ISSN 1302-0099 | e-ISSN 2146-7153 | English
 
Cilt : 21   Sayı : 2   Yıl : 2018
Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler


 
J Clin Psy: 14 (2)
Cilt: 14  Sayı: 2 - 2011
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTIRMA MAKALESI
1.
Conners-Wells Ergen Öz-Bildirim Ölçeği Uzun Formu: Türk Ergenlerde Psikometrik ¦¦ Özelliklerinin Değerlendirilmesi *
Conners-Wells' Adolescent Self-Report Scale-Long Form: Evaluation Psychometric Properties for Turkish Adolescents
Sema Kaner, Şener Büyüköztürk, Elvan İşeri, Aylin Ak, Latife Özaydın
Sayfalar 71 - 84 (568 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmada Conners-Wells Ergen Özbildirim Ölçeği-Uzun (CWE00-U) formunun Türkçe'ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Aşamalı örnekleme yoluyla 12-17 yaşındaki 1898 ergenin CWEÖÖ-U'a verdikleri yanıtlardan elde edilen verilere doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği ayrıca alt ölçekler arası korelasyonlar, bilinen grupların kıyaslaması yöntemi ve madde analizi yoluyla da incelenmiştir Ölçüt geçerliği için CWEÖÖ- U'un Conners Anababa Dereceleme Ölçeği-Yenilen- miş/Uzun, Conners Öğretmen Dereceleme Ölçeği- Yenilenmiş/Uzun, Beck Depresyon Envanteri ve Çocuklar için Sürekli Kaygı Envanteri ile ilişkileri incelenmiştir CWEÖÖ-U'un iç tutarlılığı Cronbach alfa ve Spearman- Brown iki yarı güvenirliği teknikleriyle incelenmiştir Ölçeğin zaman içindeki tutarlığı ise test-yeniden test yöntemiyle test edilmiştir Bulgular: Doğrulayıcı faktör analizi, bir maddenin farklı bir alt ölçeğe yerleşmesinin dışında CWEÖÖ-U'nun Türk ergenlerinden elde edilen yapısının özgün ölçek ile özdeş olduğunu, güvenirlik analizleri de ölçeğin güvenirlik katsayılarının doyurucu düzeyde olduğunu ortaya koymuştur Sonuç: CWEÖÖ-U'nun Türkçe formunun, diğer bilgi kaynaklarının yanı sıra DEHB'nin uygulanan tedavinin etkisini belirlemede, ergenlerin görüşlerine dayalı olarak kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu söylenebilir Ancak, farklı DEHB tiplerinde ve farklı psikiyatrik tanı gruplarında ölçeğin yapı geçerliğinin incelenmesinde yarar vardır. Anahtar Sözcükler: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, Conners-Wells ergen özbildirim ölçeği-uzun form, doğrulayıcı faktör analizi, geçerlik, güvenirlik. (Klinik Psikiyatri 2011;14: 71-84)
Objectives: Purpose of this study was to provide Turkish version and investigate psychometric properties of the Conners-Wells' Adolescent Self-Report Scale-Long Form- CASS-L. Method: By the means of multistage sampling 1898 children and adolescents aged 12-17 years old were enrolled in this study and confirmatory factor analysis was performed for their responses to CASS-L form. The structure validity of the scale was also investigated by the correlations between subscales, item analysis, and the comparison of known groups. To evaluate criterion validity the correlation with Conners' Teacher Rating Scale- Revised/Long-CTRS-R/L, Conners' Parent Rating Scale-Revised/Long. CPRS-R/L, Beck Depression Scale, and State-Trait Anxiety Inventory were conducted. Internal reliability of CASS-L was measured with Cronbach's alpha coefficient and Spearman-Brown split half coefficient, and test-retest reliability was also investigated. Results: Confirmatory factor analysis suggested that CASS-L CPRS-R/L form's structure derived from Turkish children were fit to the original structure of the scale except one item. Conclusion: It was concluded that besides the other information sources, the Turkish form of CASS-L is a valid and reliable instrument based on adolescents' reports and can be use to determining the effects of treatment. However, CASS-L1 structure validity must be investigated on the adolescents with different types of ADHD and different psychiatric diagnosis.

2.
Genel Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Cinsel İşlev Bozukluğu ve İlişkili Sosyokültürel Parametrelerin Değerlendirilmesi
Female Sexual Disfunction and Evaluation of the Related Sociocultural Parameters in a General Psychiatric Outpatient Clinic
Derya Güliz Mert, Nurper Erberk Özen
Sayfalar 85 - 93 (850 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Psikiyatri Polikliniği'ne 2009 Ocak-Mart aylarında cinsel işlev bozukluğu (CİB) dışında başka yakınmalarla ilk defa başvuran, psikotik bir bozukluğu olmayan, en az bir yıl evli olan kadın hastalarda CİB varlığı, sıklığı ve etkileyen olası sosyokültürel faktörleri ortaya çıkarmaktır. Yöntem: Veriler, üç farklı anket ve yüzyüze görüşme ile elde edilmiştir. DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Psikiyatrik Görüşme Formu (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis I Disorders-SCID-I) uygulanmıştır. CİB tanısı koyabilmek için cinsel işlev yakınmalarının eksen I tanısından bağımsız olup olmadığı, kişiye sıkıntı veren bir durum olup olmadığı yapılan ayrıntılı görüşmelerde sorgulanmıştır. Cinsel sorun sıklığını değerlendirmek için Kadın Cinsel İşlev İndeksi (KCİİ) kullanılmıştır. Hastalar tarafından doldurulan anketlerde sosyodemografik özellikler ve sosyokültürel faktörler sorgulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35.9±8.6 yıldı. Kadınların %93'ü evkadını ve %50'si ilkokul eğitimliydi. Kadınlar ortalama 16.6±8.6 yıldır evliydiler. Bu araştırmada 20-74 yaş evli kadınlarda CİB yaygınlığı %36.2 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda CİB'i etkileyen sosyokültürel etmenlerin, ilk cinsel bilgileri öğrenme şekli, evlenme şekli, ailelerin cinselliğe karşı tutumu olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, kadın CİB yaygınlığı literatürle uyumlu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, değerlendirilen parametreler göz önüne alındığında, sosyokültürel yapının cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyebileceği söylenebilir.
Objectives: In this study we aimed to find out the prevalence of female sexual disfunction (FSD) and the sociocultural factors influencing it among at least one year old married women who applied to Kirikkale University Faculty of Medicine Psychiatry Outpatient Clinic by taking appointment with complaints different from female sexual dysfunction. Method: The data for investigation were collected through three distict questionnaires and face to face interview is used. For the diagnosis of DSM- IV axis I disorder SCID (Structured Clinical Interview for DSM-IV) were applied. To diagnose sexual disorder, complaints of sexual function has been questioned to detailed regardless of axis I disorder. In questionnaires filled out by patients, sociocultural factors and sociodemographic haracteristics were investigated. To assess FSD, Female Sexual Function Index (FSFI) is used. Results: The mean age of the participating women was 35.9±8.6 years. 93% of the women were housewife and 50% of education level was primary school. They had been married for 16.6±8.6 years on average. The prevalence of FSD was 36.2% among the married women of 20-74 of age. The factors affecting the sexual dysfunction were as follows: the way of learning the first sexual information, the form of marriage, family attitudes towards sexuality. Conclusion: In this study we find out that the frequency of FSD was consistent with the literature. For the diagnosis of sexual disorders face to face interview should be done because scale used for sexual disorders can only figure out the presence and the severity of sexual problems. According to the results of this study sociocultural structure can affect the sexual life can say.

3.
Şiddet İçeren Suç Davranışı Öngörülebilir mi? Erkek Mahkumlarda Yürütülen Bir Cezaevi Çalışması
Are Offenses Involving Violent Behaviour Predictable? A Prison Study Which Perforned on Male Offenders
Hüseyin Güleç, Medine Yazıcı Güleç, Semra Ulusoy Kaymak, Mürüvvet Topaloğlu, İsmail Ak
Sayfalar 94 - 102 (519 kere görüntülendi)
Amaç: Şiddet, sıklıkla suçla birliktelik gösteren önemli bir toplumsal sorundur. Bu çalışmada, suçlarında şiddet eylemi olan erkek mahkumların sosyodemografik, özgeçmiş ve klinik özellikleri ve bu özelliklerin suç davranışı ve pişmanlık duygusuyla ilişkisi araştırıldı. Yöntem: Cezaevinde yatan 116 erkek suçlu çalışmaya alındı. Suçlular şiddet suçu işlemiş (42) ve işlememiş olanlar (74) olarak iki gruba ayrıldı. Katılımcıların sosyodemografik verileri, öykü ve mevcut klinik özellikleri yarı yapılandırılmış bir görüşme ile değerlendirildi. Önceki şiddet öyküsü, ilk şiddet davranışı yaşı, ilişkilerde sebatsızlık, iş sorunları, madde kullanımı, kendine zarar verme ve pişmanlık duygusu sorgulandı. Mizaç ve Karakter Envanteri "Kendini Yönetme" alt boyutu, Belirti Tarama Listesinde genel belirti düzeyi ve Plutchik ve van Praag'ın Dürtüsellik Testi uygulandı. Bulgular: Şiddet suçundan hüküm giyenlerde iş uyumsuzluğu ve küçük yaşta suç işleme oranı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksekti. Ayrıca, bu grupta ruhsal sorunlar da, istatistiksel anlamlılık göstermemekle birlikte, daha yüksekti. Şiddet davranışını, geçmişteki ruhsal sorunlar ve iş uyumsuzluğunun öngördüğü belirlendi. Değişkenlerden hiçbiri pişmanlığı öngörmedi. Sonuç: İş uyumsuzluğu, küçük yaşta suç işleme ve ruhsal bozukluk yaşamış olmanın şiddet içeren suç davranışı için risk oluşturduğu görülmektedir. Şiddet ve suç davranışlarının anlaşılmasına yönelik kendi toplumumuza ait verilerimizin olması, şiddet ve suçu önlemeye yönelik toplumsal ve psikiyatrik rehabilitasyon çalışmaları için doğru bir temel oluşturacaktır. Anahtar Sözcükler: Şiddet, suç, pişmanlık.
Objectives: Violence is an important social problem, which frequently coexist with offense. In this study, sociodemografic, historical and clinical features of the male offenders, and the relationship of these features with violent behaviour and feelings of compunction has been investigated. Method: One hundred and sixteen male offenders were enrolled in the study. Subjects were separated into two groups as violente offenders (42) non-violente offenders (74). Participants' history, sociodemographic data and clinical futures are assessed with a semi-structured interview. Previous violence, age of first violent behavior, relationship instability, employment problems, substance use, self destruction and compunction were asked. Temperemant and Character Inventory, Self Directedness Subscale, general symptom level, Plutchik and van Praag's impulsivity test were applied. Results: Employment problems and young age at first violent incident were more common in violent offenders. In addition, although major mental illnesses in this group were higher, it didn't show statistical significance. Major mental illness in the history and employment problems were predicted violent behavior. None of the variables was predicted compunction. Conclusion: The history of the employment problems, the young age at first violent and the psychiatric disorders are seen to be the risk factor for the violent behavior in the offenders. To create data about the understanding of our population provides a right basic which is necessary for community and psychiatric rehabilitation interventions dealing with prevention of violent and offense.

