| EDITÖRDEN | |
| 1. | Pardon! Siz kimin annesisiniz? Excuse me! Whose mother are you? Ozge Yenierdoi: 10.5505/kpd.2026.27448 Sayfalar 75 - 79 |
| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 2. | Alkol kullanım bozukluğunda aşermenin bağımlılık şiddeti ile ilişkisi: Psikolojik esnekliğin aracı rolü Linking craving to addiction severity in alcohol use disorder: The mediating impact of psychological flexibility Enver Denizhan Ramakan, Doğukan Gül, Abdullah Keleş, Veysel Güleçdoi: 10.5505/kpd.2026.66664 Sayfalar 80 - 87 GİRİŞ ve AMAÇ: Alkol Kullanım Bozukluğu (AKB), düzenlenmesi güç alkol kullanımı ve kalıcı aşermelerle karakterize, uzun süreli bir ruh sağlığı sorunudur. Bu özellikler, artan bağımlılık şiddetine ve nüks riskine katkıda bulunur. Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin (ACT) temel bileşenlerinden biri olan psikolojik esnekliğin, bireylerin aşermeleri madde kullanımına başvurmadan tolere etmelerine yardımcı olduğu gösterilmiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, psikolojik esnekliğin, AKB’li bireylerde alkol aşermesi ile bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkide aracı bir rol oynadığı hipotezini incelemiştir. Örneklem, Penn Alkol Aşerme Ölçeği, Kabul ve Eylem Formu–Madde Versiyonu ve Bağımlılık Profil İndeksi’ni dolduran 86 AKB tanılı bireyden oluşmuştur. Psikolojik esnekliğin olası aracı etkisi aracılık modeli kullanılarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Aşerme, bağımlılık şiddeti ile pozitif; psikolojik esneklik ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Psikolojik esneklik, bağımlılık şiddetinin azalmasını anlamlı şekilde yordarken, aşerme ile bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkiye kısmi aracılık etmiş ve toplam etkinin %29'unu açıklamıştır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgular, AKB’de psikolojik esnekliğin aşerme ile bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkide koruyucu bir rol oynadığını göstermektedir. Özellikle ACT temelli tedaviler olmak üzere, psikososyal müdahalelerin etkinliği psikolojik esnekliğe odaklanılarak artırılabilir. Bu mekanizmaların doğrulanması ve klinik uygulamaları desteklemesi için daha ileri boylamsal ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| 3. | Anorektal malformasyonlu çocukların ebeveynlerinde psikodrama grup terapisinin anksiyete üzerindeki etkisi The effect of psychodrama group therapy on anxiety in parents of children with anorectal malformations Aslihan Eslek, Gül Özyüksel, Batuhan Özen, Emre Divarcidoi: 10.5505/kpd.2026.82195 Sayfalar 88 - 96 GİRİŞ ve AMAÇ: Anorektal malformasyon (ARM) tanılı çocuklara sahip ebeveynlerin yaşam kalitesi ve anksiyete düzeylerini değerlendirmek ve psikodrama grup terapisinin anksiyete düzeylerine etkisini incelemektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi iş birliğiyle düzenlenen anorektal malformasyon uzman aile buluşması’na katılan ebeveynler ile yürütüldü. Katılımcılara öncelikle demografik bilgi formu, Hamilton Anksiyete Ölçeği (HAM-A) ve EUROHIS Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulandı. Ardından 3 saatlik tek oturumdan oluşan yapılandırılmış psikodrama grup terapisi gerçekleştirildi. Psikodrama sonrası katılımcılara yeniden HAM-A uygulandı. Veriler, Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya 22 ebeveyn (11 erkek, 11 kadın) katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 35.2 ±11.7 (19-65) olarak saptandı. Psikodrama öncesi ve sonrası anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Ayrıca EUROHIS yaşam kalitesi puanları ile ilk ve son test HAM-A anksiyete düzeyleri arasında orta düzeyde, negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla r=-,0,53; p<0,05; r = -0,57, p<0,05). TARTIŞMA ve SONUÇ: Psikodrama grup terapisi, ARM’li çocuklara sahip ebeveynlerin anksiyete düzeylerinin azaltılmasında etkili olmuş, yaşam kalitesi ile anksiyete düzeyi arasında anlamlı bir ilişki ortaya koymuştur. Bu bulgular, psikodramanın bu özel grupta uygulanabilir ve faydalı bir müdahale yöntemi olabileceğini göstermektedir. |
| 4. | Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan erişkinler için hızlı erteleme anketinin Türkçe geçerlik ve güvenilirlik çalışması Reliability and validity of the Turkish version of the quick delay questionnaire for adults with attention deficit/hyperactivity disorder Selin Karakaya, Irem Akyol Ertekin, Bedriye Oncudoi: 10.5505/kpd.2026.93196 Sayfalar 97 - 104 GİRİŞ ve AMAÇ: Ertelemeye ilişkin süreçler, bireylerin bekleme durumlarına verdikleri duygusal, bilişsel ve davranışsal tepkileri ifade eder ve genellikle sabırsızlık, hayal kırıklığı ve anlık ödüllere yönelme eğilimi ile karakterizedir. Bu çalışmanın amacı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan erişkinlerde erteleme ile ilişkili özellikleri değerlendirmek üzere geliştirilen öz-bildirim ölçeği Hızlı Erteleme Anketi (Quick Delay Questionnaire for Adults, QDQ-A)’nın Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya DEHB tanısı almış 109 erişkin (ortalama yaş = 26.30 ± 7.19) ile 79 sağlıklı kontrol (ortalama yaş = 29.85 ± 6.95) dahil edilmiş; katılımcılara Erişkin DEHB Öz Bildirim Ölçeği (ASRS), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS) ve QDQ-A uygulanmıştır. BULGULAR: Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, ölçeğin özgün formu ile uyumlu şekilde ertelemeden kaçınma ve erteleme indirimi olmak üzere iki faktörlü bir yapı sergilediğini göstermiştir. İç tutarlılık analizinde Cronbach alfa katsayıları ertelemeden kaçınma alt ölçeği için 0.85, erteleme indirimi alt ölçeği için.70 olarak bulunmuş; test–tekrar test analizi ölçeğin kabul edilebilir düzeyde güvenirliğe sahip olduğunu göstermiştir (p <.001). DEHB grubunda QDQ-A alt ölçek puanları ASRS alt ölçekleri ile pozitif yönde ilişkili bulunurken, erteleme indirimi alt ölçeği ile HADS depresyon puanları arasında zayıf fakat istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (ρ =.193, p =.045). TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde edilen bulgular, QDQ-A’nın Türkçe versiyonunun erişkin popülasyonda erteleme ile ilişkili davranışları değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu desteklemektedir. |
| 5. | Hastanede yatan hastalarda sedatif psikotrop başlanmasının ardından erken dönemde vital bulgu değişiklikleri: Retrospektif kohort çalışması Short term vital sign changes following sedative psychotropic initiation in hospitalized patients: A retrospective cohort study Asli Ercan Dogan, Onur Memetoglu, Mert Emre Erden, Hale Yapıcı Eserdoi: 10.5505/kpd.2026.23697 Sayfalar 105 - 113 GİRİŞ ve AMAÇ: Olanzapin, ketiapin, mirtazapin ve trazodon gibi sedatif psikotrop ilaçlar, hastanede yatan hastalarda uykusuzluk, huzursuzluk ve ajitasyonun yönetiminde sıkça kullanılmaktadır. Ancak, özellikle tıbbi açıdan karmaşık hasta gruplarında bu ilaçların yaşam bulguları üzerindeki kısa dönem etkilerine ilişkin kanıtlar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, söz konusu psikotrop ajanların kısa dönemde sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp hızı, oksijen satürasyonu ve vücut ısısı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Yedi aylık dönemde psikiyatrik konsültasyonu istenen 871 olgu tarandı, seçim kriterlerini karşılayan 184 hasta çalışmaya dahil edildi. Her hasta için ilaç başlanmasından 24 saat önce ve 24 saat sonra olmak üzere altı standart zaman noktasında kayıt edilmiş yaşam bulguları incelendi. Tedavi grubu, dönem (ilaç öncesi–sonrası), günün zamanı ve grup*dönem etkileşimlerini değerlendirmek üzere doğrusal karma etkili modeller kullanıldı. Beş birincil dönem etkisine ilişkin çoklu karşılaştırmalar Holm düzeltmesiyle kontrol edildi. BULGULAR: Analizler, tüm yaşam bulgularında sabit etkilerin küçük olduğunu ve minimal fizyolojik değişikliklerle uyumlu olduğunu gösterdi. Kalp hızında ilaç başlama sonrası düzeltilmemiş analizde hafif bir azalma izlense de (β = −1.72 atım/dk, 95% CI −3.11 to −0.33; p =.017), bu etki çoklu karşılaştırma düzeltmesi sonrasında anlamlılığını korumadı (düzeltilmiş p =.083). Diğer yaşam bulgularında (sistolik ve diyastolik kan basıncı, vücut ısısı, oksijen satürasyonu) anlamlı dönem ya da etkileşim etkisi bulunmadı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, hastanede yatan hastalarda sedatif psikotrop kullanımının kısa vadede vital bulgular üzerinde klinik açıdan anlamlı bir değişiklik oluşturmadığını göstermektedir. Bulgular, bu ilaçların standart klinik izlem eşliğinde düşük dozlarda güvenli biçimde kullanılabileceğini desteklemekte olup uzun dönem etkileri değerlendirmek üzere prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| 6. | Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve eş tanı anksiyete bozukluğunun nöropsikolojik test performansına etkisi: Retrospektif bir klinik örneklem çalışması The impact of attention deficit/hyperactivity disorder and comorbid anxiety disorder on neuropsychological test performance: A retrospective clinical sample study Zeynep Vatansever Pınar, Tuğba Çebioğludoi: 10.5505/kpd.2026.18784 Sayfalar 114 - 128 GİRİŞ ve AMAÇ: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), özellikle çalışma belleği, inhibitör kontrol ve dikkat süreçlerinde belirgin yürütücü işlev bozukluklarıyla ilişkilidir. Anksiyete bozuklukları DEHB’ye sıklıkla eşlik eder ve bu bilişsel yetersizlikleri artırabilir ya da maskeyebilir. Bu çalışmada, DEHB ve eş tanılı anksiyete olgularında nöropsikolojik test performanslarının retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif, kesitsel çalışma Kartal Dr Lutfi Kirdar Şehir Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği’nde yürütülmüştür. 6–18 yaş aralığında, 01.01.2023–01.04.2024 tarihleri arasında dikkat eksikliği şikayetiyle başvuran olguların dosyaları incelenmiştir. Stroop Renk–Sözcük Testi, d2 Dikkat Testi, Sayı Dizisi ve Porteus Labirent Testi sonuçları kaydedilmiştir. Katılımcılar, klinik değerlendirme ve DSM-5 tanılarına göre altı gruba ayrılmıştır: DEHB, DEHB+anksiyete, DEHB+diğer tanılar, yalnızca anksiyete, diğer psikiyatrik tanılar ve tanı almayan grup. BULGULAR: Toplam 159 katılımcı (%53,5 erkek; ort. yaş=14,07±2,42) çalışmaya dahil edilmiştir. Sayı Dizisi testinde tanı almayan grubun puanları, tüm tanılı gruplardan anlamlı düzeyde yüksektir (p<0,01). d2 Dikkat Testinde DEHB grubunun hata oranları en yüksek bulunmuş, tanı almayan grupta ve yalnızca anksiyete bozukluğu tanı grubundan anlamlı şekilde farklı bulunmuştur (p<0,01). DEHB ve DEHB+anksiyete tanısı gruplarında Stroop-4, Stroop-5 ve toplam süreler anlamlı biçimde daha uzun bulunmuştur (p<0,01). Ayrıca, Stroop düzeltme puanları DEHB gruplarında artış göstermiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma DEHB ve eş tanı gruplarında çalışma belleği ve seçici dikkat, işlemleme hızında bozulmaları doğrulamıştır. Ayrıca DEHB ve DEHB+anksiyete gruplarında inhibitör kontrol ile ilişkili alanında anlamlı süre artışlarını göstermiştir. İnhibitör kontrolde anksiyetenin beklenen koruyucu etkisi, işlem süresinin uzamasıyla zayıflarken; çalışma belleği üzerinde ise anksiyetenin ek bir yük oluşturma olasılığı daha belirgin görülmektedir. Bulgular, DEHB’de yürütücü işlev yetersizliklerinin değerlendirilmesinde anksiyete varlığının dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. |
| DERLEME | |
| 7. | Majör depresif bozuklukta esketaminin etkinliğine dair meta analitik kanıtlar: Bir umbrella derleme Meta analytic evidence on esketamine in major depressive disorder: An umbrella review Safiye Zeynep Tatlı, Deniz Ceylan, Vesile Senturk Cankorurdoi: 10.5505/kpd.2026.68856 Sayfalar 129 - 145 Esketamin, hızlı antidepresan etkileri nedeniyle majör depresif bozukluğun, özellikle tedaviye dirençli depresyonun tedavisinde glutamaterjik bir seçenek olarak öne çıkmıştır. Esketamine ilişkin meta-analitik literatür giderek artmakla birlikte, çalışmalar arasındaki yöntemsel heterojenite ve meta-analizlere dahil edilen birincil çalışmaların kısmen örtüşmesi, bulguların klinik açıdan tutarlı biçimde yorumlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, esketaminin etkinliği ve güvenlilik profiline ilişkin kanıtların daha üst düzey bir çerçevede değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, erişkin MDB’de esketaminin etkinliği ve/veya güvenliğini değerlendiren yayımlanmış meta-analizleri kapsayan bir umbrella derlemedir. Arama, Aralık 2020-Aralık 2025 tarihleri arasında PubMed/MEDLINE ve Scopus veri tabanlarında gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar arası örtüşme ve sonuç tanımlarındaki heterojenite nedeniyle bulgular niteliksel olarak sentezlenmiş; değerlendirmede depresif belirti şiddeti, yanıt ve remisyon oranları, intihar düşüncesi, nüks ve idame ile güvenlilik ve tolere edilebilirlik ele alınmıştır. Toplam yirmi dokuz meta-analiz değerlendirilmiştir. Esketamin, plaseboya kıyasla depresif belirti şiddetinde azalma ile ilişkili bulunmuş; bu etkinin özellikle uygulamayı izleyen erken zaman dilimlerinde (saatler-günler) daha belirgin olduğu görülmüştür. Bildirilen etki büyüklükleri genellikle küçük ile orta düzeydedir. Yanıt ve remisyon oranları akut dönemde ve özellikle erken değerlendirmelerde esketamin lehine daha yüksek bulunmuştur. İntihar düşüncesine ilişkin sonuçlar sınırlı sayıda meta-analizde ele alınmış ve büyük ölçüde akut dönemle sınırlı kalmıştır. Nüks ve idameye ilişkin etkiler az sayıda meta-analizde raporlanmış olup, çoğunlukla benzer devam fazı çalışmalarına dayanmaktadır. Esketamin, en sık disosiyasyon, baş dönmesi, sedasyon ve gastrointestinal belirtiler gibi ciddi olmayan yan etkilerle ilişkili bulunmuş; buna karşın ciddi yan etkiler ve tüm nedenlere bağlı tedaviyi bırakma oranlarında tutarlı bir artış saptanmamıştır. Meta-analitik düzeyde intranazal esketamin, hızlı başlangıçlı ancak etki büyüklüğü sınırlı bir antidepresan etki ile ilişkilidir ve bu etkinin zamana duyarlı olduğu görülmektedir. Mevcut bulgular, esketaminin seçilmiş hastalarda özellikle erken dönemde semptomatik rahatlama sağlayan bir ek tedavi seçeneği olarak değerlendirilebileceğini düşündürmektedir. Uzun dönem etkililik, nüksü önleme ve intihar düşüncesi üzerindeki etkilerine ilişkin kanıtlar ise sınırlıdır. Klinik konumunun netleştirilebilmesi için, bağımsız olarak finanse edilen uzun dönemli çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 8. | Otizm spektrum bozukluğu olan bir hastada metilfenidat kaynaklı akut orofasiyal ve ekstremite diskinezisi Methylphenidate induced acute orofacial and limb dyskinesia in a patient with autism spectrum disorder Hanım Hülya Alınay, Hasan Şekerdoi: 10.5505/kpd.2026.75010 Sayfalar 146 - 150 Metilfenidat, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) eşlik eden Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılı çocukların tedavisinde kullanılan birinci basamak farmakolojik ajan olmasına rağmen, nadiren hareket bozukluklarına yol açabilmektedir. Bu olgu sunumunda, aripiprazol tedavisinin aniden kesilmesinden dört hafta sonra yüksek doz modifiye salınımlı metilfenidat başlanmasını takiben akut orofasiyal ve ekstremite diskinezisi gelişen 9 yaşındaki bir erkek olgu sunulmaktadır. Diskinezi, stimülan tedavisinin kesilmesiyle tamamen gerilemiş ve daha sonra yapılan kademeli doz titrasyonunda nüks etmemiştir. Olgu, antipsikotik çekilmesine bağlı gelişen dopaminerjik aşırı duyarlılığın, stimülan kaynaklı diskinezi eşiğini düşürebileceği hipotezi bağlamında tartışılmaktadır. Ayrıca, özellikle yakın zamanda antipsikotik kesilme öyküsü olan nörogelişimsel bozukluğa sahip hastalarda, stimülan tedavisine yeniden başlanırken dikkatli doz titrasyonunun ve yakın klinik takibin önemi vurgulanmaktadır. |
| 9. | Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı bir ergende uzun etkili metilfenidat ile intihar girişimi: Klinik yönetim ve biyopsikososyal yaklaşım A suicide attempt with long-acting methylphenidate in an adolescent with attention deficit hyperactivity disorder: Clinical management and a biopsychosocial approach Nefise Büşra Çelebi, Müjdat Erarkadaş, Nursu Çakın Memikdoi: 10.5505/kpd.2026.83479 Sayfalar 151 - 156 Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), intihar düşüncesi, intihar girişimi ve tamamlanmış intihar açısından iyi bilinen bir risk faktörüdür. DEHB’nin farmakolojik tedavisinde ilk seçenek olan metilfenidat, giderek daha yaygın reçete edilmektedir. Metilfenidat kullanım oranlarının artması ve DEHB’li bireylerde intihar prevalansının yüksekliği göz önüne alındığında, klinisyenlerin bu kolay erişilebilir ilaçla gerçekleşen intihar girişimleriyle daha sık karşılaşmaları beklenmektedir. Ancak DEHB olgularında, metilfenidat ile intihar girişimlerine dair sınırlı sayıda olgu bildirilmiştir. Bu olgu sunumunda, DEHB tanılı 14 yaşındaki bir kız ergenin 900 mg uzun etkili metilfenidat alarak gerçekleştirdiği intihar girişimi biyopsikososyal açıdan kapsamlı şekilde değerlendirilmekte; intiharın altında yatan mekanizmalar ve risk faktörleri tartışılmaktadır. Literatürde yeterince ele alınmamış bir konu olan çocuk ve ergenlerde yüksek doz metilfenidat alımına yönelik klinik yönetim de ele alınmaktadır. Bu olgu, ergenlerde intihar davranışına zemin hazırlayabilecek; tedavi edilmeyen DEHB, psikiyatrik eş tanı, işlevsiz aile dinamikleri, duygusal düzensizlik, dürtüsellik, sosyal stresörler, akademik güçlükler, ailede intihar öyküsü ve yetersiz baş etme becerileri gibi çok sayıda risk faktörünü ortaya koymaktadır. Yazımız, DEHB tedavisinin sürekliliğinin sağlanmasının, DEHB tanılı ergenlerde intihar düşüncesinin rutin olarak taranmasının ve ebeveyn psikoeğitiminin önemini vurgulamaktadır. İntihar davranışı, biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimiyle şekillenen karmaşık ve çok faktörlü bir süreçtir. Biyopsikososyal modele dayanan multidisipliner bir yaklaşım, etkili değerlendirme ve müdahale açısından elzemdir. |
| EDITÖRE MEKTUP | |
| 10. | The clinical importance of caregiver mental health in autism outpatient care Zeynep Seda Albayrakdoi: 10.5505/kpd.2026.10586 Sayfalar 157 - 158 Makale Özeti | |
| 11. | Tespitin ötesinde: Bilimsel yayıncılıkta büyük dil modellerinin görünmeyen riskleri Beyond detection: The quieter risks of large language models in scientific publishing Ömer Asandoi: 10.5505/kpd.2026.32548 Sayfalar 159 - 160 Makale Özeti | |