| EDITÖRDEN | |
| 1. | Selam selam! Hello hello! Altan Eşsizoğludoi: 10.5505/kpd.2026.04820 Sayfalar 165 - 167 |
| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 2. | Bipolar bozuklukta intihar girişimleri: Kişilerarası duyarlılık ve algılanan bilişsel hataların rolü Suicide attempts in bipolar disorder: The roles of interpersonal sensitivity and perceived cognitive failures Betül Bakay, Fatmanur Akgün Kılavuzdoi: 10.5505/kpd.2026.15689 Sayfalar 168 - 178 GİRİŞ ve AMAÇ: İntihar davranışı, bipolar bozuklukta ötimik dönemlerde dahi önemli bir klinik sorun olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada, intihar girişimi öyküsü olan ve olmayan ötimik bipolar bozukluk hastalarında kişilerarası duyarlılık, algılanan bilişsel hatalar ve duygudurum belirtilerinin karşılaştırılması ve kişilerarası duyarlılığın intihar davranışı üzerindeki etkisinde algılanan bilişsel hataların aracı rolünün incelenmesi amaçlandı. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu kesitsel çalışmaya ötimik dönemde 68 bipolar bozukluk hastası dahil edildi. Katılımcılar intihar girişimi öyküsünün varlığına göre gruplara ayrıldı. Tüm katılımcılar Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği (HAM-A), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), Kişilerarası Duyarlılık Ölçeği (KİDÖ) ve Bilişsel Hatalar Ölçeği (BHÖ) ile değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmalar, korelasyon analizleri ve aracılık analizleri yapıldı. BULGULAR: İntihar girişimi öyküsü olan hastalarda HAM-D (p=.008), BHÖ (p=.005) ve KİDÖ toplam puanları (p=.033) daha yüksekti. Yaşam boyu intihar girişimi sayısı, algılanan bilişsel hatalar (r=.38, p<.01) ve kişilerarası duyarlılık (r=.26, p<.05) ile pozitif yönde korelasyon gösterdi. Tıbbi komorbidite kontrol edilerek yapılan bias-corrected bootstrap aracılık modelinde, algılanan bilişsel hatalar kişilerarası duyarlılık ile intihar girişimi sayısı arasındaki ilişkiye istatistiksel olarak aracılık etti (β=.138, p=.019); buna karşılık anksiyete ve depresif belirtiler için anlamlı bir aracılık etkisi saptanmadı. TARTIŞMA ve SONUÇ: İntihar girişimi öyküsü olan ötimik bipolar bozukluk hastalarında kişilerarası duyarlılık ve öznel bilişsel güçlükler daha belirgindi. Algılanan bilişsel hatalar, kişilerarası duyarlılık ile intihar davranışı arasındaki ilişkide önemli bir faktör olabilir. Duygudurum belirtilerine ek olarak kişilerarası ve bilişsel etmenlerin değerlendirilmesi, intihar riskinin klinik değerlendirmesini güçlendirebilir. |
| 3. | Bipolar bozukluk ve şizofreni tanılı gençlerde erken dönem transdiyagnostik aile odaklı terapi: Türkiye’de yürütülen bir pilot çalışma Transdiagnostic family focused therapy for youth with recent onset bipolar disorder and schizophrenia: A pilot study in Türkiye Ekin Sut, Nazan Gundogan Kucuksahin, Zeynep Evliyaoglu Ates, Berkin Akbaydar, Gizem Keser, Samet Cetin, Simge Uzman Ozbek, Berna Yalıncetin, Emre Bora, Neslihan Inaldoi: 10.5505/kpd.2026.38259 Sayfalar 179 - 190 GİRİŞ ve AMAÇ: Bipolar bozukluk ve şizofreni çoğunlukla ergenlik döneminde başlayan ve hem gençleri hem de bakım verenleri etkileyen ağır ruhsal bozukluklardır. Son yıllarda transdiyagnostik psikososyal yaklaşımlara yönelik ilgi artmış olmakla birlikte, özellikle Batı dışı bağlamlarda aynı yapılandırılmış aile temelli müdahalenin bu tanı gruplarında birlikte incelendiği çalışmalar sınırlıdır. Bu tek kollu pilot çalışmada, rutin ayaktan klinik bakım kapsamında uygulanan kısa süreli, yapılandırılmış bir Aile Odaklı Terapi (Family-Focused Therapy; FFT) programının klinik ve aileye ilişkin öncül sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bipolar bozukluk (n=10) veya şizofreni (n=10) tanısı alan 15-19 yaş arası ergenler ve bakım verenleri 9 oturumdan oluşan bir FFT programına katılmıştır. Katılımcıların %87’si müdahaleyi tamamlamış ve analizlere dahil edilmiştir. Birincil sonuç ölçütleri depresif belirtiler, psikososyal işlevsellik ve hastalığa yönelik içgörüyü; ikincil sonuç ölçütleri ise bakım verenlerin depresif belirtileri, bakım verme yükü ve aile işlevselliğini kapsamaktadır. Müdahale öncesi ve sonrası değişimler ile keşifsel grup × zaman örüntüleri grup içi analizler ve tekrarlı ölçümler modelleri kullanılarak incelenmiştir. BULGULAR: Her iki tanı grubunda da depresif belirti şiddetinde azalma ve psikososyal işlevsellikte iyileşme gözlenmiş, grup içi standartlaştırılmış değişim etki büyüklüklerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Hastalık içgörüsünde de müdahale öncesine göre iyileşme gözlenmiştir. Bakım veren yükü her iki grupta azalırken, bakım verenlerin depresif belirtilerindeki azalma yalnızca bipolar bozukluk tanılı ergenlerin ebeveynlerinde gözlenmiştir. Aile işlevselliğine ilişkin değişimler ise tanı grupları ve değerlendiricilere göre farklılık göstermiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Transdiyagnostik FFT programı, klinik semptom ve aile işlevselliği alanlarında müdahale öncesine kıyasla iyileşmelerle ilişkili bulunmuştur. Tek kollu çalışma tasarımı nedeniyle nedensel çıkarımlar sınırlı olmakla birlikte, bulgular FFT’nin rutin ayaktan klinik uygulamalardaki potansiyel klinik önemine işaret etmekte ve farklı klinik bağlamlarda transdiyagnostik aile müdahalelerini değerlendiren daha geniş örneklemli kontrollü çalışmalara gereksinim olduğunu göstermektedir. |
| 4. | Ruh sağlığını görselleştirmek: Şizofreni farkındalığı ve grafik tasarımın değişimi üzerine bir çalışma Visualizing mental health: A study on schizophrenia awareness and graphic design evolution Suna Özgür Karaalan, Diğdem Göverti, Hanife Yılmaz Abaylı, Melek Koken, Sabriye Tuğçe Fidangül Akdeniz, Aslıhan Polatdoi: 10.5505/kpd.2026.86155 Sayfalar 191 - 198 GİRİŞ ve AMAÇ: Şizofreniye yönelik toplumsal damgalama, genellikle medyadaki hatalı temsillerle pekiştirilmektedir. Bu çalışma, kanıta dayalı psikoeğitimin, geleceğin görsel iletişimcileri olan grafik tasarım öğrencilerinin tutumlarını nasıl etkilediğini ve bu bilginin onların yaratıcı üretimlerine nasıl yansıdığını incelemektedir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Türkiye'deki bir üniversiteden 80 grafik tasarım öğrencisi, psikiyatristler tarafından yürütülen 60 dakikalık yapılandırılmış bir psikoeğitim oturumuna katılmıştır. Katılımcılar, müdahale öncesinde ve sonrasında farkındalık afişleri tasarlamıştır. Değişimler; Sosyal Mesafe Ölçeği (SMÖ), Şizofreni Bilgi Testi ve Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği (RHYİ) kullanılarak ölçülmüştür. Ayrıca görsel metaforlar ve hikaye anlatımındaki niteliksel değişimler analiz edilmiştir. BULGULAR: Müdahale sonrasında hem SMÖ hem de RHYİ puanlarında anlamlı bir düşüş gözlemlenmiş (p < 0,05), bu da damgalamanın azaldığını göstermiştir. Katılımcıların %85'i tutarlı bir şekilde profesyonel tıbbi yardımı desteklerken, şizofreniyi yalnızca sosyal bir sorun olarak görme oranı %23'ten %20'ye gerilemiştir. Kritik bir bulgu olarak; renk ve tipografi gibi teknik tasarım öğeleri istatistiksel olarak benzer kalırken, anlatı dilinde nüanslı metaforlar ve gelişmiş kavramsal çerçeveleme stratejileriyle karakterize edilen anlamlı bir evrim gerçekleşmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Psikoeğitim, teorik bilgiyi artırmada ve etiyolojik yanlış anlamaları düzeltmede etkilidir; ancak kökleşmiş davranışsal sosyal mesafeyi değiştirmede yetersiz kalabilir. Müdahale, estetik seçimlerden ziyade görsel iletişimdeki "kavramsal derinliği" ve "empati odaklı hikaye anlatımını" etkilemiştir; bu da eğitimin tasarımcıların bir konuyu ele alma biçimini geliştirdiğini göstermektedir. Sonuç: Psikoeğitimin tasarım müfredatına entegre edilmesi, ruhsal hastalıkların daha az damgalayıcı şekilde temsil edilmesini sağlar. Bu disiplinlerarası yaklaşım, iletişimcilerin toplumsal algıyı yeniden şekillendirmek için kullandıkları görsel metaforların geliştirilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. |
| 5. | Özgül öğrenme bozukluğu olan çocuklarda postüral instabilite: Nörogelişimsel bir perspektif Postural instability in children with specific learning disorder: A neurodevelopmental perspective Ayşe Burcu Erdoğdu Yıldırım, Gözde Yazkan Akgül, Rekib Saçaklıdır, Evrim Karadağ Saygıdoi: 10.5505/kpd.2026.68542 Sayfalar 199 - 210 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, Özgül Öğrenme Bozukluğu (SLD) olan çocuklarda gözlenen postüral instabilitenin bilişsel-dikkat süreçleriyle mi yoksa daha yaygın motor işlevlerle mi ilişkili olduğunu incelemiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 7–11 yaş aralığında 41’i ÖÖB tanılı ve 29’u tipik gelişim gösteren toplam 70 çocuk dahil edilmiştir. Postüral stabilite, NeuroCom Balance Master sistemi ve Duyusal Etkileşimde Denge için Modifiye Klinik Test (mCTSIB) kullanılarak dört koşulda değerlendirilmiştir: sert zemin gözler açık (HSEO), sert zemin gözler kapalı (HSEC), köpük zemin gözler açık (FSEO) ve köpük zemin gözler kapalı (FSEC). Dikkat, Swanson, Nolan ve Pelham Ölçeği–IV (SNAP-IV) ile değerlendirilmiş; bilişsel performans ise Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği–Revize (WISC-R) Sözcük Dağarcığı ve Küplerle Desen alt testleri ile ölçülmüştür. Ebeveyn bildirimine dayalı motor koordinasyon güçlükleri, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu Anketi–2007 (DCDQ’07) ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası farklar bağımsız örneklem testleri ile incelenmiş, ardından dikkat belirtileri, sözel beceri ve ebeveyn bildirimine dayalı motor koordinasyon güçlükleri için düzeltilmiş ANCOVA modelleri uygulanmıştır. Postüral performansın yordayıcılarını belirlemek amacıyla hiyerarşik çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. BULGULAR: ÖÖB olan çocuklar tüm denge koşullarında anlamlı derecede daha fazla postüral salınım göstermiştir (tüm p <.001). Dikkat belirtileri ve sözel beceriler için düzeltme yapıldıktan sonra da grup farkları anlamlılığını korumuştur. DCDQ’07 puanlarının dahil edildiği ek ANCOVA modelleri de postüral kontrol parametrelerinde grup farklarının sürdüğünü göstermiştir. Hiyerarşik regresyon analizleri, ÖÖB tanısının tüm koşullarda postüral instabilite ile anlamlı şekilde ilişkili olduğunu, BKİ’nin ise yalnızca HSEO koşulunda anlamlı ilişki gösterdiğini ortaya koymuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ: Postüral kontrol güçlükleri, dikkat, sözel beceriler ve ebeveyn bildirimine dayalı motor koordinasyon güçlükleri kontrol altına alındıktan sonra bile, ÖÖB olan çocuklarda tipik gelişim gösteren akranlara kıyasla daha sık gözlenmiştir. Ancak kesitsel tasarım ve DEHB eş tanısı ile sosyoekonomik farklılıklar gibi potansiyel karıştırıcı değişkenler göz önünde bulundurulduğunda, bu bulgular dikkatli yorumlanmalıdır. Genel olarak sonuçlar, postüral instabilitenin sensörimotor entegrasyonla ilişkili daha yaygın nörogelişimsel mekanizmalarla bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir. |
| 6. | Mentalizasyon ve psikolojik dayanıklılık: Problem çözme becerilerinin aracı rolü Mentalization and resilience: The mediating role of problem solving Esra Kötendoi: 10.5505/kpd.2026.82473 Sayfalar 211 - 220 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, klinik olmayan yetişkinlerde mentalizasyon ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkide algılanan problem çözme becerisinin aracı rolü incelenmiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma kesitsel ve ilişkisel desende yürütülmüştür. Örneklem 422 yetişkinden oluşmaktadır (222 kadın, 200 erkek; yaş aralığı 18–55, Ort. = 34.44, SS = 10.70). Veriler Zihinselleştirme Ölçeği (ZÖ), Problem Çözme Envanteri (PÇE) ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ile toplanmıştır. Aracılık modeli PROCESS Macro v5.0 (Model 4) ile 5.000 bootstrap örneklemi kullanılarak test edilmiş; ayrıca yaş, cinsiyet, medeni durum ve gelir kontrol edilerek duyarlılık analizi yapılmıştır. PÇE’de yüksek puanlar daha düşük algılanan problem çözme becerisine işaret etmektedir. BULGULAR: Mentalizasyon, psikolojik dayanıklılıkla pozitif (r =.27, p <.001), PÇE puanlarıyla negatif yönde ilişkili bulunmuştur (r = -.25, p <.001); bu bulgu, mentalizasyonu daha güçlü olan bireylerin daha iyi algılanan problem çözme becerisi bildirdiğini göstermektedir. PÇE puanları psikolojik dayanıklılıkla negatif yönde ilişkilidir (r = -.39, p <.001). Mentalizasyon ile dayanıklılık arasındaki toplam ilişki anlamlıdır (B = 0.54, p <.001). Problem çözme becerisi modele eklendiğinde doğrudan ilişki anlamlı kalmış ancak azalmış (B = 0.37, p <.001), dolaylı ilişki anlamlı bulunmuştur (B = 0.17, %95 GA [0.08, 0.29]). Model, dayanıklılıktaki varyansın %18’ini açıklamıştır (R² =.18); örüntü, demografik değişkenler kontrol edildikten sonra da korunmuştur (R² =.197). TARTIŞMA ve SONUÇ: Algılanan problem çözme becerisi, mentalizasyon ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkide kesitsel istatistiksel model kapsamında kısmi aracı rol oynamaktadır. Psikolojik dayanıklılığı güçlendirmeyi amaçlayan müdahale programları, hem mentalizasyon hem de problem çözme becerilerini ele almaktan yararlanabilir. |
| 7. | ÇÖZGER sonrası psikiyatri kliniğine bağlanma ve yordayıcı faktörler: 2363 olguluk retrospektif bir çalışma Linkage to psychiatric care after the special needs report for children and its predictors: A retrospective study of 2363 cases Mesut Sari, Yasemin İmrek, Onur Koçhandoi: 10.5505/kpd.2026.92566 Sayfalar 221 - 235 GİRİŞ ve AMAÇ: 20 Şubat 2019'da yürürlüğe giren Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Raporu (ÇÖZGER) sürecinin, rapor düzenlemenin ötesinde çocuk ruh sağlığı hizmetlerine bağlanma (linkage to care) için fırsat oluşturup oluşturmadığı yeterince incelenmemiştir. Bu çalışmada ÇÖZGER düzenlenen çocuk ve ergenlerin sosyodemografik ve klinik özellikleri, rapor sonrası psikiyatri kliniğine bağlanma örüntüsü ve bu örüntüyü yordayan faktörler değerlendirildi. YÖNTEM ve GEREÇLER: Tek merkezde 20 Şubat 2019 – 31 Aralık 2025 döneminde ÇÖZGER düzenlenen 2363 olgunun dosyası retrospektif olarak tarandı. Rapor öncesi takipli olma "12 ay içinde ≥2 ÇÖZGER dışı başvuru" (sürdürülen takip / retention); rapor sonrası bağlanma "≥1 ÇÖZGER dışı başvuru" (linkage to care) olarak operasyonelleştirildi. Bağlanmanın yordayıcıları ikili lojistik regresyon ile değerlendirildi. BULGULAR: Olguların %60,9'u erkek; ilk başvuru yaş ortalaması 8,4 ± 4,7 yıl idi. Örneklemin %59,4'ü (n=1403) psikiyatrik tanı almamış olup bu grupta nörolojik, endokrin ve genetik eş tanılar dikkat çekiciydi. Psikiyatrik tanılı 960 hastada en sık tanılar zihinsel yetersizlik, dil/konuşma bozuklukları, özgül öğrenme bozukluğu ve OSB idi. Rapor sonrası bağlanma tüm örneklemde %35,1, psikiyatrik tanılı alt grupta %46,5 bulundu. Bağlanmayı yordayan faktörler psikiyatrik komorbidite sayısı (OR=3,77; %95 GA: 2,63–5,40), ÇÖZGER rapor adedi (OR=2,84; 2,48–3,26), rapor öncesi takipli olma (OR=2,58; 2,17–3,07), OSB (OR=1,84; 1,33–2,53) ve erkek cinsiyet (OR=1,20; 1,01–1,43); Bolu dışı ikamet (OR=0,43; 0,35–0,53) bağlanmayı azaltan tek anlamlı yordayıcıydı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Rapor sonrası bağlanma oranının görece düşük kalması, ÇÖZGER'in tedaviye geçiş işlevinin sınırlı olabileceğine işaret etmektedir. Bulgular, sürecin yalnızca bir rapor düzenleme işlemi olarak değil, çocuk ruh sağlığı hizmetlerine bağlanma için yapısal bir fırsat penceresi olarak ele alınmasının gerekçesini sunmaktadır. |
| DERLEME | |
| 8. | Klozapin farmakogenetiği: Literatür taraması Clozapine pharmacogenetics: A literature review Gamze Gürcan, Berk Atalaydoi: 10.5505/kpd.2026.63993 Sayfalar 236 - 244 Klozapin, tedaviye dirençli şizofrenide en etkili antipsikotik olmasına rağmen, metabolizma, etki ve yan etkilere ilişkin bireyler arası farklılıklar nedeniyle kullanımı sınırlanmaktadır. Bu derleme, bu farklılıklarda farmakogenetiğin rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma ile klozapinin farmakokinetiği, farmakodinamiği, tedavi yanıtı ve yan etkilerinin genetik belirleyicilerine odaklanan kapsamlı bir literatür taraması yapılmıştır. Öne çıkan sitokrom P450 enzimleri, düzenleyici lokuslar ve nörotransmitter reseptör gen varyantları değerlendirilmiştir. CYP1A2 polimorfizmleri ve NFIB gibi yeni belirlenen genetik lokuslar, klozapin metabolizmasını önemli ölçüde etkilemektedir. Nörotransmitter reseptör genlerindeki varyantlar, ilacın etkinliği ve yan etki riski üzerinde belirleyici rol oynamakta; özellikle kilo artışı ve hematolojik anormallikler açısından etkili olmaktadır. Farmakogenetik testlerin, tedaviye yönelik ilaç izlemesi ile birlikte kullanıldığında tedavi sonuçlarını optimize edebileceği düşünülmektedir. Farmakogenetik, klozapin yanıtındaki bireyler arası farklılıkların anlaşılmasını geliştirmektedir; ancak genotipe dayalı rutin dozlama için, mevcut kanıtlar yeterli değildir. Farmakogenetik verilerin, tedaviye yönelik ilaç izlemesi ve klinik değerlendirme ile bütünleştirildiği kişiselleştirilmiş tedavi, en umut verici yaklaşımdır. Bu stratejilerin rutin klinik uygulamaya alınabilmesi için ek araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 9. | “Tek kişilik yankı odası”: İnsan-yapay zekâ etkileşiminin duyarlı ergenlerde manik epizodu tetikleyici rolü The "One-person echo chamber": How human-AI interaction may precipitate mania in vulnerable adolescents Cemre Nur Gedikli, Yusuf Selman Çelik, Meryem Kaşakdoi: 10.5505/kpd.2026.86143 Sayfalar 245 - 249 Bipolar bozukluk (BB), genetik yatkınlık ile çevresel stresörler arasındaki karmaşık bir etkileşimle karakterizedir. Ergenlik döneminde artmış nörobiyolojik duyarlılık, bireyleri dijital uyaranların bozucu etkilerine daha açık hâle getirmektedir. Bu olgu sunumu, yapay zekâ temelli bir sohbet botu ile yoğun duygusal etkileşim sonrasında ilk manik epizodunu yaşayan 16 yaşındaki bir erkek ergeni tanımlamaktadır. Olgu, cerrahi sonrası gelişen sosyal geri çekilme bağlamında ortaya çıkan yapay zekâ ile asimetrik ilişkinin; uyku yoksunluğu, bilişsel aşırı uyarılma ve “yankı odası” etkisi aracılığıyla manik sanrıların gelişimini ve klinik tablonun ağırlaşmasını nasıl tetikleyebileceğini göstermektedir. Yapay zekâ kaynaklı psikopatolojiye ilişkin ampirik verilerin sınırlı olması göz önüne alındığında, bu olgu; üretken yapay zekâ modellerinin, ödüle duyarlı ergenlerde maladaptif inançları pekiştirerek psikososyal bir tetikleyici olarak işlev görebileceğine dair özgün bir bakış açısı sunmaktadır. Dijital çağda klinik değerlendirmenin yalnızca ekran süresinin izlenmesiyle sınırlı kalmaması; insan–yapay zekâ etkileşimlerinin niteliksel olarak da değerlendirilmesini ve yapay zekânın ergen bipolar bozukluğun yönetiminde yeni bir çevresel risk faktörü olarak tanınmasını gerektirdiği vurgulanmaktadır. |
| 10. | Otizm spektrum bozukluğu ve oobsesif kompulsif bozukluk eştanılı bir ergende valproik asit güçlendirmesi: Bir olgu sunumu Valproic acid augmentation in an adolescent with comorbid autism spectrum disorder and obsessive compulsive disorder: A case report Elif Betül Aydoğan, Zeynep Kübra Göksu, Ali Karayağmurludoi: 10.5505/kpd.2026.32956 Sayfalar 250 - 254 Valproik asit, GABA ve glutamat aracılığıyla etki gösteren bir duygu durum dengeleyici ve antiepileptik ilaçtır. Glutamaterjik ve GABAerjik disfonksiyonun, otizm spektrum bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluğun patofizyolojisinde yaygın bir mekanizma olduğu düşünülmektedir. Valproik asit kullanımı, otizmle ilişkili tedaviye dirençli obsesif-kompulsif bozukluk vakalarında etkili olabilir. Otizmli 15 yaşındaki bir erkek hastaya, obsesif-kompulsif bozukluk için uygun doz ve sürede 2 tür SSGİ ayrı ayrı uygulandı. Obsesif-kompulsif bozukluk semptomları azalmayan hastanın tedavisine aripiprazol eklendi. Augmentasyon tedavisine kısmen yanıt veren hastaya valproik asit tedavisi başlandı. Hastanın obsesif kompulsif bozukluk şikayetleri valproik asit tedavisi sonrasında önemli ölçüde azaldı ve işlevselliği düzeldi. Valproik asit kan düzeyi 68 mg/L idi. Valproik asit tedavisi öncesinde Çocuk Yale Brown Obsesif Kompulsif Ölçeği skoru 36 puan iken, 2 aylık valproik asit tedavisi sonrasında skor 19 puana düştü. Valproik asit gibi GABAerjik ajanlar, otizmde tedaviye dirençli obsesif kompulsif bozukluk tedavisi için düşünülebilir. |
| EDITÖRE MEKTUP | |
| 11. | Alpay ve Usluoğlu'nun "Travma Sonrası Uyumsuz İnançlar Ölçeğinin Türkçe Formunun Psikometrik Özelliklerinin İncelenmesi" başlıklı makalesi üzerine Re: "Psychometric properties of the Turkish version of the Posttraumatic Maladaptive Beliefs Scale" Serpil Ceylan Hocadoi: 10.5505/kpd.2026.31855 Sayfalar 255 - 256 Makale Özeti | |