4.
Mükemmeli Ararken: Bir İç Dünya Araştırması
Seeking for the Perfect: A Research of the Internal World
Nilgün Taşkıntuna, Gamze Özçürümez
Sayfalar 103 - 114 (599 kere görüntülendi)
Amaç: Kohut, kendilik psikolojisi kuramını geliştirirken Freud'a ve klasik psikanalize en temel eleştirisi kavramların biyolojik fikirlere dayalı oluşudur. Freud'un Darwin'den esinlenerek ortaya koyduğu ikili dürtü kuramında, saldırganlık içgüdüsel ve doğuştan gelen bir dürtü olarak bireyi korur, cinsel dürtü ise türün devamı için şarttır türü korur. Kohut'a göre ise saldırganlık narsi- sistik yaralanmaya verilen duygusal bir tepkidir, dürtü değildir, kendi başına bir olgudan çok yaralanmanın belirtisidir. Saldırıya uğrama korkusuyla hayatı neredeyse felç olmuş, dışa vuran davranışlarında dikkati çeken ancak kendisinin hiç farkında olmadığı saldırganlığı göz önüne alınarak seçilen Bayan A'yı kendilik psikolojisi açısından değerlendirirken iki kuram arasındaki bu temel farkı anımsamak önemlidir. Bu makalede, kendilik psikolojisi kuramı ışığında gerçekleştirilen bir iç dünya araştırması sunulmuştur. Yöntem: İlk yıl haftada bir kez 50 dakikalık seanslar olarak gerçekleştirilen psikanalitik yönelimli psikoterapi görüşmeleri son iki yıldır haftada ikiye çıkartılmış olup tedavi süreci devam etmektedir. Bulgular: Bayan A'nın belirgin ambivalansı, bir türlü sahip olduklarını beğenmemesi, bir yandan idealini elde etmek için sürekli uğraşması diğer yandan amacına ulaştığı anda ürküp bırakması; en azından bir süreliğine tatmin olmanın hazzını ve huzurunu yaşayamaması ve çocukken annesinin sık sık belirsiz sürelerle evden ayrılması Kohut'un kendiliknesnesi kavramıyla değerlendirilmiştir. Sonuç: Büyüme serüveninde çocuk, ancak narsisistik gereksinimleri kendiliknesneleri tarafından optimal biçimde karşılandığı zaman erişkin yaşamında patolojik narsisizmden korunabilir. Aksi takdirde kendilik, bütünleşmemiş ve hasarlı olacaktır.
Objectives: The basic criticism Kohut made to classical psychoanalysis while developing his self psychology theory is that the concepts formed by Freud were based on biological ideas. In Freud's dual drive theory inspired by Darwin, aggression protects individual as an instinctive and inborn drive. According to Kohut, aggression is not a drive but an emotional response to narcissistic injury. It is a symptom of injury rather than a phenomenon itself. It is important to remember this fundamental difference between the two theories while approaching Ms A in terms of self psychology, particularly considering her life being paralyzed by the fear of being attacked as well as her aggression expressed by her behaviors but not acknowledged by herself. Our aim is to present a research of the internal world in-light of self psychology theory. Method: The psychoanalytic psychotherapy is executed on once a week basis for 50 minute sessions during the first year of therapy, followed by twice a week sessions for the last two years. The treatment is still in progress. Results: The obvious ambivalence of Ms A, her dissatisfaction with what she already has, her constant pursuit for perfection until she is frightened by achievement and abandons it, her being unable to experience the pleasure and peace of satisfaction for at least a while and the fact that when she was a child, her mother often left home for undetermined periods of time had been evaluated through Kohut's selfobject concept. Conclusion: Only when the needs of the child is optimally met by her selfobjects, she can be protected from pathological narcissism in her adult life. Otherwise, the self will be damaged and lack coherence.

OLGU SUNUMU
5.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisinde Uzun Etkili Metilfenidat Kullanımı ile Enkoprezis Belirtilerinde ¦ Düzelme: İki Olgu Sunumu
Disappearence of Encopretic Symptoms in Treatment of Attention Deficit- Hyperactivity Disorder with Methyiphenidate Extended Release Medication: Two Case Reports
Ömer Faruk Akça
Sayfalar 115 - 118 (419 kere görüntülendi)
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile diğer psikiyatrik bozuklukların birlikteliği sık görülen bir durumdur ve sıklıkla tedavide güçlüklere neden olmaktadır. DEHB olan çocuklarda enkopretik belirtiler de sıklıkla görülmektedir. Enkoprezis tedavisinde davranışçı yöntemlerin etkili olduğu bilinmekle birlikte bazı psikotropik ilaçların da tedavide etkili olduğu ile ilgili bildirimler bulunmaktadır. Ancak bu ilaçların hangi mekanizmalar ile enkopretik belirtilerin düzelmesine katkıda bulundukları bilinmemektedir. Bu makalede dışkı kaçırma ve hareketlilik yakınmaları ile Çocuk Psikiyatrisi kliniğine başvuran, DEHB ve enkoprezis tanıları konulan ve kısa etkili metilfenidat tedavisi ile enkoprezis belirtilerinde herhangi bir değişiklik olmamasına karşın uzun etkili metilfenidat tedavisi başlanması sonrasında enkoprezis belirtileri tamamen kaybolan, dört ve on beş aylık izlemlerinde enkopretik belirtileri olmayan iki olgu sunulmuştur. Ayrıca bu olgularda DEHB ile enkoprezis birlikteliğinin olası nedenleri ve uzun etkili metilfenidatın enkopretik belirtiler üzerindeki olası etki mekanizmaları tartışılmıştır. Sonuç olarak enkopretik belirtilerle başvuran hastaların tedavisinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu eş tanısının da araştırılarak tedavi edilmesi enkopretik belirtilerin düzelmesine katkıda bulunabilir. Anahtar Sözcükler: Enkoprezis, metilfenidat, DEHB.
Comorbidity of Attention Deficit Hyperactivity Disorder (ADHD) with other psychiatric disorders is a common condition and frequently causes difficulties in treatment. Also comorbidity of ADHD and encopresis is known to be common. Despite behavioral methods are known to be effective in treatment of encopresis, some psychotropic drugs are stated to be effective in treatment of encopresis in the literature. However, the mechanisms of these drugs in treatment of encopretic symptoms are not known exactly. In this article two boys are presented who admitted to a Child Psychiatry clinic with complains of gaita incontinence and overactivity. After clinical assessment, these boys were diagnosed as encopresis and ADHD. Firstly, short acting methyiphenidate medication was administered to the patients, however, because of need for single dose medication, short acting methyiphenidate treatment was switched to the extended release methyiphenidate in both patients. Despite encopresis symptoms did not change with short acting methyiphenidate, these symptoms disappeared with extended release methyiphenidate treatment and did not recur during four and fifteen months of follow-up. The cases are presented and possible mechanisms of ADHD-encopresis comorbidity and possible mechanisms of effect of extended release methyiphenidate on encopresis are discussed in this article. As a conclusion, searching and treating ADHD symptoms may lead to recovery of encopretic symptoms in patients with ADHD and comorbid encopresis.

6.
Uzun Etkili Risperidon Kullanımına Bağlı Gelişen ITP Olgusu
A Case Report About ITP Caused By Long Acting Risperidone Usage
Gülcan Güleç, Semiha Tufan Temiz, Alev Büyükkınacı
Sayfalar 119 - 123 (332 kere görüntülendi)
Trombositopeni antipsikotik ilaçların nadir ancak tehlikeli olabilen bir yan etkisidir. İdiyopatik Trombositik Purpura (ITP) tanısı dikkatli bir öykü ve klinik bulgular ışığında trombosit yıkımında artma ya da yapımında azalmaya neden olan diğer nedenlerin ekarte edilmesi ile konulmaktadır. Atipik bulgular yoksa tanı için minimal laboratuvar değerlendirme önerilmektedir. Splenektomi öncesi, 40 yaş üstünde olan, atipik özellikleri olan ya da tedaviye yanıt vermeyen olgularda kemik iliği incelemesi yapılması önerilmektedir. ITP'de kemik iliği normal olup, megakaryosit sayısında artma olabilir. Bu makalede uzun etkili risperidon kullanımıyla ortaya çıkan bir idiopatik trombositopenik purpura olgusunun sunulması amaçlanmaktadır. Kronik şizofrenili 28 yaşındaki kadın hasta ilaç uyumu olmaması sebebi ile son 1 yıldır uzun etkili risperidon 25 mg/15 gün ile tedavi edilmektedir. Hasta son risperidon enjeksiyonundan 4-5 gün sonra ayak ve bacaklarında peteşial döküntüler, damağında ve diş etinde kanamalar olması, daha sonra peteşial döküntülerin vücuduna yayılması nedeniyle hastaneye başvurmuş ve ilaca bağlı ITP tanısı almıştır. Hastanın ilacı kesilerek steroid tedavisi başlanmasına rağmen kullanılan risperidonun uzun etkili olması nedeniyle ilaç vücuttan elimine edilene kadar trombosit sayısı düşük seyretmiştir. Trombosit fonksiyonlarını etkilediği bilinen antipsikotik- lerin trombosit sayısı üzerinde de ciddi yan etkilerinin olabileceği bu olguda görülmektedir. Özellikle uzun etkili antipsikotikler için, bu yan etki yaşamı tehdit edici olması açısından önem taşımaktadır.
Thrombocytopenia is a rare but dangerous side effect of antipsychotics. Idiopathic thrombocytopenic purpura is a condition which is diagnosed by exclusion of other causes of increase in thrombocyte degredation and decrease in thrombocyte production. If there is no atyp- ic finding, minimal laboratory evaluation is suggested. Before splenectomy, bone marrow evaluation is suggested for patients who are above 40 years, resistant to treatment or have atypic symptoms. Thrombocyte count may be normal in ITP, but there may be increase in megakaryocyte count. In this paper, our aim was to introduce a case of idiopathic thrombocytopenic purpura induced by long-acting risperidone. 28 years old female schizophrenia patient had been treated with 25mg/15 days long acting risperidone injections for the last one year because she was not compliant to her medications. She admitted to hospital after 4-5 days of her last injection,having petechial rash on her arms and legs which spread to her body afterwards and gingival bleedings and she was diagnosed drug induced ITP. Her medication was discontinued and steroid treatment was started, but since her medication was long-acting, her thrombocyte count was low until drug was eliminated from her body. In this case it was seen that, the antipsychotics which have been known to effect thrombocyte functions, may also have serious effects on thrombocyte count. Especially for long acting antpsychotics, it is important to mention that this side effect may have life threatening results.

 
 
Copyright © 2018 Klinik Psikiyatri. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale