ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 12 (4)
Cilt: 12  Sayı: 4 - 2009
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Şizofreni Tanılı Hastaların Çocuklarında Dikkat, Bellek ve Yürütücü İşlevler
Attention, Memory and Executive Functions in the Offspring of Schizophrenic Patients
Şahika Gülen Şişmanlar, Ayşen Coşkun, Belma Ağaoğlu, Işık Karakaya, Cavit Işık Yavuz
Sayfalar 161 - 171
Amaç: Çalışmamızda şizofreni tamlı hastaların çocuklarında dikkat, bellek ve yürütücü işlevlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma grubunu ebeveynleri şizofreni tanısı almış, 8-15 yaş arasındaki, yüksek risk taşıyan 27 çocuk; kontrol grubunu ise ebeveyn ve birinci derecede akrabalarında psikotik bozukluk öyküsü bulunmayan 23 çocuk oluşturmuştur. Şizofreni tamlı ebeveynler SCID-I ile değerlendirilmiş, kontrol grubundaki çocukların ebeveynleri ile klinik görüşme yapılarak SCL-90-R uygulanmıştır. Çocuklardaki ruhsal değerlendirmede DSM-IV'e dayalı klinik görüşme yapılmış ve ebeveynlere Gadow ve Sprafkin Belirti Tarama Envaneri-4 verilmiştir. Tüm çocuklara Wechsler Çocuklar için Zeka Testi Geliştirilmiş Formu (WISC-R), Bender Gestalt Görsel Motor Algı Testi, California Sözel Öğrenme Testi - Çocuk Versiyonu (CSÖT-Ç), Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET), Stroop Resim Kelime Testi, Kategori Adlandırma Testi ve Weschler Bellek Ölçeği'nin Görsel Anlık Bellek Uzamı Alt Testi uygulanmıştır. Bulgular: Yüksek risk grubundaki çocuklar yürütücü işlevler, sözel bellek ve öğrenme testlerinde kontrol grubuna kıyasla daha düşük performans sergilemişlerdir. Performans düşüklüğü WKET'nin “tamamlanan kategori sayısı", CSÖT- Ç'nun "Liste-1/5" ve "Uzun Gecikmeli İpucuyla Hatırlama" alanlarında istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşırken; çocukların taşıdıkları ruhsal hastalık tanıları kontrol altına alınarak bu testlerde değerlendirme yapıldığında, CSÖT- Ç'ndan elde edilen puanlarda gruplar arasındaki farkın ortadan kalktığı görülmüştür. Sonuç: Yüksek-risk grubundaki çocukların yürütücü işlevlerde daha düşük performans göstermesi, şizofreni etyolojisinde nöro- gelişimsel varsayımı desteklemektedir.
Objective: The purpose of this study was to examine the attention, memory and executive functions in the offspring of patients with schizophrenia. Method: Twenty- seven high-risk children of patients with schizophrenia aged between 8-15 years; and 23 children who did not have family history of psychotic disorder were enrolled. Patients with schizophrenia were evaluated using SCID-I. Parents of children in the control group filled SCL-90-R and were evaluated by clinical interview to rule out any psychotic disorder. The diagnoses of psychiatric disorders in all children were established by DSM-IV-based clinical interviews with children and their parents. All children underwent a neuropsychological battery composed of WISC-R, Bender Visual - Motor Gestalt Test, California Verbal Learning Test - Children Version (CVL.T- C), Wisconsin Card Sorting Test (WCST), Stroop Color and Word Test, Category Naming Test, and Visual Memory Span Subtest of Wecshler Memory Scale. Results: The high-risk children possessed impaired performance on the tasks of executive functioning, verbal memory and learning. In the high-risk group impairment was significant on "List-1/5", "long delayed cued recall" (CVL.T-C) and "categories achieved" (WCST) scores, but when psychiatric disorders were controlled, statistical difference between groups on CVL.T-C disappeared. Conclusion: In our study, decreased performance of high-risk group in executive functioning may support neurodevelopmental hypothesis in the etiology of schizophrenia.

2.
Anksiyete Bozukluğu Olan Ergenlerde Bilişsel Hatalar
Cognitive Errors in Adolescents with Anxiety Disorders
Yağmur Suadiye, Arzu Aydın
Sayfalar 172 - 179
Amaç: Anksiyete bozuklukları, çocuk ve ergenlerde görülen en yaygın ve gerek kısa gerekse uzun dönemde sosyal ve akademik problemler üzerinde önemli etkilere sahip olan psikiyatrik bozukluklardan biridir. Bilişsel modeller anksiyete bozukluklarının hatalı, yanlı ya da olumsuz düşünme biçimleri ve yanlı bilgi işleme süreçlerinden kaynakladığı şeklindeki varsayımlara odaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı ergenlerde anksiyete ile olumsuz bilişsel hatalar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Çalışma grubu Mersin Üniversitesi Hastanesi çocuk psikiyatrisi kliniğine başvuran, anksiyete bozukluğu olan 12-17 yaş arası 30 (18 kız + 12 erkek) ergenden oluşmaktadır. Kontrol gruplarından birincisi (G2), DEHB veya davranım bozukluğu olan yaşları 12 ile 17 arasında değişen 30 (11 kız + 19 erkek) ergenden oluşurken ikinci kontrol grubu (G3), herhangi bir psikiyatrik tanı almamış 12-17 yaş arası 35 (21 kız + 14 erkek) ergenden oluşmuştur. Verilerin elde edilmesinde Çocuklar için Olumsuz Bilişsel Hatalar Ölçeği (ÇOBHÖ), Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri sürekli kaygı formu (STAI-C) kullanılmıştır. Bulgular: istatistiksel analizler, sadece felaketleştirme ve aşırı genelleme için grup ve cinsiyet temel etkileri ile grupxcinsiyet etkileşim etkisinin anlamlı olduğunu göstermiştir. Seçici soyutlama için grup ve cinsiyet temel etkileri anlamlıdır. Bununla birlikte kişiselleştirmede cinsiyetin temel etkisi ve grup x cinsiyet etkileşim etkisi anlamlı bulunmamıştır. Cinsiyet açısından yapılan karşılaştırmalar kızların felaketleştirme, aşırı genelleme ve seçici soyutlama puanlarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Kişiselleştirme puanlarında cinsiyetler arası anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Çocuk ve ergenlerde anksiyete ve özgün bilişsel süreçler arasındaki ilişkiler konusunda yapılacak kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objectives: Anxiety disorders are among the most common psychiatric disorders in the general child and adolescent population and may have significant impact on immediate and long-term social and academic problems. Cognitive models focus on the hypothesis that anxiety disorders can stem from faulty, biased, or negative ways of thinking and the biased processing of information. The purpose of this study was to evaluate the relation between negative cognitive errors and anxiety in adolescents. Method: This study group consisted of 30 cases with anxiety disorders (18 girls+12 boys) between the ages of 12-17 years who were referred to Mersin University Hospital child psychiatry clinic. The first control group consisted of 30 adolescents (11 girls+19 boys) between the ages of 1 2-17 years who had ADHD and conduct disorder diagnoses and the second control group consisted of 35 adolescents (21 girls+14 boys) between the ages of 12-17 years who did not have any psychiatric diagnoses. Data was collected by Negative Cognitive Errors Questionnaire (CNCEQ) and State-Trait Anxiety Inventory for Children- trait anxiety (STAI-C). Results: The statistical analyses revealed significant main effects of group and gender and the interactions groupxgender for only catastrophizing and over generalizing. Group and gender main effects were significant for the selective abstraction. However gender main effect and group x gender interactions were not significant for personalizing. The gender comparisons revealed that the girls had higher catastrophizing, over generalization and selective abstraction scores. No significant gender difference was found in personalizing scores. Conclusion: Further research on the relation between anxiety and specific cognitive processes for children and adolescents is necessary.

3.
Subklinik Hipotiroidili Hastalarda Tiroid Replasman Tedavisinin Anksiyete ve Depresyon Düzeylerine Etkisi
The Effect of Thyroid Replacement Therapy on Levels of Anxiety and Depression in Subclinical Hypothyroid Patients
Yalçın Yarpuz, Ümit Aydoğan, Oktay Sarı, Aydoğan Aydoğdu, Gökhan Üçkaya, Ayşen Fenercioğlu, Derya Aksu Yarpuz, Kenan Sağlam
Sayfalar 180 - 187
Amaç: Kronik hastalığın medikal tedavisinin psikiyatrik bozukluklara etkisi konusunda literatürde farklı görüşler vardır. Çalışmamızda, subklinik hipotiroidi hastalarında anksiyete ve depresyon düzeylerini ve tiroksin yerine koyma tedavisinin bu konuda etkinliğini araştırdık. Yöntem: Yeni tanı konmuş subklinik hipotiroidili hasta ile benzer özelliklere sahip ötiroid kontrol grubu çalışmanın örneklemini oluşturdu. Katılımcılara Beck Anksiyete ve Beck Depresyon Ölçekleri uygulandı. Hasta gruba Levotiroksin tedavisi düzenlendi. 6 hafta sonra tiroid hormonlarına tekrar bakıldı. Ötiroid duruma gelen hasta gruba aynı dozda Levotiroksin tedavisine 3 ay devam edildi. Tedavi sonunda aynı psikolojik ölçekler tekrarlandı. Sosyodemografik özellikleri ile birlikte tedavi öncesi ve sonrası elde edilen sonuçlar, hazırlanan hasta takip formuna kaydedildi. Bulgular: Hastaların 66'sı kadın, 8'i erkek iken, kontrol grubunun 64 kadın ve 8'i erkekti. Yaş ortalaması hastalarda 40.87±10,80 yıl ve kontrol grubunda ise 41.61 ±10.33 yıl idi. Kadın hastalarda, kontrol grubuna göre hem anksiyete hem de depresyon skorları yönünden anlamlı bir yükseklik vardı (p<0.05). Erkeklerde ise depresyon skorlarında hasta grupta, sağlam gruba göre anlamlı bir yükseklik bulunmuşken (p<0,05) anksiyete skorları açısından fark bulunmadı (p=0,188). Tiroid yerine koyma tedavisinin cinsiyetlere göre karşılaştırılmasında kadın hastalarda, tedavi sonrasında hem anksiyete hem de depresyon skorlarında anlamlı bir düşüş gözlendi (p<0.05). Erkeklerde ise istatistiksel bir fark tespit edilmedi (sırasıyla p=0.68 ve p=0.31). Sonuç: Hashimoto tiroiditine bağlı subklinik hipotiroidinin depresyon ve anksiyete gelişimi için risk faktörü olabilir. Özellikle subklinik hipotiroidili hastalarda tiroksin yerine koyma tedavisi, beck anksiyete ve depres-yon skorlarında azalma sağlayabilir.
Objective: In our study, we investigated the effectiveness of thyroxin replacement therapy on the levels of anxiety and depression in patients with subclinical hypothyroidisim. Method: Patients with new onset subclinical hypothyroidism and euthyroid control group constituded the subjects of our study. Beck Anxiety and Beck Depression Scales were applied to these participants in the beginning of the study. Patient group was put on Levothyroxin therapy. Thyroid hormone levels were checked before and six weeks after the treatment was started. At the end of the study same psychologic scales were repeated. Results: In the study group, 66 patients were female and 8 patients were male whereas there were 64 female and 8 male subjects in the control group. Average age was 40.87±10.80 year in the study group and 41.61 ±10.33 year in the control group. In female group, there was a significant elevation (p<0.05) in both anxiety and depression scores compared to control group. While there was a significant elevation in depression scores of male patients compared to control group, no difference was found in anxiety scores (p=0.188). In female group comparison of thyroid replacement therapy according to gender, a significant decrease was observed in both anxiety and depression scores after therapy (p<0.05). There wasn't any statistical difference in male group (respectively p=0.68 and p=0.31). Conclusion: Subclinic hypothyroidism related to Hashimoto thyroiditis may be a risk factor for anxiety and depression. Particularly thyroxin replacement therapy in subclinical hypothyroidism may reduce the beck anxiety and depression scores.

DERLEME
4.
Şizofreni Tedavisinde Yeni Bir Hedef Agmatin ve Beyin Poliamin Sistemi
A New Target for Treatment of Schizophrenia: Agmatine and Brain Polyamine System
Tayfun Uzbay
Sayfalar 188 - 196
Şizofreni ve benzeri psikotik bozukluklar sinir bilimleri alanındaki en önemli psikiyatrik hastalıklardır. Özellikle şizofreni beynin algı, bilişsel işlevler, düşünce ve duygulanım gibi hemen hemen tüm işlevlerini etkileyen ve birçok dış faktörden etkilenen karmaşık bir beyin hastalığıdır. Son yıllardaki belirgin gelişmelere rağmen şizofreni farmakoterapisi hala istenen düzeyde değildir. Şizofreni etiyopatagenezinin netleştirilmesi ve daha etkili yeni ilaçların geliştirilmesi halen psikofarmakolojinin en çok yatırım yapılan alanıdır. Katyonik bir poliamin olan agmatin doğada ve memelilerde yaygın olarak bulunur. Agmatin beyinde yeni saptanmış bir nörotransmitterdir. Beyinde sentezlenir, veziküllerde depolanır ve sinaptik aralığa salıverilerek imidazolin ve adrenerjik a2'ler gibi reseptörlerle etkileşir. Son zamanlarda, agmatinin şizofreni ve benzeri psikozların etiyopatojenezinde rolü olduğuna işaret eden bazı makaleler yayınlanmıştır. NMDA antagonizması gibi agmatin ile şizofreni arasında bir ilişki olabileceğini düşündüren başka veriler de mevcuttur. Şizofreni hastalarında spermin ve spermidin gibi başka poliaminlerin yüksekliğine işaret eden önceki çalışmaların sonuçları da bu görüşü desteklemektedir. Bu gözden geçirme yazısında agmatin ve benzeri poliaminlerin şizofreni ve benzeri psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavisindeki olası rolü irdelenmiştir.
Schizophrenia and schizophrenia-like psychosis are the most important psychiatric disorders in the neuroscience. Particularly, schizophrenia affects almost all functions of brain such as perception, cognitive functions, thought and emotion. It is a complex brain disorder that is influenced by several external factors. Despite some significant developments, pharmacotherapy of schizophrenia is still inefficient. Clarifying etiopathogen- esis of schizophrenia and developing new drugs are already the most enterprising area of psychopharmacology. Agmatine, a cationic polyamine, is widely existed in nature and mammals. Agmatine is a new neurotransmitter in brain. It is synthesized in brain, stored in synaptic vesicles and released from the vesicles to synaptic cleft. Then, it binds to receptors such as imidazoline and adrenergic a2. Recently, some articles indicating that agmatine has a role in etiopathogenesis of schizophrenia have been published. There is also additional information such as NMDA antagonism by agmatine implies that there may be a relationship between agmatine and schizophrenia. Results from previous reports indicating elevated levels of other polyamines like spermidine and spermine in patients with schizophrenia support this idea. In this review, possible role of agmatine and other polyamines in diagnosis and treatment of schizophrenia and schizophrenia-like psychiatric disorders has been considered.

OLGU SUNUMU
5.
Fluvoksamin Kullanımı Sırasında Ortaya Çıkan Distoni: Bir Olgu
Dystonia During Fluvoxamine Treatment: A Case Report
Bilge Burçak Annagür, Lut Tamam
Sayfalar 197 - 200
Seçici serotonin geri alım engelleyicileri depresyon başta olmak üzere, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları gibi çeşitli ruhsal bozuklukların tedavisinde genellikle ilk tercih edilen ilaçlardır. Seçici serotonin geri alım engelleyicileri kullanımına bağlı ekstrapiramidal sistem bulguları olarak; akatizi, distoni, parkinsonizm ve geç diskinezi bildirilmiştir. Akut distoni psikiyatrik bir acildir. Genellikle antipsikotik kullanımı sonucunda gelişir. Ancak antiemetik ve antidepresanlar ile de gelişebilir. Bu olguda obsesif kompulsif bozukluk tanısı ile fluvoksamin kullanan bir hastada tedavinin ikinci ayında doz artırımı sırasında gelişen bir distoni tablosu sunulmuştur. Literatürde fluoksetin ile bildirilen olgu örnekleri vardır. Bu olgu fluvoksamin kullanımı sırasında görülmesi ve Türkçe yayımlarda daha önce bildirilmemesi bakımından önemli bulunarak hazırlanmıştır. Klinisyenler seçici serotonin geri alım engelleyicilerinin ekstrapiramidal sistem yan etkileri olabileceğini akıllarında tutmalı ve doz artırımlarında dikkatli olmalıdırlar. Anahtar Sözcükler: Distoni, fluvoksamin, seçici serotonin geri alım engelleyicileri.
Selective serotonin reuptake inhibitors are generally first- choice drugs, particularly in the treatment of depression, anxiety disorder, eating disorder and various psychiatric disturbances, such as impulse control disorder. Acathisia, dystonia, parkinsonism and tardive dyskinesia have been reported as the extrapyramidal system findings associated with use of selective serotonin reuptake inhibitors. Acute dystonia is a psychiatric emergency. It develops due to use of antipsychotics. However, it has also been reported to occur due to use of antiemetics and antidepressants. In this paper, we present a case with dystonia which developed during fluvoxamine treatment in the second month during administration of increased dose on the patient with obsessive compulsive disorder. There is case reports related to the use of fluoksetin in the literature. This case was considered to be noteworthy to publish, in that it occurred during use of fluvoxamine and it has not been reported in the Turkish literature so far. Clinicians should always keep in their mind that there may be extrapyramidal side effects of selective serotonin reuptake inhibitors and should be careful when increasing doses.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale