ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 12 (1)
Cilt: 12  Sayı: 1 - 2009
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Demans Şiddeti Derecelendirme Ölçeğine Bağımlıdır: Kısa Durum Muayene Testi ile Reisberg Global Bozulma Ölçeğinin Karşılaştırılması
Severity of Dementia Depends on the Rating Scale: Comparison of Mini Mental State Examination and Reisberg Global Deterioration Scale
H. Can, Ceyla İrkeç, Sirel Karakaş
Sayfalar 5 - 20
Amaç: Kısa Durum Muayene Testi (MMSE) ile Reisberg Global Bozulma Ölçeği (RGBÖ) için elde edilen demans evrelerindeki nöro-bilişsel bozuklukları karşılaştırmak; MMSE ve RGBÖ evrelerinin birbiriyle binişme durumunu incelemektir. Yöntem: Örneklem unutkanlık şikayeti ile başvuran 60 gönüllü katılımcı/olgudan oluşmuştur (yaş: 72.6±9.2; eğitim: en az 5 yıl; 36 kadın, 24 erkek). Alzheimer tipi demans (ATD) tanısı DSM-IV ve NINCDS- ADRDA uyarınca konmuştur. Dışlama ölçütleri ATD dışındaki diğer nörolojik bozukluklar ve/veya psikiyatrik bozuklukları, klinik düzeyde depresyonu içermiştir. Demans derecesi MMSE ve RGBÖ ile ayrı ayrı evre- lendirilmiştir. Nörobilişsel süreçler bellek, bilişsel sığa, sözcük bilgisi/semantik bellek, yönetici işlevleri ölçen, Türk toplumu için ayrıntılı olarak çalışılmış nöropsikolojik testlerle ölçülmüştür. Bulgular: Gerek MMSE ve gerekse RGBÖ evrelerinin bellek, dikkat ve bilişsel sığa ile ilgili tüm puanları üzerindeki etkisi anlamlı bulunmuştur. RGBÖ için ardışık evrelerde elde edilen nörobilişsel bozuklukların örüntüsü, ATD'deki nörodejeneratif bozuklukların ilerleme örüntüsü ile uyumlu olmuştur. MMSE ve RGBÖ ile yapılan evrelerin de binişmediği belirlenmiş; aynı olgunun iki ölçekle farklı evrelere yerleştirilebildiği belirlenmiştir. Tartışma: Bulgular, klinik ortamlarda demansın derecelendirilmesinde tek ölçekle yetinilmeme- si gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler: Alzheimer tipi demans, kısa durum muayenesi testi, global bozulma ölçeği, demansın evre- lendirilmesi, nöropsikolojik süreçler.
Objective: To compare the neurocognitive processes characteristic to analogous stages of dementia that is rated by using Mini Mental State Examination (MMSE) and Reisberg Global Deterioration Scale (RGDS) and to compare the overlapping of the analogous stages. Method: Sixty volunteers with memory complaints (age: 72.6±9.2; level of education: minimum 5 years; 36 females, 24 males). Diagnosis was made according to DSM-IV and NINCDS-ADRDA. Exclusion criteria: being medicated, neurological and psychiatric disorders other than Azheimer type dementia (ATD), above normal level of depression. Dementia was rated by both MMSE and RGDS. Neurocog nitive processes including attention, memory, cognitive capacity, vocabulary/semantic memory, executive functions were measured using neuropsychological tests that had been extensively studied for the Turkish culture. Results: There was a significant effect of stage of dementia (obtained using MMSE and RGDS) on scores pertaining to attention, memory and cognitive capacity. There was an incomplete overlap of analogous stages of MMSE and RGDS; the same participant could be located in different stages of dementia by the two scales. The pattern of neurocog nitive disorders in consecutive stages of RGDS was consistent with the literature. Meanwhile, in a given RGDS stage, multiple stages of MMSE could be represented. Conclusion: The findings of the present study showed that MMSE should be used with caution when deciding on the dementia stage of patients. Findings further pointed to the necessity for using more than one rating scale when classifying cases into levels of dementia.

2.
Cornell Demansta Depresyon Ölçeğinin Türk Demans Hastalarında Geçerlik ve Güvenilirliği
Reliability and Validity of the Cornell Scale for Depression in Dementia in Turkish Demented Patients
Okan Taycan, Engin Eker
Sayfalar 21 - 34
ÖZET Amaç: Depresyon demans hastalığında en sık gözlenen psikiyatrik bozukluktur. Bu çalışmanın amacı demanslı hastalarda major depresyon belirtilerini hem hasta hem de bakımverenle yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda değerlendirmeye yönelik Cornell Demansta Depresyon Ölçeğinin bir grup demans hastasında geçerlik ve güvenilirliğini araştırmaktır. Yöntem: Çalışma bir üniversite hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran 45 (%43), İstanbul'da bulunan dört farklı huzurevinde kalan 60 (%57) demans hastasını kapsamaktadır. Bütün hastalar DSM-IV kriterlerine göre demans tanısı almışlardır. Tüm hastalara Cornell Demansta Depresyon Ölçeği'nin yanı sıra DSM -IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Anketi (SCID-I), Standardize Mini Mental Test, Geriatrik Depresyon Ölçeği, Global Yıkım Ölçeği ve araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu uygulanmıştır. Geçerlik çalışması ölçek toplam puanının, SCID- I ile yapılan klinik görüşme sonucu konulan tanıyla karşılaştırılması şeklinde yapılmıştır. Bulgular: Ölçeğin test-tekrar test tutarlılığı (r: 0.79) ve iç tutarlılığı (a: 0.88) yüksek bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin toplam skorunun ve 15. madde dışında kalan diğer maddelerinin depresyonu olan demans hastalarını, depresyonu olmayanlardan ayırt edebildiği gösterilmiştir. Tartışma: Cornell Demansta Depresyon Ölçeği Türkçe versiyonu demans hastalarında depresyon araştırılması için geçerli ve güvenilir bulunmuştur.
Reliability and Validity of the Cornell Scale for Depression in Dementia in Turkish Demented Patients Objective: Depression is the most common psychiatric disorder among patients with dementia. The aim of this study was to investigate the validity and reliability of the Turkish version of Cornell Scale for Depression in Dementia. The scale was developed specifically to assess signs and symptoms of major depression in dementia on the basis of two semi-structured interviews; an interview with an informant and an interview with the patient. Method: The study was carried out with 45 (43%) demented patients attending to the psychiatry outpatient unit of a university hospital and 60 (57%) demented patients from four different nursing homes in Istanbul. All participants were fulfilling the DSM-IV criteria for dementia. Besides the Turkish version of Cornell Scale for Depression in Dementia, Structured Clinical Interview for DSM-IV (SCID-I), Mini Mental State Examination, Geriatric Depression Scale, Global Deterioration Scale and sociodemographic data form developed by the researchers were applied to all participants. The validity study was based on comparisons between total score of the scale and diagnosis established by using SCID-I. Results: A high test-retest reliability (r: 0.88) and internal consistency (a: 0.79) were found. The total score and items of the scale were discriminated demented patients with depression from demented patients without depression except for item 1 5. Conclusion: The Turkish version of Cornell Scale for Depression in Dementia is a reliable and valid instrument in investigating depression in dementia.

3.
Beden Eğitimi ve Antrenörlük Bölümü Öğrencilerinde Benlik Saygısı Düzeyi ve Bazı Sosyodemografik Özelliklerle İlişkisi
The Relationship Between Self-esteem Levels and some Sociodemographic Characteristics of the Students of College of Physical Education and Sports E. Erdal Erşan, Orhan Doğan, Selma Doğan
E. Erdal Erşan, Orhan Doğan, Selma Doğan
Sayfalar 35 - 42
Amaç: Bu çalışmada beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinin benlik saygısının ve bazı sosyodemografik özelliklerle ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 286 Cumhuriyet Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencisi alınmıştır. Öğrencilere sosyodemografik bilgi formu ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS 15.0 for Windows paket programıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin 183'ü (%64) erkek, 103'ü (%36) kızdı. Öğrencilerin 189'u (%66.1) beden öğretmenliği, 97'si (%33.9) antrenörlük bölümündeydi. Öğrencilerin 160'ı (%60.6) takım sporu, 104'ü (%39.4) bireysel spor yapıyordu. Benlik saygısı düzeyi en yüksek ikinci ve dördüncü sınıf öğrencilerinde bulunmuştur (1.1 0). Benlik saygısı ortalama puanı 1.27'dir. Yirmi bir yaş ve altındak- ilerde insanlara güvenme ve düş kurma alt ölçeklerinin puan ortalamaları daha büyük yaştakilerin puanlarından anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Kızlarda erkeklere göre kendilik kavramının sürekliliği, psikoso- matik belirtiler ve anne-baba ilgisi anlamlı düzeyde yüksek; insanlara güven duyma ve tartışmalara katılabilme düzeyi düşük bulunmuştur. Takım sporu yapanlarda insanlara güven duyma bireysel spor yapanlardan anlamlı düzeyde yüksek, kişilerarası ilişkilerde tehdit hissetme ve babayla ilişki düşük bulunmuştur. Üçüncü sınıf öğrencilerinde psikosomatik belirtiler diğer sınıflarda kinden daha yüksektir. Tartışma: Araştırmamızın sonuçları, öğrencilerin benlik saygısının orta-yüksek düzeyde olduğunu, yaşla arttığını, takım sporu yapanlarda ve gelir düzeyi yüksek olanlarda daha yüksek olduğunu göstermektedir. Başka fakülte öğrencileriyle karşılaştırmalı çalışmalar yapılması önerilir.
Objective: In this study, it has been aimed to investigate self-esteem levels of the students of Cumhuriyet University College of Physical Education and Sports and the relation of self-esteem levels with some sociodemographic characteristics. Method: Two hundred eighty-six students participated the study. Sociodemographic data collection form and Rosenberg Self-Esteem Scale was applied to the participants. SPSS 15.0 for Windows was used to evaluate data. Results: One hundred and eighty- three (%64) students were male, 103 (%36) of them were female; 189 (%66.1) were in branch of sports teaching, and 97 (%33.9) were in sports training branch; 160 (%60.6) were in team sport, while 104 of them (%39.4) were in individual sports. The mean points of relying on other people and day dreaming subscales in 21 years old and below was statistically significantly higher than 22 years and older. The mean points of stability of self-image, psychosomatic symptoms, and parental interest subscales in females was statistically significantly higher than males and the levels of relying on other people and intensity of discussion was lower than males. The mean point of relying on other people subscale in team sports group was statistically significantly higher than individual sports group. Psychosomatic mean point was higher in the third class students than other classes. Conclusion: The results of our study suggest that the level of self-esteem in students is medium-high level, and it is increased by age, and is higher in those doing team sports and in those who have a higher income level.

DERLEME
4.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Yetişkinlikteki Yansımaları
The Reflections of Attention Deficit Hyperactivity Disorder Through Adultood
Nakşidil Yazıhan Torun, Aytekin Özşahin, Levent Sütçigil
Sayfalar 43 - 50
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluktan yetişkinliğe geçiş yapabilen bir çocukluk çağı bozukluğudur. Hastalığın kişinin sosyal ilişkilerini, eğitim ve meslek hayatını olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Çocukluk çağında DEHB tanısı almış bireylerin %30- 50'inde erişkin döneminde de semptomlar devam eder. DEHB tanısı olan yetişkinlerde anksiyete bozukluğu, duygudurum bozukluğu, öfke kontrolü problemleri, madde kötüye kullanımı ve kişilik bozukluğu gibi bozukluklar sıklıkla eş tanı olarak bulunmaktadır. Mevcut yazının amacı DEHB'ye ilişkin literatürü gözden geçirerek hastalık belirtilerinin yetişkinliğe yansımalarını ve eşlik edebilecek psikiyatrik bozuklukları daha önce yapılmış çalışmalar ışığında tartışmaktır. Yazının ilk bölümünde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tanımı ve alt tipleri özetlenmiştir, ikinci bölümde yürütücü işlevler ve hastalarda ahlak gelişimi ilişkisi DEHB bağlamında tartışılmıştır. DEHB'nin çocukluk dönemi belirtileri ve erişkin dönemi belirtileri bir sonraki bölümde gözden geçirilmiştir. Dördüncü bölümde literatürde sıkça araştırılan antisosyal davranışlar ve DEHB ilişkisi üzerinde durulmuştur, önceki çalışmalarda sıklıkla vurgulanan DEHB ve antisosyal davranışlar konusu tartışılmıştır. Sonuç olarak 1980-2009 yılları arasında yapılmış çalışmalar Pub Med ve Med Line arama motorlarından taranmış ve özetlenmiştir.
Attention deficit hyperactivity disorder (ADHD) is a childhood disorder that may persist during adulthood. ADHD may effect patient's social relations, academic performance and professional life. ADHD effects 30 to 50 percent of adults who are diagnosed with ADHD during childhood. Many adults with ADHD may also have co- morbid psychiatric disorders, including anxiety disorders, mood disorders, impulse control disorders, substance use disorders and personality disorders. The aim of the current review was to review the reflections of ADHD symptoms from childhood through adulthood and to discuss psychiatric comorbidity. In the first part of the review the definition and subtypes of the disorder was summarized. In the second section the relation between executive functions and moral development was discussed on the context of ADHD. We reviewed the childhood and adulthood symptoms of the disorder in the following section. In the fourth section we discussed the relation between ADHD and antisocial behaviors as it has been emphasized by most of previous studies. Eventually we searched and summarized available literature of ADHD fro ml 980 to 2009 from Medline and Pubmed. Key Words: Attention deficit hyperactivity disorder, conduct disorders, oppositional defiant disorder, exucitive functions, moral development, comorbid psychiaric disorders, antisocial behaviours, childhood, adulthood,.

OLGU SUNUMU
5.
Karmaşık Bir Katatoni Olgusu
A Complex Catatonia Case
Osman Vırıt, Mehmet Hanifi Kokaçya, Aysun Kalenderoğlu, Abdurrahman Altındağ, Haluk Asuman Savaş
Sayfalar 51 - 55
Katatoni ilk olarak 1874'te Kari Kahlbaum tarafından tanımlanmıştır. Katatoni önceleri sadece şizofreni ile ilişk- ilendirilmiş olsa da, elimizdeki veriler katatonin özellikle duygudurum bozuklukları başta olmak üzere diğer psikiyatrik durumlarda şizofreniden daha yaygın olduğunu göstermektedir. Psikiyatrik bozukluklar dışında diğer tıbbi durumlarda da katatoni görülebilmektedir. Tüm katatonilerin %20-30'nun genel tıbbi duruma bağlı olduğu bildirilmiştir. Endokrin bozukluklar, viral ve bak- teriyel enfeksiyonlar, elektrolit dengesizlikleri gibi tıbbi durumlar, epilepsi, ön beyin bölgelerinde kanama veya enfarktüs ve travmatik beyin yaralanmaları gibi nörolojik durumlar ve bazı ilaç ve maddelerin intoksikasyon ve çekilme durumları da katatoniye neden olabilir. Bu yazıda, bir enfeksiyonu takip eden akut psikotik bir durum sırasında ortaya çıkan, seyirde hastaya elektrokonvulzif tedavi (EKT) yapılmasına rağmen enfeksiyon düzelmeden yanıt alınamayan, ancak enfeksiyonun kontrolünden sonra EKT ve benzodiyazepin tedavisi ile düzelen bir katatoni olgusu bildirmekteyiz. Hastada ayrıca muhtemelen katatoniye bağlı yatak yarası geliştiği de tespit edilmiştir. Sonuçta, katatoninin birçok tıbbi durumla ilişkili veya aynı anda görülebileceği, bu durumun seyri karmaşık bir hale getirebileceği ve tedaviye yanıtı etkileyebileceği akılda tutulmalıdır.
The concept of catatonia was first introduced by Karl Kahlbaum in 1874. Although for many years catatonia was solely linked to schizophrenia, it is currently known that this disorder is seen more frequently in other psychiatric disorders especially in mood disorders than in schizophrenia. Many medical disorders can also present with catatonic symptoms. Medical catatonia may account for as many as 20% to 30% of all cases of catatonia. Endocrine abnormalities, viral and bacterial infections and electrolyte imbalances can all present with catatonia. Neurological conditions like epilepsy, strokes of the anterior brain region and traumatic brain injury may also present with catatonia, and also intoxication or withdrawal of many drugs or substances can result in catatonia. In this paper we present a patient who had catatonia appearing during an acute psychotic condition after an infection. In the course of treatment she did not respond to electro-convulsive treatment (ECT) until the infection was eliminated by medical treatment. After treating the infection, catatonia responded to ECT and benzodiazepine treatment. The patient had decubitus ulcer, too. The decubitus ulcer was probably due to catatonia because the patient had remained in an akinetic position for many days. Consequently, it should be kept in mind that catatonia might be a medical comorbidity which cause a complex course and delay treatment response.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale