kriterlerini tam olarak karşılamamaktadır. Son yıllarda hipersomniaya davranış bozukluklarının eşlik etmediği formlarının da olduğu gösterilmiştir. Bu makalede kliniğimizde izlenen, son 5 yılda 8 hipersomnia atağıyla birlikte büyüme hormonu ve kortizol yüksekliği saptanan, davranış bozukluklarının eşlik etmediği 22 yaşındaki kadın hastanın klinik tablosu "monosempto- matik/ atipik Kleine-Levin Sendromu" çerçevesinde tartışılacaktır.
Kleine- Levin syndrome is a neuropsychiatric illness, characterised by recurring episodes of hypersomnia, mental disturbances and abnormal behaviour including hyperfa- gia and hypersexuality. The episodes start suddenly and continue during few days to a few weeks. KLS is a rare syndrome but we don't know its prevalence. The syndrome is seen often between 16-20 ages and effects males more. Ethiopathogenesis is not clear. It is hypothesized that dysfunction of the hypothalamic, serotonergic and dopaminergic pathways are related with KLS. The episodes generally start suddenly after a viral infection, head injury or sometimes after a psychological stress. Between the episodes, there is no sleep disturbance and patients are physically and mentally normal. There is not a certain data on frequency of episodes but according to several case reports there are mean 2-12 episodes per year. There is no objective diagnostic criterion. EEG and PSG studies don't include specific features. A lot of KLS patients don't meet the criteria of the international sleep disorder classification. İn recent years, shown that the hypersomnia form is not associated with behavioural disorders. In this report we are discussing a 22 years old female outpatient, who has eight hypersomnia episodes without behaviour abnormality in past five years and has elevated growth hormone and elevated cortisole levels, in the context of "monosympto- matic/atypical kleine-Levin syndrome".

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale