ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 11 (4)
Cilt: 11  Sayı: 4 - 2008
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Menopozda Semptom Orüntüsünün Anksiyete, Depresyon Düzeyleri ve Sosyal ¦ ¦ Destek ile İlişkisinin İncelenmesi
The Relationship of Menopausal Symptomatology with Anxiety and Depression Levels and Social Supports
Tunay Karlıdere, Aytekin Özşahin
Sayfalar 159 - 166
Amaç: Menopozal yakınmaların ve menopozal dönemdeki psikiyatrik morbiditenin farklılığı, sosyal desteklerle ilişkisinin önemi çalışmaların ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Çalışmada menopozal belirti örüntü- lerinin anksiyete, depresyon ve sosyal destek düzeyleri ile ilişkisi araştırılmıştır. Yöntem: GATA Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı menopoz polikliniğine müracaat eden 76 cerrahi, 133 doğal olmak üzere toplam 209 menopozlu kadın çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik bilgi formu, Beck'in 21 maddelik depresyon ölçeği, Spielberger'in Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ile Aile ve Arkadaş Desteği Ölçekleri kullanılmıştır. Bulgular: Her iki grupta durumluk kaygı normal sınırlarda, sürekli kaygı yüksek ve depresif belirti şiddeti orta düzeyde bulunmuş, ancak gruplar arasında fark bulunmamıştır. İki grubun da algıladıkları sosyal desteği yeterli bulunmuştur. Menopozal belirtilerin sıklığı ve şiddeti iki grup arasında farklılık göstermemiştir. Korelasyon analizinde iki grup için de menopoz belirtilerinin şiddeti ile depresif belirti şiddeti ve kaygı düzeyleri arasında pozitif bağıntı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma menopozal belirtilerin şiddetinin artmasının hem cerrahi hem de doğal menopozlu kadınlarda depresif belirtilerin şiddetini ve kaygı düzeylerini artırabileceğini tanımlamaktadır. Bu nedenle menopozlu kadınlarda ruhsal belirtilerin psikiyatrik bir tanıya mı yoksa menopoza mı ait olduğu araştırılarak tedavi planının nedene yönelik yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Objective: In literature the differences of menopausal symptomatology and psychiatric morbidity during menopause, and the importance of the relation between social support and menopause are the value of interest. In this study it was aimed to assess the relation of menopausal symptomatology with anxiety and depression levels and social support. Method: Seventy six surgical and 133 natural menopausal women who attended to the menopause unit of GATA Psychiatry Department were included in the study. Main measurements of this study were sociodemographic questionnaire, 21 items Beck Depression Inventory, Spielberger's State and Trait Anxiety inventory, and Family and Friend support scale. Results: The state anxiety was found within normal range, trait anxiety level was high and depressive symptom severity was moderate for both groups but no differences were found between the groups. Perceived social support of both groups was found as sufficient. Both the frequencies and severities of menopausal symptoms were not different between the groups. In the correlation analyses a positive correlation was found between menopausal symptom severities and severity of depressive symptoms and levels of trait anxiety for both of the groups. Conclusion: This study suggested that escalations in the severities of menopausal symtoms might increase the severity of depressive symptoms and levels of anxiety for both surgical and natural menopausal women. Therefore, for the etiological treatment plan of menopausal women, it would be better to determine that the psychological symptoms are driven from a psychiatric diagnosis or belong to menopause itself.

2.
Ruh Sağlığı Çalışanlarında Tükenmişlik
Burnout in Mental Health Professionals
Müge Oğuzberk, Arzu Aydın
Sayfalar 167 - 179
Amaç: Görgül araştırma sonuçları tükenmenin kaygı, depresyon, düşük benlik algısı, madde kullanımı ve çalışma alanında da düşük verimlilik, işe gitmeme ya da işi bırakma gibi sonuçları olduğunu göstermektedir. Bu araştırmanın amacı ruh sağlığı çalışanlarında tükenme düzeyini belirlemektir. Yöntem: Araştırmanın verileri Türkiye'de çeşitli hastanelerde çalışan psikiyatrist (32), psikolog (30) ve hemşirelerden (75) toplanmıştır. Örnek- lem 31 erkek ve 106 kadından oluşmuştur. Tükenme Maslach Tükenme Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu ölçek duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı eksikliği olmak üzere üç alt ölçekten oluşan 22 maddelik bir araçtır. Yaş, cinsiyet, medeni durum, iş yerinin sosyal ve fiziksel özellikleri ve çalışma koşulları bu araştırmada ele alınan sosyodemografik değişkenlerdir. Tanımlayıcı istatistiksel tekniklerin yanı sıra tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizleri de bu çalışmada kullanılmıştır. Bulgular: Psikologlarla karşılaştırıldığında psikiyatristlerin ve hemşirelerin toplam tükenmişlik puanları daha yüksek bulunmuştur. Cinsiyete ve yaşa bağlı olarak tanımlanmış gruplar arasında istatistiksel düzeyde anlamlı farklılıklar bulunmamıştır. Medeni durum, çalışma saatleri, hasta sayısı ve hastanenin fiziksel koşulları Duygusal Tükenme alt ölçeği ile ilişkili bulunurken diğer alt ölçeklerle ilişkili bulunmamıştır. Sosyoekonomik durum duyarsızlaşma ile ilişkili bulunmuştur. Nöbet sayısı ve iş arkadaşlarıyla ilişkiler hem Duygusal Tükenme hem de Duyarsızlaşma alt ölçekleriyle ilişkili bulunmuştur. Üstler tarafından takdir edilme Kişisel Başarı ve Duygusal Tükenme ile ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Ruh sağlığı alanında çalışan profesyonellerde tükenmişliği önlemek için iş yerlerine özgü sosyal ve fiziksel koşulları iyileştirmek etkili olabilir.
Objective: Empirical evidence has shown that burnout has consequences including anxiety, depression, lowered self-esteem and substance abuse, and for the workplace, in the form of lowered productivity, absenteeism and turnover. The present study aims to determine the burnout levels of mental health professionals. Method: Data was obtained from psychiatrists (32), psychologist (30) and nurses (75) in various hospitals in Turkey. The sample consisted of 31 males and 106 females. Burnout was measured using the Maslach Burnout Inventory This is a 22 item measure containing three subscales: emotional exhaustion, depersonalization and personal accomplishment. Following sociodemographic variables such as age, sex, marital status, social and physical conditions in particular work places, and work schedule were also examined in this study. Beyond descriptive statistics, one-way ANOVAs were computed in this study. Results: As compared to psychologist total burnout scores were higher both psychiatrists and nurses. No statistically significant score differences have been found between groups identified by ages and genders. Marital status, working hours a day, number of patients, and physical conditions in hospitals were significantly related to Emotional Exhaustion but not to the other burnout subscales. Socioeconomic status was significantly related to Depersonalization. Number of duty and relationships with co-workers were significantly related both Emotional Exhaustion and Depersonalization subscales. Appreciation from administers was significantly related to Personal Accomplishment and Emotional Exhaustion subscales. Conclusion: Improving social and physical conditions in particular work places would be effective for prevention of burnout in the mental health professionals.

3.
Şizofrenik Hastalara Uygulanan Sorun Çözme Becerilerini Geliştirme Programının Yaşam Kalitesine Etkisi
The Effects of Problem Solving Skills of Development Program on Quality of Life in Schizophrenia
Şenay Akpınar, Meral Kelleci
Sayfalar 180 - 190
Amaç: Araştırma, sorun çözme becerilerini geliştirme programının şizofrenik bozukluğu olan bireylerin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Sivas il merkezinde oturan, araştırmaya katılmayı kabul eden, yaş, cinsiyet ve hastalık belirtileri açısından benzer özellikler gösteren 30 hasta (15 deney, 15 kontrol grubu) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BRIEF-TR) kullanılarak elde edilmiştir. Deney grubuna 6 hafta boyunca haftada 1 gün ortalama 1 saat süreyle sorun çözme becerilerini geliştirme programı (SÇBGP) uygulanmış ve uygulama tamamlandıktan sonra ve 3 ay sonrasında her iki gruptaki hastalara WFIO- QOL-BRIEF-TR tekrar uygulanmıştır, istatistiksel analizlerde Ki-kare Testi, Friedman Testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon Testi kullanılmıştır. Bulgular: Deney grubundaki hastaların WFIOQOL-BRIEF-TR ruhsal alan, çevresel alan ve genel sağlık alan puanlarında anlamlı bir yükselme (p<0.05), sosyal alan, fiziksel alan ve kültürel alanda ise anlamlı bir değişikliğin olmadığı saptanmıştır. Kontrol grubundaki hastaların WFIOQOL-BRIEF-TR puanlarında ise uygulama öncesine göre uygulama sonrasındaki ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Sonuç: Uygulanan 6 haftalık Sorun Çözme Becerilerini Geliştirme Programı ile şizofrenik bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin yükseldiği belirlenmiştir. Buna göre Sorun Çözme Becerilerini Geliştirme Programının ayaktan izlenen şizofrenik hastaların yaşam kalitelerini geliştirmek için kullanılabileceği söylenebilir.
Objective: This research was done experimentally to determine the effects of Problem Solving Skills of Development Program for the individuals with schizophrenic disorder on their quality of life. Method: The sample of the study was 30 patients (1 5 experimental, 15 control group) who have similar charasteristics in terms of sex, age and disorder; and also accepted to involve in this research. Data was gathered through Personal Information Questionary and Quality of Life Scale (WFIOQOL-BRIEF-TR). Experimental group was exposed to problem solving program average one hour a day of the week, for six weeks. After this process and three months later, both groups were given the WHO- QOL-BRIEF-TR. To analysis data chi square test, Friedman Test, Mann-Whitney U Test and Wilcoxon Test were applied. Results: For the experiment group patients, WFIOQOL-BRIEF-TR mental, environmental and general health field scores, there was a significant increase (p<0.05), yet no meaningful change in the social, psysi- cal and cultural fields. Flowever, there was not a significant difference in the scores of control group patients before and after the application (of the program) (p>0.05). Conclusions: With this Problem Solving Skills of Development Program applied for six weeks, it was determined that their life quality levels increased. Therefore we can say that Problem Solving Skills of Development Program can be applied to the schizophrenic patients who take an ambulatory treatment to increase these patients' quality of life.

DERLEME
4.
Yeni Nesil Antipsikotikler ve Cinsel İşlev Bozukluğu
New Generation Antipsychotics and Sexual Dysfunction
Murat Kuloğlu, Okan Ekinci
Sayfalar 191 - 199
Son yıllarda yeni nesil antipsikotikler şizofreni tedavisinde geleneksel tedavilerin ilk sıradaki yerini almaktadır. Klinik çalışmalar genel olarak yeni nesil anti- psikotiklerin klasik antipsikotiklere göre daha düşük cinsel yan etki göstermelerine rağmen, kendi aralarında bile önemli farklılıkları bulunduğuna işaret etmektedir. Antipsikotiklerin yol açtığı prolaktin artışının cinsel yan etkilerde önemli rol oynadığına inanılmasına rağmen, bu ilaçların kullanımını ile ortaya çıkan cinsel işlev bozukluğunun mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Cinsel işlev bozukluğu, sıklıkla bu ajanların yaptığı dopamin blokajı ve sonuçta ortaya çıkan prolaktin artışı ile ilişkili olsa da, serotonerjik, adrenerjik, kolinerjik veya farklı diğer mekanizmalarda bu duruma yol açabilir. Cinsel işlev bozukluğu, hasta tarafından da çoğu zaman ifade edilmesinden kaçınılan, sıkıntı yaratan, uyumu bozan klinisyenler tarafından da eksik sorgulanan ya da gözardı edilen, tedavide güçlük oluşturmasının yanı sıra psikososyal yönden de zorlayıcı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan antipsikotiklerin özellikle de yeni nesil antipsikotiklerin cinsel işlev bozukluğu üzerine olan etkileri üzerinde az durulan bir konudur. Bu nedenle klinisyenler antipsikotiklerle bağlantılı diğer yan etkiler yanında, cinsel işlev bozukluğu gelişimi yönünde de uyanık olmalıdırlar. Bu gözden geçirme yazısı şizofrenide yeni nesil antipsikotik ilaçların özellikle prolaktin düzeyi ve cinsel işlevler üzerine etkileri ile klinik kullanımda karşılaşabileceğimiz yan etkileri yönünden güncel bilgileri özetlemeyi amaçlamaktadır.
New generation antipsychotics are currently replacing traditional antipsychotics as first line therapy for the treatment of schizophrenia. Clinical reports indicate that newer antipsychotics are associated with a lower incidence of sexual side effects than classical antipsychotics and even that there may also be important differences between them in this regard. Although increased prolactin levels caused by antipsychotic agents are believed to play a major role with regard to sexual side effects, the underlying mechanism of antipsychotic agent- induced sexual dysfunction remains poorly understood. Although sexual dysfunction is frequently related to the hyperprolactinemia that can be induced by dopamineblocking properties of these agents, but may also be related to the serotonergic, cholinergic, adrenergic and other different mechanisms. Sexual side effects are rarely reported by the patients and are underdiagnosed by attending clinicians. These side effects can be an important source of distress to patients, adversely affects treatment compliance and may also be a psychosocial distressing factor for the patients. On the other hand, the sexual function effects of antipsychotics, particularly new generation agents, has not been extensively examined in the past years. Clinicians should be aware of the development of sexual dysfunction associated with antipsychotic treatment as well as of other side effects in patients with schizophrenia. This review aims to examine the latest evidence regarding the sexual function effects of new generation antipsychotic medications, especially effects on prolactin levels, in patients with schizophrenia.

OLGU SUNUMU
5.
Döngüsel Kusma Sendromu Tedavisinde Olanzapin ve Penisilin Kullanımı: Bir Olgu Sunumu
Cyclic Vomiting Syndrome Treated with Antipsychotic and Antibiotic: A Case Report
Ayşegül Yolga Tahiroğlu, Gonca Gül Çelik, Ayşe Avcı, Faruk İncecik
Sayfalar 200 - 207
Döngüsel kusma sendromu (DKS) tekrarlayıcı kusma ataklarını izleyen normal dönemler ile kendini gösteren bir bozukluktur. Bu çalışmada DKS tanısı alan, kusma atakları stres ve enfeksiyonlar tarafından tetiklenen 12 yaşında bir erkek olguya ait bilgiler yer almaktadır. Bu olgu sunumu yardımı ile DKS ataklarının farklı tetikleyici- lerine dikkat çekmek ve uygulanabilecek farklı tedavi yöntemlerini tartışılmak amaçlanmıştır. Tedavide antie- metik ve kaygı giderici etkilerinden dolayı 5 mg/g olanzapin başlanmıştır. Bu tedavi ile 6 ay boyunca belirtiler belirgin şekilde azalmış ancak tam düzelme gözlenmemiştir. Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle koruyucu penisilin tedavisi eklenmiştir. Bu iki tedavinin birlikte uygulandığı 18 ay boyunca kusma atakları tekrar gözlenmemiştir. Çocukluk döneminde sık görülen DKS nedenleri ve tedavisi iyi tanımlanamamış bir durumdur. Uygulanan tedaviler sıklıkla ataklarla sınırlıdır ve belirtilerin azaltılması hedeflenir. Atakların tekrarının önlenmesinde koruyucu tedaviler ile ilgili bilgiler sınırlıdır. DKS olgularında antipsikotik ya da antibiyotik kullanımı ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu olguların koruyucu tedavisinde antipsikotikler, özellikle enfeksiyonun tetik- lediği olgularda antibiyotik koruması farklı birer seçenek olabilir. Farklı antipsikotik ve antibiyotik ilaçların etkinliğini ve güvenirliğini araştıran klinik çalışmalara ihtiyaç vardı.
Cyclic vomiting syndrome (CVS) is a periodic syndrome characterized by recurrent vomiting attacks and normal intervals. A boy is presented at the age of 12 who had CVS and his vomiting attacks were triggered by stress and infection diseases, in this study. The aims of the study are to draw attention on different etiology of CVS and to discuss of different treatment applications through this case report. In his treatment, olanzapine 5 mg/day was given because of the antiemetic and anxiolytic effects. His symptoms were significantly improved through 6 mounts with this treatment but there wasn't fully remission. Because of recurrent upper respiratory system infections, prophylactic penicillin treatment was started additionally. Fully remission was seen under this combination treatment through 18 moths. CVS is common among children but etiology and maintenance treatments of CVC have not been defined enough, yet. Traditional applications include symptomatic treatments during attacks. There is limited knowledge about preventive treatment of vomiting attacks. There are a few data about maintenance treatment with antipsychotic and antibiotic on CVS. Antipsychotic and antibiotic treatments especially in the cases whose symptoms triggered by infection diseases may be good alternatives on preventive treatment of CVS cases. Clinical studies are need about effectiveness and tolerability of different antipsychotic and antibiotic drugs.

 
 
Copyright © 2021 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale