ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153 | English
 
Cilt : 21   Sayı : 3   Yıl : 2018
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


 
J Clin Psy: 20 (4)
Cilt: 20  Sayı: 4 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Ruh Sağlığı Yasa Tasarısı
Draft mental health law
Burhanettin Kaya
Sayfalar 253 - 254
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA MAKALESI
2.
Aile Bağımlılık Profil İndeksinin Geliştirilmesi, Geçerlik ve Güvenirliği
Addiction Profile Index-Family (BAPİ-A): The Study of Validity and Reliability
Kültegin Ögel, Hande Çelikay, Aslı Başabak
doi: 10.5505/kpd.2017.46220  Sayfalar 255 - 262
GİRİŞ ve AMAÇ: Bağımlılık aileyi de etkileyen ve tedavide ailenin katılımını da gerektiren bir hastalıktır. Bu nedenle aile özelliklerinin saptanması, tedavinin düzenlenmesine katkıda bulunacaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Aile Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ-A) ölçeği ailenin kural koyma, sorumluluk verme, çatışma çözme becerilerini, aile içi bağları ve ailenin bağımlıya karşı tutumunu değerlendirme amacıyla 10 sorudan oluşan bir ölçek olarak geliştirilmiştir. Bağımlılık kliniğine başvuran bağımlıların; ebeveyn, eş ve diğer yakınlarına geliştirilen bu ölçek ve Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Uygulama 15 gün sonra tekrarlanmıştır.
BULGULAR: Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0.82 bulunmuştur. Açıklayıcı faktör analizinde toplam varyansın %30,81'ini açıklayan 4 faktör elde edilmiştir. Bunlar "ilişkisel beceriler", "aile içi bağlar" ve "bağımlıya karşı tutum " olarak adlandırılmıştır. Aile değerlendirme ölçeği ortalama toplam puanı ile BAPİ-A ölçeğinin ortalama toplam puanı 0,52 (p<0.01) düzeyinde bağlantılı bulunmuştur. BAPİ-A'nın ilk ve son test uygulamaları arasında korelasyon 0,67 (p<0.01) olarak saptanmıştır. Bağımlı üyesi olan ve olmayan ailelerin ölçek puanı karşılaştırıldığında toplam puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bağımlının ebeveyn, eş ve diğer yakınları değerlendirmeye ayrıca alındığında benzer bulgular elde edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Aile Bağımlılık Profil İndeksinin (BAPİ-A), kural koyma, sorumluluk verme ve çatışma çözme gibi aile içi ilişkisel becerileri, aile bağlarını ve yakınların bağımlıya tutumunu ölçen, geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu söylenebilir.
INTRODUCTION: Addiction is a disease that affects the family and also requires family’s participation on treatment. Therefore, determination of the family property will contribute to organize the treatment.
METHODS: Addiction Profile Index-Family (BAPİ-A) was developed as a scale consisting of 10 questions to asess family’s abilities to set rules, give responsibility, resolve conflict, family bond and the attitude of the family towards the addict. BAPİ-A developed on practiced with parents, spouces and their relatives of addicts applied the Addiction Clinic and Family Assessment Device (ADÖ) were applied. The application was repeated after 15 days.
RESULTS: Cronbach Alpha coefficient of the scale was found as 0.82. 4 factors explained %30.81 of the total variance were obtained on explanatory factor analysis. These factors were named “establish relationship”, “family bonds” and “attitude towards the addict”. A correlation of 0.52 (p<0.01) was found between the average total scores of ADÖ and BAPİ-A. The correlation of between pre-test and post-test of BAPİ-A was found 0.67 (o<0.01). When comparing the scale scores of families that have an addict member and not, the variance between average total scores was found statistically significant. And also similar findings were obtained when parents, spouces and other relatives were evaluated.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Thus, the Addiction Profile Index-Family (BAPİ-A) can be used as a valid and reliable instrument to asses family’s abilities to set rules, give responsibility, resolve conflict, and establish relationship, family bonds and the attitude towards the addict.



3.
Çocuk Psikiyatri Hastalarında Yatış Süresine Etki Eden Faktörler
Factors Effecting Length of Stay in Child Psychiatry Hospital Setting
Miraç Barış Usta, Emre Ürer, Armağan Aral, Gökçe Nur Say, Koray Karabekiroğlu
doi: 10.5505/kpd.2017.28290  Sayfalar 263 - 267
GİRİŞ ve AMAÇ: Ülkemizde yataklı hizmet veren çocuk ve ergen psikiyatri kliniklerinin sayısının az olması nedeniyle bu yaş grubunda literatürde kısıtlı veri bulunmaktadır. Bu çalışmada Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’ne yatarak sağaltım gören çocuk ve ergenlerde yatış süresine etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2013 - Aralık 2015 tarihleri arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikiyatri Servisinde yatarak tedavi gören ve yaşları 11-18 arasında değişen 194 çocuk ve ergen hastanın hastane kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Yatış süreleri ve çoklu yatışa etki edebilecek klinik ve sosyodemografik veriler için ANOVA ve logistik regresyon analizleri yapılmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya alınan hastaların 138'i kız, 56'sı erkek cinsiyetteydi. hastaların en fazla aldığı yatış tanısı Major Depresif Bozukluk’du (n: 79, %41.1) ve ortalama yatış süresi 8.43 gündü. Ortalama yatış süresi en uzun olan grup Psikotik Bozukluk grubuydu (n: 17, ort: 19.92 gün, p: 0.01). Çoklu yatış risk faktörleri için yapılan logistik regresyon analizinde; kız cinsiyetin (OR: 2.02) ve MDB tanısının (OR: 1.51) çoklu yatış için risk oluşturduğu saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda Major Depresif Bozukluk ve kız cinsiyette olmanın çoklu yatışlar için risk faktörü olduğu gözlemleniştir. Hastalara ait klinik ve sosyodemografik özellikler tedavi planı içerisinde hastaneye yatış için öngörücü olabilir.
INTRODUCTION: Due to the low number of children and adult psychiatric clinics serving in our country, there is limited data in this age group in the literature. In this study, it was aimed to determine the factors affecting the duration of admission in children and adolescents receiving treatment in Samsun Ondokuz Mayıs University Medical Faculty Psychiatry Clinic.
METHODS: Hospital records of 194 children and adolescents aged between 11 and 18 years who were hospitalized at Ondokuz Mayıs University Psychiatric Service between January 2013 and December 2015 were retrospectively reviewed. ANOVA and logistic regression analyzes were performed for clinical and sociodemographic data that could effect hospitalization times and multiple admission.
RESULTS: 138 of the patients were female and 56 were male. Major depressive disorder patients (n: 79, 41.1%) and the average duration of hospitalization were 8.43 days. The group with the longest mean duration of admission was the Psychotic Disorder group (n: 17, mean: 19.92 days, p: 0.01). In logistic regression analysis for multiple risk factors, Female gender (OR: 2.02) and MDD diagnosis (OR: 1.51) were found to be risk factors for multiple admission.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, it was observed that the presence of Major Depresive Disorder and female gender was a risk factor for multiple admission. Clinical and sociodemographic features of the disease can be predictive of hospitalization within the treatment plan.

4.
Gazi Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde Yatan Hastaların Sosyal Güvenlik Kurumuna Fatura Edilen Tedavi Maliyetlerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Treatment Costs Invoiced to the Social Security Institution for Inpatients Hospitalized In Psychiatric Ward of Gazi University Hospital
Cemal Koçak, Mustafa Necmi İlhan, Aslı Kuruoğlu
doi: 10.5505/kpd.2017.66588  Sayfalar 268 - 275
GİRİŞ ve AMAÇ: Psikiyatrik hastalıklar sık görülmeleri, tekrarlamaları ve kronikleşebilmeleri nedeniyle yeti yitimine yol açabilirler. Bu yüzden maliyetleri yüksektir. Bu çalışmada, Gazi Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Servisi’ne 2015 yılında yatırılan hastaların sosyal güvenlik kurumuna fatura edilen yatış maliyetlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İstatistiksel analiz için SPSS 21,0 kullanılmış, tanımlayıcı veriler sıklık, yüzde, ortalama±standart sapma olarak sunulmuş, kategorik değişkenlerin değerlendirmesinde Pearson ki-kare, normal dağılmayan bağımsız gruplarda Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis Testleri kullanılmıştır. Farklı özelliklerin maliyetleri öngörüleri lojistik regresyonla, değişkenler arasındaki ilişki Spearman Korelasyon Testiyle değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir.
BULGULAR: Çalışmada 389 hasta yer almaktadır. Hastalarda en sık şizofreni (%38,8), depresyon (%26,1) ve bipolar bozukluk (%16,0) görülmüştür. Erkeklerde şizofreni (%47,6), kadınlarda depresyon (%31,8) ilk sıradadır. Hasta başına ortalama günlük maliyet 120,4 TL (44,7 USD), yatış maliyeti 3181,0 TL (1182,6 USD)‘dir. Erkeklerin yatış maliyeti 2922,0 TL, kadınlarınki 3495,3 TL’dir (p=0,005). Yatış maliyeti en yüksek 3757,6 TL (1397,0 USD) ile bipolar bozukluk, en düşük 1864,7 TL (693,2 USD) ile alkol ve madde kullanım bozukluklarıdır (p=0,024). Şizofreniye göre; depresyon bozuklukları 2,56 kat, bedensel belirti bozuklukları ise 6,25 kat yatış maliyetini azaltmaktadır. Günlük maliyeti en yüksek 130,7 TL (48,5 USD) ile nörobilişsel bozukluklar, en düşük 107,5 TL (39,9 USD) ile beslenme ve yeme bozukluklarıdır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Paket ücret uygulaması, hesaplama kolaylığı sağlasa da hangi kalemlerin ne kadar gider oluşturduğunu hesaplamayı güçleştirmektedir. Her hasta aynı değildir ve aynı giderlere sahip olmaları beklenemez. Tedavilere standart ücretler belirlemek yerine daha şeffaf bir sistemin kurulmasına ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Psychiatric illnesses could cause disability due to their commonly occuring, tendency to recur and chronic character.Thence, psychiatric patients’ treatment costs are high.In this study we aimed to evaluate treatment costs for patients who were hospitalized into Gazi University Hospital Psychiatric Ward in 2015.
METHODS: Quantitative data analysis was executed using software program SPSS 21.0 descriptive values were given such as frequency, percent, mean±standard deviation.A Pearson Chi-square Test was used for cathegorical variables, a Mann-Whitney U and a Kruskal Wallis Test was used in independent groups lacking normal distribution.Hospital stay time and treatment costs predictions of different features were assessed with logistic regression.The relationship between variables was measured using Spearmen Correlation Test.Statistical significance level was set as p<0.05.
RESULTS: There are 389 patients in the study.Schizophrenia (%38.8) was the mostly encountered disease in the patient group, followed by depression (%26.1) and bipolar disorder (%16).Among male schizophrenia patients(%47.6) was the most while depression patients(%31.8) was the most among female patients.Average cost per inpatient day was 120.4 TL(44.7 USD), average cost of hospitalization was 3181.0 TL(1182.6 USD).Average cost of hospitalization for men was 2922.0 TL, for women was 3495.3 TL (p=0.005).Bipolar disorder hospitalization cost was the highest costing 3757.6 TL(1397,0 USD), alcohol and drug use disorder hospitalization cost was the least costing 1864.7 TL(693.2 USD) (p=0.024).Depression disorders reduce 2.56 times, somatoform disorders 6.25 times reduces the cost of hospitalization than schizophrenia.Average cost per inpatient day in neurocognitive disorders costing 130.7 TL(48.5 USD) was the highest and in eating disorders was the least, costing 107.5 TL(39.9 USD).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Payment package applications, as though they provide an ease of calculation, make it harder to discriminate which facility costs for how much.Not every patient is same thus none of their treatment costs could expected to be the same.Setting standard payments for patient treatment is argumentative.More transparent systems are needed.

5.
Kadına Psikolojik Eziyet Envanteri Kısa Formu Türkçe Uyarlaması
Psychological Maltreatment of Women Inventory Short Form - Turkish adaptation
Nevra Cem Ersoy, Olga Selin Hünler, Yudit Namer
doi: 10.5505/kpd.2017.76588  Sayfalar 276 - 286
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Kadına Psikolojik Eziyet Envanteri’nin (Tolman 1989) kısa formunun Türkçeye uyarlanmasıdır. Çalışmada ölçeğin Türkçe kısa formunun psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya yaşları 23-55 arasında değişen (Ort.= 32; ss =1,32) ve uygulama esnasında evli (%48) ya da romantik ilişkisi olan (%47) toplam 852 kadın katılmıştır. Soru formu Kadına Psikolojik Eziyet Envanteri (KPEE), Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği (BEDÖ) ve demografik bilgi formundan oluşmaktadır. Doğrulayıcı yapı geçerliliği için Temel Bileşenler Analizi yapılmış, ayırt edici geçerliliği hesaplamak için de BEDÖ ölçek toplam puanı ile KPEE arasında Pearson Bağıntı Katsayılarına bakılmıştır. İç tutarlılık için Cronbach alfa iç tutarlık katsayıları, iki yarım test güvenirliği hesaplanmıştır.
BULGULAR: Üç faktörlü yapı (Kısıtlama/Suçlama/Tehdit; Duygusal-Sözel Şiddet; Sorumluluk) varyansın %64,3’ünü açıklamıştır. Tüm ölçeğin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alfa),93; iki yarım test güvenirlikleri, birinci ve ikinci yarı için sırasıyla,90 ve,87; iki yarı arası bağıntı düzeyi de,71 olarak bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kadına Psikolojik Eziyet Envanteri Türkçe Kısa Formu evli ya da romantik ilişkisi olan kadınların yaşadıkları psikolojik eziyeti ölçmek için kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır.
INTRODUCTION: This study aims to adapt a short form of Psychological Maltreatment of Women Inventory (Tolman 1989) to Turkish and to examine the psychometric properties of the Turkish short form.
METHODS: Participants were 852 women between the ages of 23-55 (M=32; SD=1.32), who were either married (48%) or in a romantic relationship (47%) during data collection. The questionnaire was comprised of Psychological Maltreatment of Women Inventory (PMWI), Submissive Acts Scale (SAS) and demographic information form. Principal Components Analysis was used for confirmatory construct validity, and Pearson correlation coefficients between SAS and PMWI total scores were calculated for discriminatory validity. Cronbach-Alpha internal consistency coefficients and split-half reliability were measured to establish internal consistency.
RESULTS: The three-factor (Restriction/Blaming/Threat; Emotional-Verbal Violence; Responsibility) structure explained 64.3% of variance. Internal consistency coefficient (Cronbach-Alpha) was found to be.93; split half reliability was found to be.90 and.87 for the first and second halves, respectively, and the correlation between the two halves were found to be.71.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The Turkish short form of Psychological Maltreatment of Women Inventory is a valid and reliable tool to measure psychological maltreatment experienced by married women, or women in romantic relationships.

6.
Çocuk ve Ergen Psikiyatri Konsültasyonların Değerlendirilmesi
Evaluation of Child and Adolescent Psychiatry Consultations
Özge Gözaçanlar Özkan, Şermin Yalın Sapmaz, Hasan Kandemir
doi: 10.5505/kpd.2017.43513  Sayfalar 287 - 293
GİRİŞ ve AMAÇ: Bir üniversite hastanesinde farklı kliniklerde yatarak tedavi gören hastalardan istenen çocuk psikiyatrisi konsültasyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 01.07.2016-31.12.2016 tarihleri arasında konsültasyon istenen ve tanıları DSM-5’e göre konulmuş olan hastaların kayıtları geriye dönük olarak taranmıştır. Hastaların sosyodemografik bilgileri, bedensel hastalık tanıları, konsültasyonun istendiği bölüm, konsültasyonun istenme nedeni, konsültasyon sonucunda saptanan psikiyatrik tanıları ve psikiyatrik tedavi sürecine ilişkin veriler incelenmiş ve SPSS 15.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir.
BULGULAR: Altı aylık süre içinde yatarak tedavi gören 55 çocuk için çocuk psikiyatrisi konsültasyonu istenmiştir. Konsültasyon istenen olguların %63.6’sı kız, %36.4’ü erkek ve yaş ortalaması 13.2 ± 3.6 olarak bulunmuştur. Konsültasyonlar değerlendirildiğinde en sık %23.6 ile intihar girişimi nedeniyle konsültasyon istendiği ve %83.6 ‘sının en az bir ruhsal bozukluk tanısı aldığı saptanmıştır. En çok konulan tanı %36.4 ile major depresyon olmuştur ve değerlendirilen olguların %38.2’sine ruhsal bozukluk nedeniyle psikotrop tedavi önerilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda, konsültasyon istenen çocuk ve ergenlerde psikopatoloji oranı oldukça yüksek (%83.4) saptanmasına rağmen konsültasyon istenme oranları düşük bulunmuştur. Bu durum psikiyatri dışı alanlarda çalışan hekimlerin çocuklardaki psikiyatrik belirtileri anlama ve değerlendirme konusunda zorluklar yaşadığını ve psikiyatrik hastalıkların daha iyi tanınabilmesi için hekimler arası işbirliğinin artırılması gerektiğini düşündürmüştür.
INTRODUCTION: This study was conducted to evaluate child psychiatry consultations of patients which were stayed in different clinics in a university hospital.
METHODS: The records of the patients who were consulted in between 01.07.2016 and 31.12.2016 and was made diagnosis according to DSM5 was scanned restrospectively. The sociodemographic information of the patients, the diagnosis of physical illness, the clinic requested for consultation, the reason for the consultation, the psychiatric diagnoses determined in the consultation result and the psychiatric treatment process were analyzed by using the SPSS 15.0 program.
RESULTS: : Psychiatric consultation was requested for 55 inpatient children within a six-month period. %63.6 of consulted cases was a girl, %36.4 of them was a boy and the average age was found as 13.2 ± 3.6. When the consultations were evaluated, it was determined that the 23.6% of the patients were consulted for suicide attempt and 83.6% of them had at least one mental disorder. The most common diagnosis was major depression in the rate of 36.4% and psychotropic treatment was recommended to 38.2% of evaluated cases because of the psychiatric disorder.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, it was found that the consultation rates were low despite the rate of psychopathology (83.4%) was rather high in consulated children and adolescents. This suggests that the doctors who are working in non-psychiatric areas are having difficulty understanding and evaluating the psychiatric symptoms in children and that the cooperation among physicians should be increased so that psychiatric illnesses can be better recognized.

7.
Bir eğitim ve araştırma hastanesinde EKT uygulamaları
ECT practice in a research and training hospital
Murat Açar, Almıla Erol
doi: 10.5505/kpd.2017.17363  Sayfalar 294 - 300
GİRİŞ ve AMAÇ: Elektrokonvulzif terapi (EKT) başta duygudurum bozuklukları olmak üzere pek çok psikiyatrik rahatsızlıkta kullanılan bir tedavi yöntemidir. EKT endikasyonları ve uygulamaları ülkeden ülkeye, hatta klinikten kliniğe değişiklik gösterir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif nitelikteki çalışmamızda, kliniğimizdeki 10 yıllık EKT uygulamalarını, endikasyonları ve olumsuz etkileri 75 hastanın dosya taraması ile incelemeyi amaçladık.
BULGULAR: Çalışmamızda sık EKT endikasyonu psikotik bulgulu depresyon olarak saptandı. Tüm olguların klinik global izlenim ölçeklerindeki değişim 1,9 ±0.9 olarak bulundu. Şizofreni hastalarının KGİ ölçekleri, depresyon hastalarından anlamlı derece daha yüksek düzelme gösterdi. Olguların %64,3'ünde herhangi bir olumsuz etki gözlenmezken en sık olumsuz etki uzamış nöbet idi. EKT uygulamaları ve olumsuz etkileri yaş ve cinsiyetler arası farklılık göstermiyordu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: EKT farklı yaş grupları ve cinsiyetteki duygudurum bozukluğu ve şizofreni hastalarında güvenilir ve etkin bir tedavi yöntemidir. Kliniğimizde düşük yan etki oranı ve yüksek verimlilik ile uygulanan EKT verilerimizin, ülkemizdeki klinik pratiğe katkıda bulunacağını düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: Electroconvulsive therapy (ECT) is a treatment method for many psychiatric disease, mood disorders particularly. ECT indications and practice differs among countries, even among clinics in the same country.
METHODS: We aim to investigate 10 years of ECT indications, practice and complications of 75 patients files with our retrospective study in our hospital.
RESULTS: The most common ECT indication was major depression with psychotic features. Clinical Global Impression Scale (CGI) improvement was 1,9 ± 0.9. Schizophrenia patients statistically had better CGI improvement scores compared to depression patients. No side effect was observed in 64,3% of the patients and the most common side effect was prolonged seizure. There was no ECT practice and side effect difference between different age and gender groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: ECT is a safe and effective treatment strategy for different age and gender groups who have mood disorders or schizophrenia. We believe our clinic's ECT data which proves to be with low side effect and effective will contribute ECT practice in our country.

8.
Şizofreni Hastalarında Hastalık Süresinin Klinik Özelliklere Etkisi
The Influence of Duration of Disease on Clinical Characteristics in Schizophrenia Patients
Demet Sağlam Aykut
doi: 10.5505/kpd.2017.50479  Sayfalar 301 - 307
GİRİŞ ve AMAÇ: Şizofreni nüfusun %1’ini etkilemekte olup klinik seyri oldukça değişkendir. Bu çalışmada şizofreninin uzamış hastalık sürecinde klinik görünümünün tanımlanmasına katkıda bulunmak amacıyla 10 yıldan kısa süreli ve 15 yıldan uzun süreli şizofreni hastalarının klinik özellikler açısından karşılaştırılması planlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya şizofreni tanısı konmuş 10 yıldan kısa süre takip edilen 71 hasta ve 15 yıldan uzun süre takip edilen 53 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalara Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PNSÖ), Calgary Şizofrenide Depresyon Ölçeği (CŞDÖ), Yaşamdan Hoşnutluk ve Doyum Anketi Kısa Formu (Quality of Life Enjoyment and Satisfaction Questionnarie; Q-LES-Q), Ekstrapiramidal Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (EBDÖ), UKU (UgvalgforKliniskeUndersgelser) Yan Etki Derecelendirme Ölçeği, İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Ölçeği (İÜBDÖ) ve Morisky Tedavi Uyum Ölçeği (MTUÖ) uygulanmıştır.
BULGULAR: PNSÖ Negatif belirtiler alt ölçeği, ÇŞDÖ, İÜBDÖ ve MTUÖ puanları 15 yıl ve daha uzun hastalık süresine sahip hasta grubunda 10 yıl ve daha kısa hastalık süresine sahip hasta grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksektir. UKU yan etki değerlendirme ölçeğinin nörolojik alt ölçek puanları iki grup arasında karşılaştırıldığında; 15 yıl ve daha uzun hastalık süresine sahip hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma sonucunda, şizofreni tanılı hastalarda hastalık süresi uzadıkça negatif ve depresif belirtilerde artmanın yanı sıra hastaların hastalığa dair içgörü düzeylerinin ve ilaç uyumlarının arttığı gösterilmiştir. Uzamış hastalık süresine sahip şizofreni hastalarında; şizofreni hastalığının gidiş özelliklerinin neler olduğu ve bu gibi durumlarda hasta takibinde dikkate alınacak unsurlara yönelik daha büyük ölçekli, ileriye dönük planlanmış çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmektedir.
INTRODUCTION: Schizophrenia affects 1% of the population and the clinical course is highly variable. In this study, we aimed to compare the clinical characteristics of patients with schizophrenia longer than 10 years and longer than 15 years in order to contribute to the identification of the clinical appearance of schizophrenia in the prolonged disease process.
METHODS: 71 patients who were diagnosed with schizophrenia for a short period of 10 years and 53 patients who were followed for a period of 15 years were included. All of the patients were assessed by the Positive and Negative Syndrome Scale (PANSS), the Calgary Schizophrenia Depression Scale (CSDS), the Quality of Life Enjoyment and Satisfaction Questionnaire (Q-LES-Q), the Extrapyramidal Symptom Rating Scale The UKU (UgvalgforKliniskeUndersgelser) Side Effect Rating Scale, the Schedule for Assessing the Three Components of Insight and the Morisky Treatment Compliance Scale (MCQS) were administered.
RESULTS: The scores of PANSS Negative symptoms subscale, CBSS, BPRS and MTUS scores were statistically significantly higher in the patient group with a disease duration of 15 years or more than in the group with a disease duration of 10 years or less. When the neurological subscale scores of the UKU side effect assessment scale were compared between the two groups; they were statistically significantly higher in the patient group with a disease duration of 15 years or longer.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result of this study, it has been shown that, in patients with schizophrenia, the longer the illness is, the more negative and depressive symptoms increase, as well as the insight into the patient's illness and the increased drug compliance. It is seen that there is a need for larger scale, prospective planned studies for schizophrenic patients with prolonged disease duration, to understand what is going on schizophrenia and for factors to be taken into account in such cases.

9.
Depresyon tedavisinde grup psikoterapisi ve psikodramanın yeri
The role of group psychotherapy and psychodrama in the treatment of depression
Gülfizar Sözeri-Varma, Filiz Karadağ, Nalan Kalkan-Oğuzhanoğlu, Osman Özdel
doi: 10.5505/kpd.2017.86158  Sayfalar 308 - 317
GİRİŞ ve AMAÇ: Psikodrama depresyona yol açan etmenlerle ilgili bir formülasyon yapılmasını sağlamakta, hastaların içgörü kazanmasına ve iyileşmesine katkıda bulunulmaktadır. Psikodrama grup psikoterapisi uygulamaları ile hastalar hem grup çalışmasının tedavi edici etmenlerinden, hem de psikodramanın özgül teknik ve girişimlerinden yararlanabilmektedir. Bu çalışmada, antidepresan kullanımı olan depresyon hastalarında psikodrama grup psikoterapisi uygulama sürecinin özetlenmesi ve iyileşmeye katkıda bulunduğu düşünülen noktaların tartışılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya hafif-orta düzeyde depresyonu olan 15 hasta katıldı, grup sürecini 9 hasta tamamladı. Bu süreçte hastalara ilaç tedavisine ek olarak haftada 3’er saat olmak üzere 16 oturum grup psikoterapisi ve psikodrama çalışması uygulandı. Depresyonun şiddeti Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D17) ile belirlendi. İlk oturumda hastaların grup çalışmasından beklentileri soruldu ve yanıtlar kaydedilerek ortak bir liste oluşturuldu. Son oturumda bu beklentilerin gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların başlangıçtaki HAM-D17 puan ortalaması 13.33 (±2.39), grup sonunda 5.88 (±4.01) olarak belirlendi. Grubun sonunda depresif belirti şiddetinde anlamlı azalma tespit edildi (z=2.677, p=0.007, Wilcoxon testi). Hastaların grup psikoterapisi ve psikodramadan beklentileri gözden geçirildi. Grup sonunda hastalarda öfke kontrolünün arttığı, korkuların ve gerginliğin azaldığı, gruptan destek gördükleri ve kendilerini daha iyi tanıdıkları tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuçlarımız psikodrama grup psikoterapisinin depresyon tedavisinde iyileşmeye katkıda bulunduğunu düşündürmektedir. Psikodrama, depresyonun oluşumunda hangi etmenlerin rol oynadığının anlaşılmasına ve hasta tarafından da fark edilen bu etmenlerin değişimine katkıda bulunmuştur.
INTRODUCTION: Psychodrama enables a formulation related with the factors causing depression while contributing to the patients to acquire insight and get well. With psychodrama group psychotherapy applications, the patients can benefit from the treating factors of group study as well as the specific technique and interventions of psychodrama. The objective in this study was to summarize the psychodrama psychotherapy application process on depression patients with antidepressant use and to discuss the points which are thought to contribute to recuperation.
METHODS: A total of 15 patients with mild-moderate level of depression participated in the study and 9 patients completed the group process. In addition to medications, a total of 16 sessions of group psychotherapy and psychodrama studies were applied on the patients with 3 hours of each per week. The severity of depression was assessed via Hamilton Depression Rating Scale (HAM-D17). Expectations of the patients from group therapy were asked during the first session and a common list was prepared using the recorded responses. It was evaluated in the final session whether these expectations have been met or not.
RESULTS: The initial HAM-D17 score average of the patients was determined as 13.33 (±2.39), whereas it was determined as 5.88 (±4.01) at the end of the treatment. A statistically significant decrease was determined in the severity of depressive symptoms after treatment (z=2.677, p=0.007, Wilcoxon test). The expectations of the patients from group psychotherapy and psychodrama were revised. It was determined at the end of the treatment that anger control of the patients increased, fears and irritability decreased, that they received support from the group and that they understood themselves better.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our results lead us to think that psychodrama group psychotherapy contributes to recovery in depression treatment. Psychodrama has contributed to understanding which factors have played a role in the formation of depression and the changing of these factors realized by the patient as well.

DERLEME
10.
Fark Edilmeyen Gebelikler: Bir Gözden Geçirme
Unperceived Pregnancies: A Review
Nazan Aydin, Oğuz Omay, Esra Yazici, Melike Dönmez, Yüksel Kıvrak, Hazal Yavuzlar Cıvan, Çağla Cenker, Hilal Uslu Yuvacı
doi: 10.5505/kpd.2017.72681  Sayfalar 318 - 331
Gebeliğin ancak 20. haftayı geçtikten sonra fark edilmesi ya da doğuma kadar farkına varılamaması “fark edilmeyen gebelik” olarak değerlendirilir. Kişi gebeliğin fizyolojik belirtilerini fark etmemekte, karnındaki bebeğin varlığını bilmemekte ve ne duygusal ne de sosyal olarak annelik rolünü üstlenmemektedir. Dünyada her yaş, ırk, kültür ve sosyo ekonomik düzeydeki kişilerde gözlenebilecek bu gebeliği fark etmeme durumu, trajik sonuçlara yol açabilmesine rağmen maalesef yeterince bilinmemekte, bu durumu yaşayan kişiler yeterince anlaşılamamakta, dolayısıyla olumsuz yargı, suçlamalar ve hatta cezalandırmalara maruz kalabilmektedirler. Fark edilmeyen gebelik durumlarının sağlık çalışanlarınca da bilinmemesi ve akla gelmemesi anne ve bebek ölümleri ile sonuçlanabilmektedir. Adli bir süreç söz konusu olduğunda ise bu kişilerin içinde bulundukları durumun anlaşılması ve adli olarak uygun yaklaşımlarda bulunulması hayat kurtarıcı niteliktedir. Öte yandan, fark edilmeyen gebeliği olan kişilerle karşılaşan sağlık çalışanlarının gebeliği öğrendikten sonra gelişebilecek ya da önceden var olan ruhsal belirtiler açısından bu kişileri ruh sağlığı birimlerine yönlendirmeleri; ruh sağlığı çalışanlarının da bu olguların varlığının farkında olarak uygun desteği verebilmeleri gerekmektedir. Bu gözden geçirme yazısı ile fark edilmeyen gebeliklerin tıbbi, psikolojik, adli ve etik boyutlarıyla çok yönlü bir şekilde incelenmesi ve bu konuda farkındalık oluşturulması amaçlanmıştır.
"Unperceived pregnancy" is defined as a pregnancy noticed after the 20th week of gestation, sometimes not until birth. Women may not notice the physiological manifestations of pregnancy, may not know the existence of the growing baby and not take on the role of motherhood, neither emotionally nor socially. Despite its tragic consequences, this condition observed in women of all ages, races, cultures and socioeconomic levels in the world is unfortunately not well known and the women concerned are suffer misunderstandings. They may be exposed to negative judgments, accusations and even legal sentences. Furthermore, even health workers may not fully understand unperceived pregnancies and not consider it in their differential diagnosis. In extreme cases, this may lead to maternal and infant deaths. It is crucial for health workers who encounter unperceived pregnancies to refer these patients for mental health support, and for mental health professionals to be fully aware of the condition and provide appropriate support. When it comes to legal considerations, it is vital to understand the situation of these women and provide the appropriate forensic approach. This multidimensional review approaches unperceived pregnancies in their medical, psychological, legal and ethical aspects. We aim to raise awareness regarding unperceived pregnancies and help future developments on this issue.

EDITÖRE MEKTUP
11.
Çocuklarda ve Ergenlerde Paliperidonun Metabolik Etkileri: Bir Olgu Sunumu
Paliperidone Metabolic Effects in Children and Adolescents: A Case Report
Meltem Inci Kefal, Hasan Kandemir, Şermin Yalın Sapmaz, Masum Öztürk, Yekta Özkan, Özge Gözaçanlar Özkan
doi: 10.5505/kpd.2017.70288  Sayfalar 332 - 333
Çocuklar ve ergenlerde atipik antipsikotik kullanımı son yıllarda artmıştır. 16 yaşındaki erkek hasta, paliperidonu 3 yıl kullandığını ve bu dönemde kilo aldığını bildirmiştir. Kliniğimizde tedavi başlayınca çeşitli laboratuvar testleri yapıldı. Test sonucundan paliperidonun 3 yıllık kullanımının hastada açlık kan şekeri, total kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein, trigliserid ve prolaktin düzeylerini önemli ölçüde artırdığı açıktır. İlaç durdurulduktan sonra hastanın metabolik parametreleri normal aralığa düştü. Bu nedenle, paliperidon, 18 yaşın altındaki hastalar için yan etkilere dayalı olarak dikkatle kullanılmalıdır.
The use of atypical antipsychotics in children and adolescents has increased in recent years. A 16-year-old male patient reported that he had used paliperidone for 3 years and had gained weight during this period. Various laboratory tests were performed when the patient started treatment in our clinic. It is evident from the test result that 3-year use of paliperidone dramatically increased fasting blood sugar, total cholesterol, low-density lipoprotein, triglycerides and prolactin levels in the patient. The metabolic parameters of the patient decreased into the normal range once the medication was stopped. Thus, paliperidone should be used carefully based on the side effects for patients under 18 years of age.

 
 
Copyright © 2018 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale