| EDITÖRDEN | |
| 1. | Bilimsel performansı değerlendirmekte kullanılan güncel yaklaşımlar ve Türkiye’de Akademi The current methods to assess scientific performance and Academia in Turkey Emre Boradoi: 10.5505/kpd.2025.00947 Sayfalar 91 - 94 |
| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 2. | Duygu düzenleme güçlüğü, psikolojik dayanıklılık ve depresyon, meme kanserli hastalarda uzamış yas bozukluğu ile ilişkilidir Difficulty in emotion regulation, psychological resilience, and depression are associated with Prolonged Grief Disorder in patients with breast cancer Buket Er, Şükrü Alperen Korkmaz, Lokman Koral, Demet Güleç Öyekçindoi: 10.5505/kpd.2025.41961 Sayfalar 95 - 104 GİRİŞ ve AMAÇ: Yas, meme kanseri tanılı kadınların karşılaştıkları potansiyel kayıplara verdikleri doğal bir tepkidir. Bildiğimiz kadarıyla, meme kanserli kadınlarda uzamış yas bozukluğu (UYB) üzerine bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, meme kanserli hastalarda UYB'yi etkileyen sosyodemografik, kansere özgü ve psikolojik faktörler ile psikolojik dayanıklılık (PD), duygu düzenleme güçlüğü (DDG) ve uzamış yas arasındaki ilişki araştırılmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya kriterleri karşılayan meme kanseri hastaları dahil edilmiştir (N=177). Hastalara Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği-Hasta Formu, Yetişkinler için Dayanıklılık Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Formu ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. DSM-5 odaklı klinik görüşme de yapılmıştır. BULGULAR: UYB ile tümör evresi, nüks veya tedavi türleri gibi klinik değişkenler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. UYB ile ruhsal hastalık öyküsü ve aktif psikotrop kullanımı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. UYB yaş, toplam kanser süresi ve dayanıklılık ile negatif korelasyon göstermiştir. UYB ayrıca DDG ile pozitif ilişkiliydi. DDG’nin kısmi aracı değişken olduğu (PD→DDG→UYB) ve karıştırıcı faktörler kontrol altına alındıktan sonra PD ve UYB arasındaki ilişkide depresyon skorunun da, moderatör değişken olduğu bulunmuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızın bulguları DDG, depresyon ve PD'nin meme kanseri hastalarında UYB'yi etkilediğini göstermektedir. Altı aydan uzun süredir meme kanseri tanısı almış tüm hastaların uzamış yas açısından değerlendirilmesi ve gerekirse kayıplarını kolayca kabul etmelerine yardımcı olacak yas psikoterapilerine yönlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. |
| 3. | Fiziksel engelli bireylerin engel türüne ve engelin başlama zamanına göre başa çıkma stilleri ve psikolojik sağlamlıkları Physically disabled individuals' coping styles and resilience by disability type and onset Sare Aydın, Esma Akpınar Aslan, Sedat Batmazdoi: 10.5505/kpd.2025.66564 Sayfalar 105 - 112 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, fiziksel engelli bireylerin psikolojik sağlamlık ve başa çıkma stratejilerindeki farklılıkları, engelin türüne ve engelin doğuştan mı yoksa sonradan mı edinildiğine göre karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, psikolojik sağlamlığı etkileyen temel faktörler de kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmaya, farklı fiziksel engellere sahip 193 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar, Sosyodemografik Veri Formu (SDVF), Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formunun (BÇSÖ-KF) ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), doldurmuştur. Analizler, SPSS paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Doğuştan engelli bireylerin dayanıklılık puanlarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,03). Bununla birlikte, engel türüne göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Hiyerarşik regresyon analizi, cinsiyet ve engel süresinin psikolojik dayanıklılığı anlamlı bir şekilde yordadığını göstermiştir; kadınlar ve doğuştan engelli bireyler daha yüksek dayanıklılık düzeyleri sergilemiştir (p<0,05). TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, fiziksel engelli bireylerin benzersiz psikolojik ve sosyal zorluklarını ele alarak, onların ruhsal iyilik hallerini artırmaya yönelik özel destek hizmetleri ve rehabilitasyon programlarının önemini vurgulamaktadır. |
| 4. | Bireysel sağlık kaygısı ve ekolojik sağlık kaygısı; eko-anksiyete ve sağlık anksiyetesi arasındaki ilişki Worrying about individual health and worrying about ecological health; the relationship between eco-anxiety and health anxiety Fatma Subaşı Turgut, Masum Öztürkdoi: 10.5505/kpd.2025.33678 Sayfalar 113 - 122 GİRİŞ ve AMAÇ: Ekolojik sağlığın bozulmasına ilişkin kaygıları yansıtan eko-kaygı ile kişisel sağlığın bozulmasına ilişkin kaygıların bir göstergesi olan sağlık kaygısı arasında bir ilişki olabileceği varsayımıyla, eko-kaygı ile sağlık kaygısı, sağlık bilişleri ve sağlıkla ilgili üstbilişler arasındaki ilişkiyi araştırdık. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya yaşları 18 ile 25 arasında değişen 367 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar tarafından sosyodemografik veri formu, Hogg Eko-Anksiyete Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Envanteri, Sağlık Bilişleri Anketi ve Sağlıkla İlgili Üstbilişler Anketi doldurulmuştur. BULGULAR: Eko-anksiyete toplam puanı kadınlarda erkeklere göre anlamlı derecede yüksekti (p = 0.002). Eko-anksiyete ölçeği ile sağlık anksiyetesi, sağlık bilişleri ve sağlıkla ilgili üstbilişler ölçeklerinin toplam puanları arasında anlamlı pozitif korelasyon vardı (p < 0.001). Ayrıca, eko-kaygı düzeyi ile hastalıkla başa çıkma güçlüğü, algılanan hastalık olasılığı, hastalığın korkunçluğu, düşüncelerin hastalığa neden olabileceğine dair inançlar, önyargılı düşünmeye dair inançlar ve düşüncelerin kontrol edilemez olduğuna dair inançlar arasında anlamlı pozitif korelasyon vardı (p < 0.05). TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgularımız, çevresel krizlerin arttığı bir çağda eko-kaygı ve sağlık kaygısının iç içe geçmiş doğasına işaret etmektedir. Çalışmamız ayrıca eko-kaygı ile sağlık bilişleri ve sağlıkla ilgili üstbilişsel inançlar arasında pozitif bir korelasyon olduğunu ortaya koyarak bu kesişime işaret etmektedir. Ekolojik kaygı, sağlık kaygısı, sağlık bilişleri ve sağlıkla ilgili üst bilişler arasındaki karmaşık etkileşimi anlamak, hedefe yönelik müdahalelerin geliştirilmesi için önemlidir. |
| 5. | Perinatal depresyon, anksiyete ve cinsiyetçi inançlar arasındaki ilişki The relationship between perinatal depression, anxiety and sexist beliefs İmran Gökçen Yılmaz Karaman, Tuğçe Gündüz, Hale Kocabacak, Melih Velipaşaoğlu, Cennet Yastıbaş Kaçar, Blanca Bolea Alamanacdoi: 10.5505/kpd.2025.67366 Sayfalar 123 - 132 GİRİŞ ve AMAÇ: Cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmanın kadınların ruh sağlığı ile olumsuz ilişkisi olduğu bilinmektedir. Öte yandan, literatürde gebelik sırasında cinsiyetçilik ve ruh sağlığı üzerine sınırlı araştırma bulunmaktadır. Bu çalışmada, depresyon ve anksiyete gibi gebelikte yaygın görülen ruhsal bozukluklar ile cinsiyetçi inançlar arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu kapsamda, 18 yaş üstü 170 gebe kadınla iletişime geçilmiştir. Tüm katılımcılar sosyo-demografik ve klinik özellikleri ölçen bilgi formu, Tilburg Gebelik Sıkıntısı Ölçeği, Algılanan Sosyal Desteğin Çok Boyutlu Ölçeği, Hastane Kaygı ve Depresyon Ölçeği, Ambivalent Cinsiyetçilik Envanteri'nden oluşan bir ölçek bataryasını doldurmuşlardır. Değişkenlerin birbirleri arasındaki ilişkileri belirlemek için korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Depresyon ve anksiyetenin yordayıcılarının tespit edilebilmesi için ise iki ayrı hiyerarşik regresyon modeli test edilmiştir. BULGULAR: Sonuçlar, depresyon ve anksiyetenin, farklı yordayıcıları olduğunu göstermektedir. Literatürle tutarlı olarak; olumsuz duygulanım, partner katılımı ve algılanan sosyal destek hem depresyonu hem de anksiyeteyi anlamlı şekilde yordamaktadır. Olumsuz duygulanım ve partner katılımı Tilburg Gebelik Sıkıntısı Ölçeği'nin faktörleridir. Ancak bu üçü dışında ortak bir yordayıcı değişken bulunmamaktadır. Bu ortak üçlüye ek olarak, düşmanca cinsiyetçilik depresyonu anlamlı şekilde yordamaktadır. Ayrıca, düşük eğitim ve gebelikle ilişkili sağlık sorunları depresyon üzerinde anlamlı yordayıcı etkisi bulunmamaktadır fakat anksiyetenin bu ikisi tarafından anlamlı düzeyde yordandığı görülmektedir. Bu bağlamda bulgular, perinatal dönemde gözlenen depresyon ve anksiyeteyi yordayan ortak değişkenler olduğu gibi, farklı yordayıcılarının da olduğunu göstermektedir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Gebe kadınların düşmanca cinsiyetçi tutumları anksiyeteyle ilişkili değildir ancak perinatal depresyon üzerinde yordayıcı gücü bulunmaktadır. |
| 6. | Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında miRNA’lar ile yürütücü işlevler arasındaki ilişki: Keşfedici bir analiz The relationship between miRNAs and executive functions in patients with obsessive-compulsive disorder: An exploratory analysis Efruz Pirdoğan Aydın, Hasan Demirci, Azra Gokovali Begenen, Hani Alsaadoni, Ömer Akil Özerdoi: 10.5505/kpd.2025.49699 Sayfalar 133 - 144 GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Çalışmamız, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) hastalarının bilişsel fonksiyonları ile glutamat ve serotonin gen ekspresyonlarını düzenleyen 12 miRNA'nın ekspresyon seviyeleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Amaç: Çalışmamız, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) hastalarının bilişsel fonksiyonları ile glutamat ve serotonin gen ekspresyonlarını düzenleyen 12 miRNA'nın ekspresyon seviyeleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Yöntem: Çalışmaya 70 OKB hastası ve yaş ile eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 35 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara Londra Kulesi (LK) testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKST), İz Sürme Testi (İST), Stroop Testi (ST), Sayı Dizisi Testi (SDT) ve Sözel Akıcılık Testi (SAT) uygulanmıştır. Katılımcıların venöz kan örneklerinden alınarak, gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (real-time PCR) yöntemiyle 12 miRNA'nın ekspresyon seviyeleri belirlenmiştir. BULGULAR: Bulgular: OKB hastalarının soyutlama, bilişsel esneklik, psikomotor hız ve sözel akıcılık performansları sağlıklı kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). miRNA 6740 ekspresyon seviyeleri, OKB hastalarında LK-toplam doğru skorları ile pozitif yönde ilişkili (p=0.010) ve sağlıklı kontrollerde ST-enterferans süresi ile negatif yönde ilişkiliydi (p=0.020). TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Çalışmamız, OKB hastalarının yürütücü fonksiyonlarda bozulma gösterdiğini ve hem OKB hastalarında hem de genel olarak miRNA-6740 ekspresyon seviyelerinin yürütücü fonksiyonlarla ilişkili olabileceğini göstermiştir. miRNA-6740-5p’nin bilişsel fonksiyonlarla ilişkisini daha iyi anlamak için gelecekteki çalışmalarda altta yatan mekanizmalar araştırılmalıdır. |
| GÖRÜŞ YAZISI | |
| 7. | Psikanaliz diyalektiği neden benimseyemedi: İmplisit psikoterapi ile ileri yönde değişim sağlamanın yolakları- Bölüm I Why psychoanalysis failed to embrace dialectics: Pathways for progressive change through implicit psychotherapy - Part I Vedat Şardoi: 10.5505/kpd.2025.39049 Sayfalar 145 - 160 Otoriteler toplumda ruh sağlığının, alana yapılan büyük yatırımlara rağmen kötüleştiğini açıkça kabul etmektedirler. Geçen yüzyıl boyunca klinisyen ve kuramcılar iyileştirim konusuna yönelik geleneksel yaklaşımları sorgulamak ve geliştirmek icin çeşitli yollara başvurdular gösterdiler. Ancak, tıpkı ideolojik hareketler dünyasında görüldüğü gibi, bu çabalar psikoterapi alanında bölünmelere ve biyolojik psikiyatri ve nörobilimde de enkoheran bir anlatıya yol açtılar. Bu makale psikoterapiye genel bir yaklaşım olanaklarını araştırmakta ve bu doğrultuda psikanalitik düşünce, felsefe, güç dinamikleri, psikotravmatoloji, ve çağdaş popüler kültür arasında bağlar kurmaktadır. Yazar, sadece toplumda değil, bireyin yaşlantılamasında da değişimin felsefi temelini ve özellikle Hegel diyalektiği ile ilişkisini değerlendirmektedir. Makale psikoterapi içerisinde örtük ve doğrudan etkenleri incelerken kendine ve çevreye yabancılaşmayı çekirdek psikopatolojik konu olarak değerlendirmektedir. Özgürleştirici devinimleri destekleyen kapsamlı bir çerçeve olarak Diyalektik Dinamik Terapy (DDT) önerilmektedir. DDT İmplisit Psikoterapi ile bağlantılı olarak işlev görmektedir. İmplisit Psikoterapi, bu yaklaşımın temel iletişim tekniği olarak, dirençleri azaltmak için, ruhsal aygıtın simgesel ağları ile doğrudan temas kurmaktadır. Kişilerarası ve toplumsal müdaheleyi bireyin özüne yönelik bir güvenlik tehdidi olarak görürken, Hasta ile psikoterapist arasındaki örtük enkripsiyon bu etkileşimin güvenliğinde temel bir rol oynamaktadır. Bu yazıda dijital beyin kavramını ele almaya uygun yeni bir zihin modeli de biçimlendirilmiştir. Bu yazıda önerildiği ve tanımlandığı biçimiyle Diyalektik Söylem, etik ve profesyonel sorumluluk ve klinik sonuç konusunda hesap verebilirliği korumak koşuluyla, olanak bulunan en üst düzeyde iyileştirimi amaçlayan bu yaklaşımın temeli olarak değerlendirilmektedir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 8. | Spina bifida ve anoreksiya nervoza komorbiditeli bir olgu sunumu A case report of comorbid spina bifida and anorexia nervosa Bilge Targıtay Öztürk, Pınar Eğilmez, Misem Selin İlhan, Köksal Alptekindoi: 10.5505/kpd.2025.15931 Sayfalar 161 - 166 Fiziksel engelli genç kadınların her türlü yeme bozukluğuna yakalanma riskinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Çünkü bu hastaların fiziksel engelleri genellikle beden imajı bozuklukları, başkalarından yardım alma ihtiyacından kaynaklanan kontrolsüzlük duyguları ve istenilen hareket kabiliyetini sağlayacak kiloyu korumaya aşırı dikkat etme gibi bileşenleri içermektedir. Kronik hastalıklar ile yeme bozuklukları arasında böyle bir ilişki olmasına rağmen literatürde bu konuyla ilgili sınırlı sayıda yayın bulunmaktadır. Spina bifida, santral sinir sisteminin en sık görülen konjenital defektlerinden biridir ve dünya çapında yaklaşık 1000 doğumda 1 oranında görülür. Spina bifida hastalarında fiziksel, tıbbi, bilişsel, emosyonel ve psikososyal pek çok ikincil sonuç görülmekte ve bu sonuçlar ciddi bir hastalık yükü oluşturmaktadır. Spina bifidalı hastalarda beden memnuniyetsizliği yaygındır ve beden memnuniyetsizliği yeme bozukluklarının gelişimi için bir risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Anoreksiya nervoza, aşırı kilo alma korkusu ve beden algısının bozulmasıyla karakterize ciddi bir zihinsel hastalıktır. Anoreksiya nervozada hasta üzerinde hayati tehlike oluşturabilecek şiddetli kilo kaybı ve ikincil tıbbi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu olgu sunumunda spina bifidalı genç kadın hastada anoreksiya nervozanın tanı ve tedavi süreci detaylı olarak tartışılmaktadır. |
| 9. | Yas ile ilişkili nadir görülen bir psikosomatik bulgu hıçkırık: Olgu sunumu Hiccups, a rare psychosomatic symptom associated with grief: A case report Duygu Karagöz, Baran Aksoy, Nilfer Şahindoi: 10.5505/kpd.2025.06787 Sayfalar 167 - 170 Yas sürecinin uygun çözümlenemediğinde somatizasyon ve konversiyon reaksiyonlarına dönüştürülebildiği, bunun ‘’yastan kaçınma tarzı yanıt’’ olarak isimlendirildiği, psikolojik sıkıntıların somatik belirtilerle ifade yolu olduğu belirtilmektedir. Hıçkırık sık karşılaşılan, fizyolojik olan bir durumdur. Hıçkırık atakları genellikle 48 saat içinde kendiliğinden geçmekle birlikte 48 saat- 1 ay arasında devam ederse inatçı hıçkırık, 1 aydan fazla devam ederse dirençli hıçkırık olarak tanımlanmaktadır. Dirençli hıçkırığın organik, psikojenik ya da idiopatik nedenlere bağlı olabildiği bilinmektedir. Dirençli hıçkırığın organik nedenleri arasında; gastroenterolojik, nörolojik ve hematolojik pek çok hastalığın ve çeşitli ilaçların bulunduğu söylenebilir. Psikolojik nedenli hıçkırıklar nadir görülmekle birlikte organik nedenler dışlandıktan sonra dikkate alınmalıdır. Bu olgu sunumunda baba kaybı sonrası başlayan, geçmeyen, dirençli hıçkırık şikayeti ile tarafımıza başvuran bir ergen olgu ele alınacaktır. |
| 10. | Hunter Sendromlu 12 yaşındaki bir hastada olası lorazepama bağlı advers kutanöz ilaç reaksiyonu Adverse cutaneous drug reaction due to possible lorazepam in a 12-year-old patient with Hunter Syndrome Hanım Hülya Alınay, Esra Rabia Taşpolatdoi: 10.5505/kpd.2025.62443 Sayfalar 171 - 174 Benzodiazepinler hastaların yaklaşık %0,3'ünde advers kutanöz reaksiyonlara neden olabilir; lorazepam yetişkinlerde aşırı duyarlılık ve ekzantematöz erüpsiyonlarla bağlantılıdır. Orta etkili bir benzodiazepin olan lorazepam, anksiyete ve status epileptikus için yaygın olarak reçete edilir ve farmakolojik etkilerine gama-aminobütirik asit (GABA) aracılık eder. Bu raporda, Hunter sendromu olan 12 yaşındaki bir erkek hastada lorazepam tedavisinin kesilmesinden sonra düzelen lorazepam kaynaklı bir cilt reaksiyonu sunulmaktadır. |
| EDITÖRE MEKTUP | |
| 11. | Psikolojide bilindik ama gezilmemiş bir kıta: Madde kullanım bozuklukları ve yalan A known but unexplored continent in psychology: Substance use disorders and lying Kübra Sezer Katar, Zehra Ucar Hasanlidoi: 10.5505/kpd.2025.20586 Sayfalar 175 - 177 |
| 12. | Yapay zeka uygulamalarında aktarım Transference in artificial intelligence applications Gamze Zengin İspirdoi: 10.5505/kpd.2025.60352 Sayfalar 178 - 180 |