ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153
 
Cilt : 23   Sayı : 4   Yıl : 2020
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


  J Clin Psy: 10 (1)
Cilt: 10  Sayı: 1 - 2007
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA MAKALESI
1.
Kalple İlişkili Olmayan Göğüs Ağrısı Olan Hastalarda Psikiyatrik Eştanı
Psychiatric Comorbidity in Patients with Chest Pain Without Cardiac Etiology
Medine Yazıcı Güleç, Çiçek Hocaoğlu, İsmet Durmuş
Sayfalar 7 - 13
Amaç: Tüm dünyada ve farklı kültürel gruplar arasında bedensel belirtiler toplumsal sorunların ve sıkıntının en yaygın bireysel ifadeleridir ve göğüs ağrısı da tıbbi olarak açıklanamayan bedensel belirtilerin en sık görülenlerinden biridir. Uzun zamandır organik etiyoloji saptanamayan ve çoğu kez atipik özellikler gösteren göğüs ağrısı olgularının başta panik bozukluğu ve depresyon olmak üzere çeşitli özgül psikiyatrik bozuklukların bir bileşeni ya da eşlik eden bir belirtisi olarak değerlendirildiği görülmektedir Bu çalışmada kalple ilişkili olmayan göğüs ağrılı (KİOGA) hastalardaki psikiyatrik eş tanı oranlarının araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya kardiyoloji polikliniğine göğüs ağrısı şikâyeti ile başvuran ve kardiyak etiyoloji saptanamayan 70 hasta alındı. Hasta grubu Sosyodemografik Veri Toplama Formu ve DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme ile değerlendirildi. Bulgular: KİOGA grubunun %47.1'inde panik bozukluğu, %21.4'ünde depresif bozukluk, %5.7'sinde yaygın anksiyete bozukluğu, %5.7'sinde başka türlü adlandırıla- mayan anksiyete bozukluğu, %5.7'sinde obsesif kompül- sif bozukluk, %2.9'unda farklılaşmamış somatoform bozukluk saptandı. Olguların %12.9'u iki psikiyatrik tanı aldı. Olguların %24.3'ü ise hiçbir psikiyatrik tanı almadı. Sonuç: Çalışmanın sonucunda psikiyatrik bozukluk oranları kardiyak açıdan açıklanamayan göğüs ağrısı hastalarında oldukça yüksektir. Bu bulgular KİOGA hastalarında psikiyatrik değerlendirmenin önemini göstermektedir. Ek olarak bu hastalardaki psikolojik semptom profilinin anlaşılması KİOGA'nın tedavisinde önemli katkılar sağlayacaktır.
Objective: In the world and among different cultural groups, physical symptoms are the most common expressions of social problems and inconvenience; chest pain is one of the most widely seen, medically unexplained physical symptoms. Most of the time, chest pain cases where organic etiology cannot be determined for a long time and those presenting with atypical features should be evaluated as a component or an accompanying symptom of various specific psychiatric disorders primarily such as panic disorder and depression. In this study, determination of psychiatric comorbidity rate in patients with chest pain without cardiac etiology was aimed. Method: Seventy patients were included in the study that applied to the cardiology clinic with the complaint of chest pain but did not have any detected cardiac etiology. All patients were evaluated with Sociodemographic Datum Collection Form and structured clinical interview for DSM-IV. Results: In 47.1% of noncardiac chest pain group panic disorder, in 21.4% of them depressive disorders, in 5.7% generalized anxiety disorder, in 5.7% anxiety disorders not otherwise specified, in 5.7% obsessive compulsive disorder, in 2.9% undifferentiated somatoform disorder were diagnosed. 12.9% of the cases had two psychiatric diagnoses. 24.3% of the cases had no psychiatric diagnosis. Conclusion: Psychiatric disorder rates are quite high in patients with chest pain which cannot be explained car- diologically. These results show the importance of psychiatric evaluation in noncardiac chest pain or unexplained chest pain (UCP) patients. In addition, understanding the psychiatric symptom profile of these patients will make an important contribution to noncardiac chest pain treatment.

2.
Üniversite Öğrencilerinde Yaşam Doyumunu Yordayan Etkenlerin İncelenmesi
Investigation of the Predictors of Life Satisfaction in University Students
Duru Gündoğar, Songül Sallan Gül, Ersin Uşkun, Serpil Demirci, Diljin Keçeci
Sayfalar 14 - 27
Amaç: Türkiye'de yükseköğretim olanakları kısıtlı olduğundan, liseden mezun olan gençlerin bir kısmı sadece üniversite mezunu olabilmek için gerçekte çok istemedikleri bölümlere kayıt yaptırmaktadır. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin okudukları bölümle ilgili düşünceleri, kendilerine göre bölümde okuma sebepleri ve üniversite yaşantısının çeşitli boyutlarıyla ilgili hoşnutluk düzeylerinin yaşam doyumu üzerindeki etkisini incelemektir. Yöntem: Toplam 373 üniversite öğrencisine Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ), Spielberger Durumluk- Sürekli Kaygı Ölçeği (sırasıyla SDKÖ ve SSKÖ), kişisel bilgi toplama formu ve üniversite yaşantısını değerlendirme formu uygulandı. Bulgular: Çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda yaşam doyumunun yordayıcıları BUÖ puanı, eğitim doyumu, SSKÖ, bölüm isteği, kendisine göre ruh sağlığı, iş beklentisi ve kendisine göre bölümde okuma sebebi olarak belirlendi. Okuduğu bölüme açıkta kalmamak için girdiğini düşünen öğrencilerin yaşam doyumu, eğitim doyumu ve öğretim üyeleriyle ilişkilerinden hoşnutluk puanları, o bölümü özellikle istedikleri için okuduğunu düşünen öğrencilere göre daha düşük, BUÖ ve BDÖ puanları ise daha yüksekti. Sonuç: Ülkemizdeki eğitim sisteminde bir üniversite programına yerleşebilmiş olmak önemli bir engeli aşmak gibi görünse de, gencin ilgi alanlarına tam olarak uymayan bir eğitime devam ediyor olması, yaşam doyumunu olumsuz yönde etkilemektedir.
Objective: Because of the shortcome of the opportunities for higher education in Turkey, some of the students graduating from the high school register to departments which they do not really want, just to be a university graduate. The aim of this study is to determine the impact of the students' opinions about their department, self-reported reason for continuing their education in that specific department, satisfaction with various aspects of university experience on the student's life satisfaction. Method: 373 university students were administered Beck Depression Inventory (BDI), Beck Hopelessness Scale (BHS), Satisfaction with Life Scale (SWLS), Spielberger State-Trait Anxiety Inventory (SSAI and STAI respectively), personal data inquiry form and evaluation of the university education form. Results: Multiple linear regression analysis revealed that BHS, satisfaction with education, STAI scores, desire for being in the department, self reported mental health, job expectancies and the reason for choosing the specific department were the predictors of life satisfaction. The life satisfaction and satisfaction with education of the students who registered to the department just to be a university graduate are significantly lower, and BHS and BDI scores were higher than those of the students who entered the department because they specifically wanted that area. Conclusion: In our education system, being able to enter a university education program might seem as overcoming an important obstacle, however continuing an education in which one is not really interested in, has a negative influence on life satisfaction.

3.
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniğine Başvuran Hastalarda Belirtiler, Tanılar ve ¦ Tanıya Yönelik İncelemeler
Symptoms, Diagnoses and Diagnostic Procedures of Patients who Presented to the Child and Adolescent Psychiatry Outpatient Clinic
Şahbal Araş, Gülşen Ünlü, Fatma Varol Taş
Sayfalar 28 - 37
Amaç: Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran hastaların yakınmalarını, tanılarını ve tanıya yönelik incelemeleri araştırmak. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine 2002 yılının ilk altı ayı içinde başvuran 523 erkek, 299 kız hastanın dosyası, başvurudan 1-1.5 yıl sonra geriye dönük olarak incelenmiştir. Dosyaların standart bölümlerine kaydedilmiş olan belirti ve tanılar ile izlem sürecinde kaydedilen tanıya yönelik incelemeler değerlendirilmiştir. Bulgular: 'Aşırı hareketlilik1, 'dikkat dağınıklığı', 'ders başarısızlığı' ve 'kekeleme' erkeklerde kızlara göre anlamlı düzeyde fazla oranda bulunan başvuru yakınmalarıdır. 'Aile ilişki sorunu', 'mutsuzluk-karamsarlık- isteksizlik', 'bunaltı-sıkıntı-huzursuzluk', 'fiziksel yakınmalar' ve 'özkıyım girişimi-kendine zarar verme' kızlarda erkeklere göre anlamlı düzeyde fazla oranda bulunmuştur. DSM-IV tanıları değerlendirildiğinde, 227 (%28.7) olguda eştanı(lar) olduğu bulunmuştur. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ile en fazla bir arada bulunan tanılar enürezis ve öğrenme bozukluklarıdır. Anksiyete bozuklukları ile en fazla bir arada olan tanı depresyondur. Erkeklerde dışa yönelim sorunları ve iletişim bozuklukları, kızlarda ise içe yönelim sorunları anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. Olguların %19.5'inde uygulanan zeka testi, en fazla gerçekleştirilen tanıya yönelik incelemedir. Randevuya devam etmeme oranı %79.3'tür. Sonuç: Bu çalışmada saptanan bulgular, çocuk psikiyatrisi hizmetlerinin iyileştirilmesinde yararlı olabilir.
Objective: To evaluate symptoms, diagnosis and diagnostic procedures of patients who presented to the child and adolescent psychiatric outpatient clinic. Method: The files of 523 male and 299 female patients who presented to Dokuz Eylül University Child and Adolescent Psychiatry outpatient clinic over first six months of 2002 were retrospectively assessed 1 to 1.5 years after presentation. Symptoms and diagnoses recorded in the standardized parts of the patient files and diagnostic procedures recorded in the patient files during follow-up process were evaluated. Results: Rates of 'over-activity1, 'distractibiIity1 and 'academic failure' among males were significantly higher than among females. Rates of 'family relationship problem', 'unhappiness-pessimism-unwillingness', 'physical complaints' and 'suicide attempt-self harm' among females were significantly higher than among males. According to the DSM-IV diagnoses, 227 (%28.7) cases had a comorbid diagnosis. The most frequent comorbid diagnoses of attention deficit hyperactivity disorder were enuresis and learning disorders. The most frequent comorbid diagnosis of anxiety disorders was depression. Males were significantly more likely to have externalizing problems and communication disorders and females were significantly more likely to have internalizing problems. Intelligence test which was administered to %19.5 of the cases was the most frequent diagnostic procedure. The nonattendance rate was 79.3%. Conclusion: The results of this study may be useful for improving child psychiatry services.

4.
Boşanma Sürecinde Kriz Merkezine Başvuran Kadınların Retrospektif Olarak Değerlendirilmesi
Retrospective Evaluation of Women who Applied Crisis Center in Divorce Duration
Özge Uçan
Sayfalar 38 - 45
Amaç: Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı; boşanmanın bir kriz durumuna dönüştüğü durumlarda, Kriz Merkezi'ne yapılan kadın başvurularının boşanma nedenleri açısından değerlendirilmesi, hangi durumların presipitan olarak belirdiğinin saptanmasıdır. Yöntem: Ankara Üniversitesi Psikiyatrik Kriz Merkezi'ne son beş yıl içinde başvuran 110 kadına ait takip kartlarının analizi şeklinde retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 10.0 kullanılarak sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmada; sosyodemografik özellikler, evlilik şekli, evlilik süresi, evlilik yaşantısında önde gelen sorunlar, boşanmayı gündeme getiren presipitan faktörler ve boşanma sürecinde ortaya çıkan psikiyatrik durumlar dikkate alınmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularında, boşanma sürecinde iken Kriz Merkezi'nde takip edilen kadınların evlilik öykülerinde şiddete maruz kalma, eşin ailesiyle yaşanan sorunlar, alkol kullanımının sıklıkla bulunmaktadır. Bununla birlikte boşanmayı gündeme getiren nedenler sadakatsizlik ve şiddetin derecesinin arttığı tartışmalar olarak belirmektedir. Bazı durumlarda kadınlar boşanmak istemesine rağmen, evliliği sürdürmek zorunda kalmaktadır. Sonuç: Bireyleri, varsa özellikle çocukları derinden etkileyen bir deneyim olarak karşımıza çıkan ve bireylerin yaşamında birtakım değişikliklere uyum sağlamasını gerektiren boşanma bu özelliği nedeniyle kriz potansiyeli taşımaktadır. Gerek eşler ve gerekse çocuklar açısından zorlayıcı bir dönem olan boşanma sürecinde profesyonel yardım almanın önemi büyüktür. Bireyler bu konuda bilinçlendirilmelidir.
Objectives: The aim of this descriptive study is to evaluate women's applications to Crisis Center in the aspect of the reasons and precipitant factors of divorce which yield to a crisis condition. Method: It was evaluated retrospectively as the analysis of follow-up cards of 110 women applied Ankara University, Center of psychiatric Crisis in last five years. The data reached was classified by using SPSS 10.0. In this classification, socio-demographic features, marriage type, marriage duration, the questions taking place in marriage, main factors bringing divorce up and psychiatric situations appearing in divorce duration were taken into consideration. Results: In the findings of the research, situations such as violence, problems with the husband's family, frequent alcohol usage, arguments with the husband's family as precipitant, dismissing after violence and extramarital relationship of the applicant is or the husband have been observed in the divorce process in the history of the applicant women. Under some situations, although women want to divorce, they have to continue their marriage. Conclusion: Divorce is a social experience, which deeply effects individuals and especially children, if there are any, and therefore necessitates individuals to make and adapt to some changes in their lives. Considering the negative effects of the divorce on mental health of the individuals and their children, professional aid has a great importance. Individuals should be made conscious of this subject.

OLGU SUNUMU
5.
Tıbbi Tedavilerin Yetersiz Kaldığı Bir Endokrin Bozukluk Olgusu
A Case of Endocrinological Disorder that the Medical Treatments are not Sufficient
Ahmet Tiryaki, Evrim Özkorumak
Sayfalar 46 - 52
Addison hastalığının depresyon, hipokondriyazis ya da kronik anksiyete bozukluğu olarak yanlış tanı alması çok nadir bir durum değildir. Addison hastalığında aldos- teron ve kortizol yetersizliği vardır. Hastalarda hormon yetersizlikleri halsizlik, kilo kaybı, gibi birçok özgün olmayan belirti ve bulgulara yol açar. Doğru tanının konması çoğu zaman ancak hastalığın ileri dönemlerinde bir Addison krizi ile mümkün olabilmektedir. Tanının atlanması letarji, kilo kaybı ve dolaşım bozukluğu gibi nedenlerle hastalık ve ölümlere sebep olabilir. Son 6 aydır kendini mutsuz hissetme, halsizlik, hayattan zevk alamama şikâyetleri olan otuz-yedi yaşında, evli, kadın hasta; bulantı ve kusma, ciltte belirginleşen koyulaşma, unutkanlık ve bayılma belirtileri için birkaç kez hekimlerce incelenmiş ancak uygun bir tanı ve tedavi değerlendirmesi yapılamamıştır. Hasta bu şikâyetler ile psikiyatri servisine kapsamlı klinik değerlendirme ve yataklı tedavi için kabul edilmiştir. Ruhsal durum muayenesinde çökkün duygudurum, karamsarlık düşünceleri başta olmak üzere ilgili belirtilere dayanarak hastaya depresyon tanısı konmuştur. Bütüncül klinik değerlendirmenin sonunda Addison hastalığı tanısı konulan hasta uygun tedavinin yürütülmesi amacı ile ilgili bölüme devredilmiştir. Bu sunumda erken dönemde psikiyatrik belirtilerle başvuran bir Addison hastalığı olgusu ile psikiyatride bütüncül klinik değerlendirmenin önemi ve ikincil ruhsal bozukluklar tartışılacaktır.
Addison's disease is sometimes misdiagnosed as depression, hypochondriasis, and chronic anxiety disorder. Aldesterone and cortisol insufficiency is the major pathophysiological mechanism related with the symptoms and signs frequently seen in Addison's disease. Because of hormonal depletion some nonspecific clinical sings and symptoms such as fatigue, loss of weight loss may occur at early stages of the disease. The accurate diagnosis may be possible at late stage by Addisonian crisis. Missed diagnosis can result in a significant morbidity due to lethargy and weight loss and mortality due to circulatory collapse. A 37-year-old, married female patient presented with a 6-month history of depressive mood, general fatigue, loss of interest was examined with nausea, vomiting, hyperpigmentation, forgetfulness and fainting by several physician but appropriate diagnostic and therapeutic assessment was not carried out. She was admitted to psychiatric in-patient clinic in order to make a complete clinical examination and inpatient treatment. Based on mental state examination revealing depressed mood and hopelessness she was diagnosed as having depression. Following diagnosis of Addison's disease as a result of complete clinical evaluation, she was transferred to the respected department. This case highlights significance of complete evaluation and secondary psychiatric disorders with an overlooked or misdiagnosed Addison's disease presenting with psychiatric features in the early stage.

6.
Kavum Septum Pellusidum ile Obsesif Kompulsif Bozukluk ve Tourette Bozukluğu ¦ İlişkisi: Bir Olgu Sunumu
The Relationship of Cavum Septum Pellucidum with Obssessive Compulsive Disorder and Tourette Disorder: A Case Report
Elif Onur, Tunç Alkın, Emel Ada
Sayfalar 53 - 57
Normal fetal gelişim sırasında septum pellusidumun oluşumu komşu limbik yapıların gelişimi ile eş zamanlıdır. Bu yapılarda meydana gelen disgenezisinin yapışma sürecini bozarak kavum septum pellusidum (KSP) oluşumuna yol açabileceği varsayılmaktadır. Dolayısıyla, KSP'nin çocuklukta ve erişkinlikte saptanmasının söz konusu yapılardaki olası embriyonel gelişim bozukluklarını yansıtabileceği öne sürülmüştür. Normallerde de sık saptanmasından dolayı, KSP'nin ancak geniş olması halinde patolojik süreçlerle ilişkilendirilebilir. Şizofreni ile “geniş KSP" ilişkisi birçok araştırmayla gösterilmiştir. KSP'nin diğer nöropsikiyatrik bozukluklarla ilişkisi henüz açıklığa kavuşmamıştır. Anksiyete bozuklukları alanında KSP ile ilgili olarak literatürde yalnızca panik bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu konusunda bildiriler bulunmaktadır. Bu yazıda obsesif kompulsif bozukluk ve Tourette bozukluğu tanısı alan bir olguda saptadığımız “geniş KSP'nin" (18 x 13.5 x 20 mm) önemi, ilgili literatüre temelinde ve anksiyete bozuklukları bağlamında tartışılmıştır. Gelecekte KSP'nin, intrauterin dönemdeki nörogelişimsel bozulmaları yansıtan bir bulgu olarak başta obsesif kompulsif bozukluk olmak üzere tüm anksiyete bozukluklarındaki varlığının ve olası ilişkisinin araştırılması, bu bozuklukların etyopatogenezinin anlaşılmasına katkıda bulunabilir.
In normal fetal development, the formation of septum pellucidum occurs at the same time with the development of the neighboring limbic system structures. It was hypothesized that the dysgenesis of these structures leads to arrest of the fusion process, and thus resulting formation of cavum septum pellucidum (CSP). There is a high variance in the prevalence of CSP in normal adults. Hence, it was suggested that only large CSP is related with pathological processes. Several magnetic resonance imaging studies have reported a higher prevalence of enlarged CSP in patients with schizophrenia than in normal subjects. However the relationship of CSP and other neuropsychiatric disorders remained unresolved. In the context of anxiety disorders only reports on the relationship of CSP and panic disorder, and post-traumatic stress disorder were available in literature. In this report we present an obsessive compulsive disorder and Tourette disorder case with enlarged CSP (18 x 13.5 x 20 mm) detected by brain tomography. The importance of enlarged CSP was discussed in the context of anxiety disorders. CSP, which is a sign reflecting neurodevelopmen- tal disturbance, should be considered in understanding the etiopathogenesis of anxiety disorders. It is relevant to investigate in future studies the prevalence and relationship of CSP with other structural abnormalities in patients with obsessive compulsive disorder.

 
 
Copyright © 2020 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale